Bugun...


YAZAR : ALİ OĞUZ

facebook-paylas
“SENİN ÖRDEKLER UÇTU”
Tarih: 01-04-2026 12:26:00 Güncelleme: 01-04-2026 12:26:00


“SENİN ÖRDEKLER UÇTU” 

Yaşanmış gerçek bir anı. Yazıda gerçek isimler kullanılmamıştır. 

Ali, Balıkesir’e tayin olduğunda iş yerine yakın olan Gümüş Çeşme Mahallesinde bulduğu bir evi kiralayarak evin boya badanasını, temizliğini bitirir bitirmez taşınıp yerleşti buraya. O yıllarda bu mahallenin köyden pek farkı yoktu. Sadece mahallede iki katlı olan iki ev dışında evlerin tamamı tek katlıydı. İki katlı evler dahil hepsi bahçe içlerine yapılmışlardı. Her evin önünde elli ile iki yüz elli metrekare arasında değişen bahçeler bulunuyordu. Ev sahipleri bu bahçelere ilkbaharda domates, biber, patlıcan, soğan ve marul gibi sebzeler ekip yetiştirmeye çalışıyorlardı. Evlerin çoğunda şehir şebeke suyu yoktu ama, şehir şebekesine bağlı olsun olmasın her evin önünde mutlaka bir tulumba bulunuyordu. Ali’nin kiralayarak oturduğu evinde şehir şebeke suyu olduğu halde kapı önünde de bir tulumba mevcuttu. Ekilen sebzeler tulumbadan çekilen sularla sulandığından her gün akşama doğru bahçelere gölgeler indiğinde başlayan taka tuka sesleriyle tulumbadan çekilen sular kovalara doldurularak sebzelerin köklerine taşınıyordu. Bahçesinde sebzelerini sulayan komşulardan birinin tulumba suyu bittiğinde yan komşularından biri bahçedeyse çekinmeden yardım isteyerek, boş kovasını bahçesinin çiti üzerinden uzatarak komşusu tarafından dolu olarak çitin üzerinden alıp sebzesine döküyordu. 

Mahallede komşuların hepsi birbirlerini tanıyordu. Kendi aralarında samimi bir hava vardı, bahçeye çıktıklarında komşusunu gören hal hatır sorar ve ayak üstü muhabbette tutuşurlardı. Ali buraya taşındıktan sonra işe gidip gelirken veya bahçeye çıktığında, başlangıçta onu gören herkes mahalleye yeni gelen komşularının tanımak için hal hatır sorarak onu tanımaya çalıştılar. Daha sonra bu yabancıyı daha iyi tanıyabilmek için ailece görüşme yarışına girdiler.  

Ali, kısa sürede peş peşe hoş geldin ziyaretine gelen komşularla giderek daha samimi olmaya başladı; hepsi iyi insanlardı fakat, misafirliğe gelen her komşu diğer komşuların zaaflarını, güvenilir olup olmadığını anlatıyor ve en güvenilir komşunun kendisi olduğu imajını vermeye çalışıyordu. Ali çok geçmeden komşularının karakterlerini öğrenmişti, bu insanlar samimi gözükseler de sürekli birbirlerinin açık yanlarını bulmaya çalışıyorlardı. Komşusunun ekonomik durumunu, aile yaşantısını daha doğrusu ayıbını sevabını yakaladıklarında dedikoduya dönüştürüyorlardı. Ali ve ailesi bu durumdan rahatsız olsalar da misafirilğe gelen her ailenin kendilerine her konuda yardımcı olacaklarını söylemelerinden mutluydular. Çünkü, birbirleri hakkında yaptıkları dedikodu dışında hepsi birbirlerine karşı samimi davranıyorlardı. Bu samimi tavırlarını mahalleye yeni gelen komşularından da esirgemiyecekleri muhakkatı.  

Ali, komşuları ile ilişkilerini geliştirirken her geçen gün eve gelen misafirlerin veya misafirliğe gittiği ailenin anlattıklarından tüm komşuların yaptığı işleri, aile yapılarını, zaaflarını öğreniyordu; her yeni öğrendiği bilgiler karşısında şaşkına dönüyordu. Komşular birbirlerine seslenirken isimleriyle hitap ederken bir araya geldiklerinde birbirlerini mahallede kullandıkları lakaplarla anlatıyorlardı. Ali’nin bitişiğinde oturana Postanede çalıştığı için herkes ondan bahsederken Postacı diyordu. Postacı, hanımı ve iki çocuğuyla komşularına fazla sokulmadan sakin yaşamayı tercih ediyordu.  

Postacının karşısında bir emekli assubay vardı, herkes ona Gedikli diyordu. Onu, her nedense fazla gören olmadığından hakkında fazla dedikodu yapılmıyordu. Ali’nin tam karşısında oturan kişiye herkes İspanyol ismini takmıştı. Bu evde elli altmış yaşlarında bir karı koca ve arada bir uğrayan evli erkek çocukları oluyordu. İspanyol’un ismi İskender’di, kendisine bu lakabın neden ve kimler tarafından takıldığı bilinmiyordu. İspanyol İskender, herkesin yardımına koşuyor, komşuların kurban ve adaklarını kesip yüzüyordu; buna rağmen komşuları onun dedikodusunu yapmaktan geri kalmıyorlardı. 

İspanyol’un karşısındaki evde Ayık Gezmez lakaplı Şevket, otuz beş kırk yaşlarındaki karısı Hande ve on dört on beş yaşlarındaki kızı oturuyordu. Ayık Gezmez, Bursa yolu üzerindeki içkili lokantalarda çalışıyor, eve her gün sabaha doğru zil zurna sarhoş dönüyordu. Ayık Gezmez işe, kızı okula gittikten sonra bu eve gün aşırı otuzlu yaşlarda bir erkek geliyordu, Hande ile bahçede kapı önünü kapatan asmanın altında gülüşüp oturuyorlardı. Hande komşulara, bu dayımın oğlu diyormuş ama komşular onun dostu olduğunu söylüyorlardı. Hande, bir süre sonra da hamile kalınca herkes çocuğun eve gelen kişiden olduğu dedikodusunu yaymaya başladılar.  

Bir ötede Sındırgı'lı, Sındırgılının evi iki katlıydı ve beş altı çocuğu vardı.  

Sındırgılının yan tarafında Rahmiye hanım vardı ve duldu. Rahmiye hanımın da evi iki katlıydı, üst katta kendisi, alt katta Sümerbank’ın banka bölümünde çalışan bir kiracısı oturuyordu.  

Rahmiye hanımın az ötesinde Öğretmen Mehmet. Öğretmen Mehmet emekliydi ve Ali onun bağımsız tek katlı evinde kiracıydı. Öğretmen Mehmet, karısı, delikanlı yaşlardaki oğlu ve kızıyla birlikte oturuyordu. Kendisi ve oğlu aşırı derecede kekemeydiler. Ali onunla her karşılaştığında onun yıllarca nasıl öğretmenlik yaptığına şaşardı. Ve diğerleri...  

Komşuların birçoğu farklı günlerde hoş geldin ziyaretine geldiler ve bir süre sonra da Ali ailesiyle birlikte komşularına iade ziyarette bulundu. Ali, bir yıl içinde çevresinde oturan tüm komşularla tanışmıştı fakat, oturduğu evin bahçesine komşu olan ve evin arkasına düşen komşusunu ne görmüş ne de karşılaşmıştı. Komşular onlardan Muhacirler diye söz etseler de arada bir bahçeye çıkan farklı yaşlardaki iki veya üç çocuk dışında kimseler yok gibiydi. 

Aradan bir yıldan fazla zaman geçmişti, yaşam aynı koşullarda devam ediyordu. Bir akşam Ali işten eve geldiğinde eşi: 

“Bu akşam arkamızdaki evde oturanlar misafirliğe gelecekler...” 

“Muhacirler mi?” 

“Evet, onlar.” 

“Buyursunlar gelsinler, bir eksiğimiz varsa alıp geleyim.” 

“Yok. Haberin olsun diye söyledim.” 

O günün akşamı orta yaşta bir erkek ve aynı yaşlarda hanımıyla birlikte misafirliğe geldiğinde Ali misafirlerini karşıladı, içeriye geçerek hoş beşten sonra aralarında tatlı bir sohbet başladı. Adamın adı Cevdet’ti, Bulgaristan’dan göç ederek gelmişlerdi. Orada çok baskı gördüklerini ve ailece göçe zorlandıklarını anlattı. Gelen çaylar içilirken Ali de sohbeti sürdürmek için memleketini, yaşadığı sıkıntıları yüzeysel olarak anlatmaya çalıştı. Cevdet: 

“Komşum kusura bakmayın, buraya taşındığınızı duyduk ama başımdaki bir beladan dolayı gelemedik!” 

“Hayırdır inşallah.” 

“Bundan yedi sekiz ay önce evimizin iki sokak arkasında oturan komşumuzun babası vefat etmiş, duyduğumuzda kalkıp cenaze işlerine yardımcı olmak üzere evine gittik. Müslim benim samimi arkadaşım, beni görünce ‘Cevdet babamı İnegöl’e götürüp orada defnedeceğiz, araban müsait ise yardımcı olur musun?’ dedi. Eve dönüp pikap arabamı alıp gittim. Tabuta konan cenazeyi arabanın arkasına attık, Müslim ve hanımı da yanıma oturdular çıktık yola.” 

“Yolda kaza mı yaptınız?” 

“Yok. Gayet rahat sohbet ede ede cenazeyi götürdük İnegöl’e. Cenazenin geleceğini duyan herkes orada toplanmıştı, elbirliğiyle cenazeyi mezarlığa götürüp defnettik. Eve döndüğümüzde cenaze sahiplerinin hazırladıkları yemeklerle karnımızı doyurduktan sonra ben dönmek için müsaade istedim. Cenazeyi içinde taşıdığımız tabutu geri götürmem için getirip pikabın arkasına koydular, tam yola çıkacaktım ki cenaze için gelen iki kişi yanıma gelerek ‘Biz de Balıkesir’e gidecektik, bizi de götürür müsün?’ dediler. Binin gidelim dedim. O arada bir kişi daha koşarak geldi: ‘Abi beni de Karacabey’e kadar alır mısın?’ dedi. Ben de ‘Ön dolu, pikabın üstü kapalı ama hava bayağı serin üşümem diyorsan atla arkaya’ dedim. Vatandaş geçti arkaya, çıktık yola...” 

Bu arada çay servisi yapılınca Cevdet verilen çaya iki şeker atıp bir süre karıştırdıktan sonra çayından bir yudum aldı ve: 

“Söylediğim gibi İnegöl'den çıktık yola.” 

Ali, araya girerek merakla sordu: 

“Yoksa dönerken mi kaza yaptınız?” 

“Keşke kaza yapsaydık da bu olay olmasaydı.” 

“Peki ne oldu?” 

“Ben Bursa’ya kadar yanımdaki arkadaşlarla sohbet ederek yolumuza devam ettik. Arkaya geçen arkadaştan ses seda çıkmadığı için onu unutmuştuk. Bursa’ya girdiğimizde Balıkesir plakalı arabayı gören üç kişi el edince onlara da durumu arz ettim ama başka vasıta bulamadıkları için geçtiler arkaya, az sonra iki kişi daha bizi durdurdu onları da aldım ve yoluma devam ettim. Bursa şehir merkezinden çıkınca sürati artırdım. Bir ara arkada itiş kakış sesleri duydum ama aldırış etmedim.” 

Cevdet çayından bir yudum daha aldı ve: 

“Karacabey’e yaklaştığımızda arkadan bir ses ‘Karacabey’de inecek var’ deyince yavaşlamaya başladım ve Karacabey’de durdum. Arkadaki adam arabadan inerek yanıma geldi ve: ‘Abi borcum ne’ dedi. Ben de ‘Ne verirsen ver dedim. Adam cebinden beş lira çıkarıp verdi ve bana ‘Abi haberin olsun senin ördekler(*) uçtu!’ dedi. Ben şaşkınlıkla ‘Ne uçtu?’ diye merakla sorduğumda o: ‘Bursa’da aldığın yolcular’ deyince adam şaka mı yapıyor diye şaşkınlıkla yüzüne bakıp durdum...” 

Cevdet çayından bir yudum daha içtikten sonra devam etti. 

“Adam bana: ‘Abi ben İnegöl’den Bursa’ya gelirken üşüdüm ve tabutun içine uzanıp kapağı da üzerime kapattım. Bursa’da binen yolcular kendi aralarında koyu bir sohbete tutuştular, bir ara biri çok üşüdüğünü söyleyerek arabadakilere sigara ikram etmeye başlayınca hafifçe tabutun kapağını açtım ve bana da bir sigara verir misiniz dedim. O anda adamlar çıldırdı, hortlak görmüşçesine peş peşe arabadan attılar kendilerini...’ ben duyduklarıma inanmayarak arabadan indim, arabanın arkasını kontrol ettim gerçekten arabada kimseler yoktu. Ne yapacağımı bilemeden öylece kalakaldım.” 

“Eee... sonra ne yaptın?” 

“ Arabada yanımda oturan arkadaşlara durumu izah ettim, ‘İsterseniz siz inebilirsiniz ben geriye dönüp o insanlara neler olduğunu öğrenmeliyim dedim. Yanımda oturanlar benimle birlikte geleceklerini söyleyince gerisin geri dönüp birlikte Bursa’ya kadar gittik fakat kimseye rastlayamadık. Çar naçar Balıkesir’e döndük.” 

“O insanlardan bir daha haber alamadınız mı?” 

“Asıl sorun ondan sonra başladı. Arabadan atlayanlardan bir ölmüş, diğerlerinin de çeşitli yerlerinde kırıklar ve yaralanmalar olmuş. Polis onların ifadelerini alınca biri arabamın plakasını hatırlamış, polis Balıkesir emniyetine plakamı verince gelip beni götürdüler; tutuklandım. Arabada yanımda oturan ve benimle Balıkesir’e gelen arkadaşların adreslerini almıştım, onları şahit göstererek suçsuz olduğumu olayın oluş şeklini anlattım. Fakat inanmadılar, Karacabey’de inen yolcunun adresini istediler, bilmediğimi söyledim. O adamı bulmaları için el altından akrabalarıma haber gönderdim fakat, bulamadılar. Aylarca tutuklu kaldım. Artık umudumu kesmiştim ve mahkemenin insafına kalmıştım. Son duruşmada kararı beklerken mahkemeye bir şahit geldiğini söylediler. Gelen kişiyi tanımıyordum; meğer arabadan atlayıp yaralananlardan biriymiş. Gelen şahit olayın nasıl meydana geldiğini anlattıktan sonra: ‘Bu adamın hiçbir kabahati yok, olaya sebep olan tabutun içine giren adam ve o adamın aniden tabutta çıkması ve bizim korkuyla kendimizi arabadan atmamız’ dedi. Allah razı olsun, onun verdiği ifadeyle tutuksuz yargılanmak üzere serbest kaldım.” 

“Cevdet bey, geçmiş olsun. Ucuz atlatmışsınız!” 

“Komşum keşke bununla bitseydi, bitmedi. Mahkeme devam ediyor, netice ne olur bilmiyorum. Asıl beni düşündüren arabadan atlayıp vefat edenin ailesi ve yaralıların açtıkları tazminat davası! Birkaç cephede süren davalar nedeniyle sürekli mahkemeye gidip geliyorum.” 

“Gerçekten fıkra gibi bir olay, umarım çıkacak sonuçlar sizi fazla üzmez  

- 

(*) Ördekler: Kamyon ve kamyonet tipi araçların yük taşırken kazanç sağlamak için yollarda arabalarına aldıkları yolcular için kullanılan terim. 

 



Bu yazı 117 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
4485 Okunma
4336 Okunma
3542 Okunma
3340 Okunma
3140 Okunma
2552 Okunma
1571 Okunma
1273 Okunma
804 Okunma
665 Okunma
618 Okunma
545 Okunma
534 Okunma
491 Okunma
462 Okunma
447 Okunma
429 Okunma
334 Okunma
332 Okunma
328 Okunma
324 Okunma
314 Okunma
283 Okunma
255 Okunma
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI