ANNE, BENİM ADIM NEDEN LARİSA?
Savaş sadece yetişkinleri öldürmez… Geleceğin hayalleri olan çocukları da öldürür.
Onlar daha büyümeye, hayal kurmaya, sevdikleri oyuncakların peşinden koşmaya bile fırsat bulamazlar. Bir gün okul çantasını hazırlayan bir çocuk, ertesi gün sığınakta korku içinde titrer. Savaş onların gülüşlerini susturur, gözlerine geceleri kabuslar getirir.
Çocukların kırılan hayalleri — kaybedilen bir müzik öğretmeni, bir doktor, bir ressam, bir bilim insanı demektir. Yalnız bir aile değil, bütün bir toplum geleceğini kaybeder. Savaş bittikten sonra bile çocukların yüreklerinde kalan yaralar uzun yıllar iyileşmez. Her bomba, her kurşun yalnızca bedeni değil, aynı zamanda hayalleri, umutları ve geleceği parçalar. Küçük yaşta tanık oldukları şiddet, çocukları duygusal olarak olgunlaştırsa da, bu olgunlaşma genellikle korku, kaygı ve güvensizlikle doludur. Çocuklar hayatın en doğal hakları olan oyun, eğitim ve güven içinde büyüme şansını elinden alır.
İşte bu yüzden, her savaşın en ağır ve trajik boyutu belki de budur: Geleceği olan çocukların kaderi yarım kalır. Onların kayıpları, sadece bireysel bir acı değil, bütün bir toplumun geleceğine vurulmuş derin bir darbedir. Bu yüzden her savaşın en ağır trajedisi, belki de budur: Geleceği olan çocukların kaderi yarım kalır.Böylesine unutulmaz gecelerden biri de Kara Ocak günüydü — 20 Ocak 1990.

O gün Sovyet ordusunun Bakü’ye yaptığı askeri müdahale sonucunda masum halk acımasızca kurşun yağmuruna tutuldu. Sokaklar, yollar ve evler kurşunlarla doldu; binlerce insan yaralandı, çok sayıda kadın, çocuk ve yaşlı şehit oldu.
Bu kanlı gecenin nedeni, Azerbaycan’ın bağımsızlık hareketini bastırmak ve SSCB yönetiminin ülkede kontrolü yeniden sağlamaktı. Ancak halkımızın özgürlük tutkusu ve cesareti böyle vahşeti durdurmaya yetti.
Azerbaycan halkına karşı işlenen bu suç, aslında insanlığa, hümanizme ve insan haklarına karşı gerçekleştirilen korkunç bir terör eylemidir. Bu faciada 147 Azerbaycan vatandaşı şehit olmuş, 638 kişi yaralanmış ve zarar görmüş, 841 kişi ise hukuksuz şekilde tutuklanmıştır. Sonuç olarak, insan haklarına dair birçok uluslararası belge, özellikle de Evrensel İnsan Hakları Bildirgesinin hükümleri açıkça ihlal edilmiştir.
Kara Ocak sadece bir trajedi değil, aynı zamanda Azerbaycan’ın bağımsızlık yolunda verdiği büyük kayıpların simgesidir. Bu olayın hatırası Şehitler Hiyabanında sonsuza dek yaşatılmış ve her yıl 20 Ocak günü halk tarafından anma törenleriyle yad edilmektedir. Kara Ocak, bize özgürlüğün değerini ve vatan uğrunda mücadelenin önemini öğretir.
Binlerce insanın huzurlu yaşamına ani bir son verildi. Sokaklar, yollar, evler kurşun yağmuruna tutuldu. Masum insanlar — kadınlar, çocuklar, yaşlılar — katliamın içinde kaldı. Babalar, kardeşler birbirinden ayrıldı, binlerce ailenin kaderi bir anda değişti.
O gece Azerbaycan halkı barış içinde yaşamanın hakkını korumaya çalışıyordu, ama kurşun yağmuruyla karşılaştı. İnsanların kalplerinde korku, gözlerinde ise kayıp ve üzüntü kaldı. Çocukların gülüşleri sustu, geleceğin hayalleri yarım kaldı, vatan için mücadele eden yetişkinler yaralandı veya şehit oldu.
Kara Ocak sadece bir gecenin trajedisi değildir — bu, Azerbaycan halkının özgürlük yolunda verdiği en ağır kayıplardan biridir. O gecenin hatırası her zaman hafızamızda yaşayacak, gelecek nesillere özgürlüğün değerini ve mücadelenin önemini hatırlatacaktır.
Yetişkinlerin şehit olduğu gecede çocuklar da vatan uğruna hayatlarını kaybetti. Binlerce insanın kanının aktığı, sokakların kırmızıya boyandığı o gece çok sayıda küçük çocuk da kurşunların kurbanı oldu, geleceğin hayalleri bir anda söndü. Henüz hayatı keşfetmeye fırsat bulamamış çocuklar oyunlarını, okullarını, sevdiklerinin varlığını kaybetti. Onların kaybı, trajedinin derinliğini daha da artırdı.
Böylesine masum şehit çocuklardan biri de Larisa Memmedova idi.
Larisa Mammedova 11 Ağustos 1977’de Bakü’de doğmuştu. Ancak ailesi bir süre Ukrayna’da yaşadığı için adı orada konulmuştu. Bakü’ye döndükten sonra Larisa adını beğenmiyor ve herkese, kimlik alırken adını “Lale” yaptıracağını söylüyordu. Bu isteği gibi diğer hayalleri de yarım kaldı…
Larisa 134 numaralı okulun öğrencisiydi. Müzikle özel ilgisi vardı, piyano dersleri alıyor ve gelecekte müzik öğretmeni olmayı hayal ediyordu. Resim yapmayı ve örgücülüğü de çok seviyordu — küçük kardeşi ve kız kardeşi için kıyafetler örer, yaptığı resimlerle herkesi şaşırtıyordu.
1990 yılının 19-20 Ocak gecesi, Larisa babası — otobüs şoförü Ferman Mammedov — ile işe gitmek istedi. Annesi buna karşı çıksa da Larisa inadından dönmedi. Yeni elbisesini, ayakkabılarını ve paltosunu giydi ve babasıyla birlikte evden çıktı.
O gece Bakü kurşun yağmuruna tutuldu. Sokaklar, arabalar, masum insanlar ateşe tutuldu. Larisa ve babası L. Schmidt adlı fabrikanın yanında otobüsteydiler. Açılan ateş sonucu Larisa göğsünden yaralandı ve olay yerinde hayatını kaybetti, babası ise ağır yaralandı.
Hastanelerde durum çok ağırdı — ışıklar sönmüş, yaralılar sayısızdı. O gece hayalleriyle yaşayan 13 yaşındaki bir kız da hayatla vedalaştı. Cesedi morgda bulundu — otobüsün kırık camları yüzüne dolmuş, ilk kez giydiği ayakkabıları kan ve cam parçaları içinde kalmıştı.
Larisa 1990 yılında Şehitler Hiyabanı’na defnedildi. Kimlikte adını değiştiremedi, müzik öğretmeni olma hayali de yüreğinde kaldı.
Larisa’nın annesi Galina anne, yıllardır hep siyah giyinir. Her gün kızının mezarını ziyaret eder, geceleri Larisa’yı rüyasında görür. Evde kızına ait tüm kıyafetler dağıtılmış — yalnız bir fular kalmış.
“Bu fuları 8 Mart’ta almıştık. Şimdi onun kokusunu sadece bu fulardan alıyorum,” diyor Galina anne.
O gece kurşunların hedefi olmasaydı, bugün Larisa 49 yaşında olacaktı. Belki ailesi, çocukları, sevdiği bir işi olacaktı. Ama 20 Ocak gecesi, onun hayalleriyle birlikte kurşunlarla yok oldu.
Larisa çocuk olarak dünyadan ayrıldı — ve hafızalarda da hep çocuk olarak kalacak. Onun hikayesi bir kez daha hatırlatıyor ki, özgürlük yolunda her trajedi, her kayıp unutulmamalıdır.

20 Ocak faciası, milli birlik ve vatanseverliğin simgesine dönüşmüş, halkımızın kendi özgürlüğü için verdiği mücadelenin onurlu tarihidir. Her yıl facianın yıldönümünde milyonlarca insan, başkentin en yüksek noktasında inşa edilen Şehitler Hiyabanını ziyaret eder ve kahramanlarını anmaktadır.
Şehitlerin değerli hatırasını derin bir saygıyla yad ederken, ulusal liderimiz Haydar Aliyev’in şu sözleri bir kez daha akla gelir:
"20 Ocak faciasında hayatını kaybedenler halk kahramanlarıdır, onlar milletimizin kahramanlarıdır. Onların ölümü bizim için, halkımız için büyük bir kayıptır. Ancak aynı zamanda onların şehit olması, halkımızın kahramanlık simgesidir. Dökülen kanları tüm halkımızın kanıdır. O kanın her damlasında halkımızın kudreti, kahramanlığı vardır; halkımızın milli özgürlük ve bağımsızlık arzuları vardır. O gece dökülen kanlar, Azerbaycan’ın bağımsızlığını simgeleyen milli bayrağımızın üzerindeki kandır."

Gençlerimiz tarihi gerçekleri bilmelidir. Yakın tarihimizin incelenmesi ve araştırılması önemli bir görevdir. 1990 yılının 20 Ocak faciası da öğrenilmeli ve gelecek nesillere olduğu gibi aktarılmalıdır. Kan hafızamıza sonsuza dek kazınmış olan 20 Ocak 1990 olayları, tarihimizin içinde hem trajediyi hem de kahramanlığı barındıran eşsiz bir sayfa ve Azerbaycan’ın sonraki kaderi üzerinde önemli etkisi olan bir dönüm noktasıdır.