Bugun...


YAZAR : ALİ OĞUZ

facebook-paylas
“MARABALAR AĞA, AĞALAR MARABA OLDU”
Tarih: 04-03-2025 16:01:00 Güncelleme: 04-03-2025 16:01:00


 

“MARABALAR AĞA, AĞALAR MARABA OLDU”

1986 yılında Balıkesir’den Konya’ya tayin oldum. Mehil müddeti sırasında Konya’ya giderek kiralık ev bulmaya çalıştım. Konya’ya gidişimin ikinci günü Emniyet müdürlüğü civarında perdesiz boş bulduğum bir evin zilini çaldım, kapıya çıkan yaşlı kadına, evin kiralık olup olmadığını sordum. Yaşlı kadın:

“İçindeki kiracı yeni çıktı, ben evin temizliğini yapıyorum iyi bir kiracı bulursak yine kiraya vereceğiz.”

“Ben Balıkesir’den yeni tayin oldum, kiralık ev arıyorum. Müsait iseniz evi görebilir miyim?” dediğimde olur alınca içeriye girip odaları dolaştıktan sonra evi beğendiğimi ve tutmak istediğimi söyledim.

Kadın, evli olup olmadığımı, çocuklarımın olup olmadığını, ne iş yaptığımı sordu. Benim verdiğim cevaplardan sonra, bu semtte evlerin pahalı olduğunu söyledi. Evin Almanya da çalışan oğluna ait olduğunu anlattı. Ayaküstü konuşmanın ardından kirada anlaştık:

“Evin temizliği bir iki saate kadar biter, uğra anahtarı al,” dedi. Söylediği saatte uğrayıp anahtarı aldığımda o bana:

“Biz Mevlâna türbesinin oralarda oturuyoruz, söyleyeyim adresi yaz. Ay başlarında kirayı oraya getirirsin” diyerek ev adresini yazdıktan sonra,

“Merak etmeyin, her ayın en geç beşinde kiranızı getiririm” dedim.

Ev merkezi yerdeydi, kaloriferli, 3+1 ve o günün koşullarına göre fiyatı uygundu üstelik herhangi bir sözleşme de yapmamıştık. Ben çıkarıp o ayın kira bedelini elden ödemek istediğimde kadın:

“Acelesi yok, taşındıktan sonra ödersiniz” dedi.

“Siz bu kirayı alın, biz buraya geldiğimizde bir sürü telaşımız olacak, hemen size uğrama fırsatı bulamayabiliriz” diyerek ödememi yaptım. Hemen o akşam otobüsüyle döndüm Balıkesir’e. Balıkesir de birkaç günde eşyalarımızı toparlayarak tutuğumuz bir kamyona yükleyip çıktık yola.

Konya’ya taşındıktan sonra işe başlama, eşyaların yerleştirilmesi derken aybaşını bulduk. Maaşımı aldığım hafta sonu gidip ev sahiplerimin evini buldum: Yaşlı kadın beni avlunun kapısında karşıladı ve orada bulunan divanda oturmam için yol gösterdi. Ev, bahçe içinde tek katlıydı ve önünde genişçe bir avlusu vardı. Avluda karşılıklı iki tahta divan ve divanların üzerinde temiz minderler ve duvar bölümünde üstleri çeşitli motiflerle işlenmiş temiz örtülerle kaplı yastıklar bulunuyordu. Avlunun bir köşesinde köyden yeni getirildiğini sandığım domates, biber, patlıcan, yeşil soğan ve maydanoz dolu çantalar bulunuyordu. Ev sahibi kadın: hal hatır sorduktan sonra,

“Ayakta durma buyur otur, ne içersin?” diye sorduğunda ben:

“Sağ olun bir şey içmeyeceğim, kiranızı getirmiştim verip gideceğim” dedim. Biz avluda ayaküstü konuşurken avluya giren yaşlı bir erkek konuşmamızı böldü. Kadın içeriye giren erkeğe açıklama yaparak:

“Kiracımız, kirayı getirmiş,” diye izahatta bulundu. Yaşlı adam:

“Hoş geldin, otur da biraz konuşalım.”

Geçip karşılıklı oturduk ve önce o söze girerek:

“Çoluk çocuk var mı? İyiler mi?”

“Ellerinizden öperler, biri kız biri oğlan iki çocuğum var.”

“Allah bağışlasın, nerelisin?”

“Elazığlıyım.

“Biz de Cihanbeyli'yiz, bizim de aslımız Elaziz.” Ardından da sayıklar gibi:

“Elaziz... Elaziz...” sözleri döküldü.

Çıkarıp kirayı verdim. Onun saymadan hanımına uzattığı kirayı hanımı da saymadan üzerindeki şalvarın cebine koydu. Kalkmak üzereydim, fakat ev sahibi oturup bir şeyler içmem için ısrar ediyordu. Bir süre daha oturmaya karar verdim ve ona Elazığ da unutamadığı ilginç anılarından söz etmesini istedim. O:

“Annemle babamın anlattıklarına göre orada iyi bir yaşamımız olmamış, buna rağmen büyüklerimiz hep memleket hasreti çekerek öldüler.”

“Elâzığ'ın neresindeydiniz? Ne zaman buraya geldiniz?”

“Biz, Palu bölgesinden gelmişiz. Ben geliş tarihini hatırlamıyorum.”

“Neden buraya geldiniz? Oradaki malınıza mülkünüze ne oldu?”

“Biz buraya zorunlu göçle gelmiş. Orada malımız mülkümüz yokmuş. Aşiret olarak herkes çalışır, aşiret reisleri ne verirse onunla geçiniyorlarmış.”

“Zorunlu göç dedin, Aşiret reisi ağa mı sizi alıp getirdi Cihanbeyli'ye?”

“Yok ağa ister mi aşiretindeki insanların kendisinden kopmasını? Devlet o yıllarda doğudakileri batıda bulunan boş arazilere, batıdakileri de doğuda boşalan aşiretlerin topraklarına kaydırmış.”

“Neden buna ihtiyaç duyuldu ki?"

“Öğrendiğimiz kadarıyla savaştan dolayı kaçıp gelen göçmenlere Elaziz’de toprak vermek için yer açmışlar. Doğudaki aşiretlerin çoğunu batıya göndermişler.”

Kalkıp gitmek isterken oturduğum yere yapışmış gibi, yaşlı adamın anlatacaklarını ilgiyle dinliyordum. Yaşlı adam belki de çocukluğunun geçtiği toprakları, özlemlerini, hayal edip te yaşayamadığı anılarını anlatacaktı. Memleketten sürülürken, yolculuk sırasında ve görüp bilmedikleri bu topraklara ulaştıklarında anne babaların ve çocukların çektikleri sıkıntıları sayacaktı. O sanki devam edeyim mi diye gözlerimin içine bakarken ben:

“O günün koşullarında koca aşiret nasıl toparlanıp buraya getirilmiş?” diye sordum. O bir an düşündükten sonra:

“Babamın anlattığına göre; bir gün ne olduğunu anlamadan tüm aşiretin çoluk çocuklarını toplayan askerler getirip trene bindirmişler. Tren, tıka basa doldurulduktan sonra hareket etmiş. Yolda kimseler inmesin diye askerlerce trende sıkı tedbirler alınmış. Hiç kimse nereye, ne için götürüldüğünü bilmiyormuş. Herkes tedirgin, çaresizlikten nereye gittiklerini birbirlerine soruyorlarmış, tatmin edici bir cevap alamadıklarından herkes huzursuzmuş... Yolculuk uzadıkça uzuyor, bunalıp kusanlar, açlıktan bayılanlar olmasına rağmen kimse sesini çıkaramıyormuş. Hırpalanıp serseme dönmüş o insanlar korkudan seslerini çıkaramıyorlarmış. Trenin her durakta açılan kapılarından ve pencerelerden içeriye dolan is, duman ve dışarının tozu toprağından herkesin yüzü gözü, üst başları yapış yapış olmuş.

İki üç gün süren yolculuktan sonra herkesi trenden indirerek bekleyen kamyonlara bindirip getirip bir ovanın ortasına bırakmışlar. Koskoca bir aşiret, yüzlerce insan, uçsuz bir ovanın ortasında şaşkınlıkla birbirlerine bakıp duruyormuş. Tek bir ağacın olmadığı bu ovaya niçin getirildiklerini, kendilerine ne yapacaklarını kaygıyla bekliyormuş. Başlarında askerler, o geceyi evden ayrılırken yanlarına aldıkları minder ve yollukların üzerinde uyuyarak geçirmişler. Ertesi gün yiyecek bir şeyler, kamyonlarla kereste, tuğla ve piri ket getirmişler. Getirilen malzemelerle kısa sürede derme çatma evler yapılmış ve o evlere yerleşmişler. Birkaç gün sonra kura çekilerek her aileye eşit oranda toprak verilmiş. Ömürlerini ağaya maraba olarak sürdürenler ilk kez toprak sahibi olmuşlar. Ağanın topraklarında yaptıkları işleri artık kendi topraklarında ve kendileri için işleteceklerdir. Onlar da var güçleriyle ellerine geçen toprağa sarılıp çalışmışlar. Aşiret reisi Ağa birkaç yıl memleketinde getirdiği altın ve gümüşlerle idare etmiş. Ama hazıra dağlar dayanmaz, bir süre sonra elinde avucunda ne varsa tüketiverdi. Hayatında toprağa elini sürmemiş Ağa ve çocukları, marabalar toprağı işler de elde ettikleri ürünü getirir diye geçmişte olduğu gibi uzun bir süre yan gelip yatmışlar. Hal böyle olunca Ağa, yavaş yavaş eski marabalarının seviyesine düşmeye başlamış. Asil bir aile olduklarından iş güç onlara göre değildi. Eskiden bu asil aileye hizmet eden insanlar artık onların çevresinden uzaklaşmış, kendi topraklarına yapışarak var güçleriyle çalışıyorlardı. Çöküşü durduramaya çalışan ağa kendisine verilen toprakların bir bölümünü satarak memlekete dönmeye, eskiden olduğu gibi aşiretini oluşturmayı düşünüyormuş. Fakat aldığı haberlerde kendilerine ait ev ve arazilerin başkalarının eline geçtiğini öğrenince memlekete gidemeyeceğini anlamıştı. Mecburen çocuklarıyla birlikte ellerinde kalan arazileri ekip biçmeye başladılar. Fakat geçen yıllarda marabaları bir hayli semirmiş, Ağa ve çocukları derinleşen bir yoksulluğa sürüklenmeye, giderek saltanattan sefalete düşmeye başlamışlardı. Artık marabalar ağa, ağalar ve çocukları maraba olmuştu.” Ben dayanamayarak sordum:

“Sonra neler oldu?”

“Sonradan öğrendik ki; birçok aşiret bizim gibi getirilip Cihanbeyli’nin, Haymana’nın köylerine yerleştirilmiş; onlara da araziler pay edilmiş. Biz buraya yerleştikten bir süre sonra çocuklarımızı toplayıp ‘Yatılı bölge okuluna’ götürdüler. Biz de çocuklarımız da giderek Türkçe öğreniyorduk. Sonraki yıllarda okulda mezun olan çocuklarımızın kimi memur oldu, kimi Almanya’ya gitti, kimi de Konya’ya gelerek iş kurdu. Konya da iş kuranların çoğu bugün çok zengin oldular. Sen yeni geldin bilmezsin... Şöyle bir Konya’yı dolaş, fabrika sahipleri, petrol istasyonlarının sahiplerinin çoğu Cihanbeyli'dir. Onlar ve biz eskiden ağanın marabalarıydık. Şimdi aşiretlerin yerleştirildiği o köylere git gör: eski marabalardan tek tük yaşlıları görürüsün. Fakat Ağalar ve çocukları halen köyde eski marabalarının arazilerinde marabalık yaparak geçinmeye çalışıyorlar.”

Yaşlı adamın daha anlatacağı çok şeyler vardı, ama geç olmuştu. kendisine teşekkür ederek ayağa kalktım.

“Kusura bakma geç oldu, bir sonraki kirayı getirdiğimde daha uzun konuşuruz.”

Biz konuşurken yaşlı ev sahibem kadın sebze dolu bir torba hazırlamıştı, ısrarla elime tutuşturdu ve:

“Bu sebzeler sen gelmeden az önce köyden geldi, götür çoluk çocuk yesin.”

Teşekkür ederek ayrıldım. Sonraki aylarda da oturduğum evin kirasını ödemek üzere her gittiğimde o Elazığ’ı sordu ben cevapladım, ben Konya ve Cihanbeyli de geçmişten günümüze yaşam koşullarını sordum o anlattı. Elazığ bölgesinde yaşamış ve yaşamakta olan aşiretler ve bu bölgeye zorunlu olarak getirilen aşiretler hakkında bir hayli görüş alış verişinde bulunduk. Onlara arazi, çocuklarına okul sağlanmıştı ama uzun süre gelen memurların onlara karşı sergiledikleri tavır ve davranışları, küçümseme ve aşağılamalarından kurtulamamışlardı. Geçmişi, en iyi geçmişte yaşayanlar biliyordu.

 



Bu yazı 833 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
3900 Okunma
3866 Okunma
3233 Okunma
2962 Okunma
1337 Okunma
927 Okunma
907 Okunma
878 Okunma
779 Okunma
764 Okunma
746 Okunma
741 Okunma
736 Okunma
720 Okunma
667 Okunma
626 Okunma
588 Okunma
560 Okunma
530 Okunma
502 Okunma
497 Okunma
437 Okunma
430 Okunma
430 Okunma
4314 Okunma
4170 Okunma
4123 Okunma
3908 Okunma
3900 Okunma
3866 Okunma
3620 Okunma
3589 Okunma
3359 Okunma
3297 Okunma
3233 Okunma
3033 Okunma
3016 Okunma
2962 Okunma
2385 Okunma
2383 Okunma
2272 Okunma
1813 Okunma
1777 Okunma
1639 Okunma
1556 Okunma
1536 Okunma
1418 Okunma
1345 Okunma
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI