(Sürücü kurslarına yazılamayanlar özelinde bir inceleme)
Kişiler işledikleri suçlar nedeniyle ceza mahkemelerinde yargılandıklarında karşılaştıkları tek sonuç hapis cezası olmamakta , bunun yanında başta eşya müsaderesi (5237 S. TCK m.54) ve kazanç müsaderesi (5237 s. TCK m.55) olmak üzere çeşitli güvenlik tedbirleriyle de karşılaşmaktadırlar.Söz konusu güvenlik tedbirlerinden biri ve belki de en çok karşılaşılanı ise 5237 s. TCK m.53 hükmünde düzenlenen ve hapis cezasının kanuni sonucu olarak uygulanmasına hükmedilen “ Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma”dır.Buna göre kişi hapis cezasına mahkum edildiğinde bunun kanuni sonucu olarak hakkında belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma şeklindeki güvenlik tedbirine de hükmedilmektedir.
Hapis cezasının kanuni sonucu olarak belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma güvenlik tedbirine hükmedilebilmesi için birtakım şartlar aranmaktadır.Bunlar:
Tüm bu şartlar bir bütün olarak gerçekleştiğinde kişi hakkında hapis cezasının yanı sıra 5237 s. TCK m.53 hükmünde düzenlenen belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma güvenlik tedbirine de hükmedilecektir.Verilen kararın kesinleşmesi ile birlikte de hak yoksunluğu başlayacaktır.Kişi hakkında hükmedilen hapis cezasının infazı tamamlanana yani hak ederek tahliye tarihine kadar söz konusu hak yoksunlukları uygulanacaktır.Uygulamada kişilerin denetimli serbestlik tedbiri altında iken yahut koşullu salıverilme hükümlerinden faydalanmaları halinde hak yoksunluklarının sona ereceği gibi hatalı bir kanı oluştuğu gözlemlenmektedir.Oysaki 5237 s. TCK m.53/2 hükmü çok açıktır ve demektedir ki: “Kişi , işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.”Dolayısıyla hak yoksunluklarının sona erme tarihi hak ederek tahliye tarihi olacaktır.Kişinin denetimli serbestlik (5275 s. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.105/A) ya da koşullu salıverilme (5275 m.107) hükümlerinden faydalanması , hükmedilen hak yoksunluklarının sona ereceği anlamını taşımamaktadır.
Kişinin belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması şeklindeki güvenlik tedbiri , hak ederek tahliye tarihinin dolması ile sona erse de üzerinde önemle durulması gereken husus: söz konusu hüküm nedeniyle özel kanunlardaki birtakım yasaklılık hallerinin devam etmesidir.Özellikle en çok karşılaşılanı 5237 s. TCK m.191 hükmünde düzenlenen ve uyuşturucu kullanma suçu olarak bilinen “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak” suçundan hapis cezasına mahkum olanların , cezalarının infazı tamamlanmış olmasına rağmen “Motorlu Taşıt Sürücüleri Kursları”na yazılamamaları ve ehliyet alamamalarıdır.Aynı durum 5237 s. TCK m.188 hükmünde düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan hüküm giyenler için de geçerlidir. Zira Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin Sürücü Adaylarında Aranacak Şartlar başlıklı 76. Maddesinin e bendi uyarınca: “ Adli sicillerinde, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 188, 190 ve 191 inci maddeleri, 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 4 üncü maddesinin yedinci fıkrası, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin ikinci ve takip eden fıkralarında belirtilen suçlardan hüküm giydiğine dair kayıt bulunmaması,” koşulu aranmaktadır.Bu sebeple de , uyuşturucu madde kullanma suçundan mahkum olup cezasının infazını tamamlayan kişi MTSK sürücü kurslarına yazılamamakta ve buna ilişkin itirazlar da İl Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından reddedilmektedir.
PEKİ BU SORUNUN ÇÖZÜMÜ NEDİR?
Burada devreye 5352 s. Adli Sicil Kanunu m.13/A hükmü girmektedir.Söz konusu hüküm yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin olup uygulamada “memnu hakların iadesi” olarak da bilinmektedir.Bu hüküm , Adli Sicil Kanunu’na 2006 yılında sonradan eklenmiş bir hükümdür.Hükmün konuluş gerekçesi ise belirli bir suça ya da belirli süreyle hapis cezasına mahkumiyetin 5237 s. TCK dışındaki diğer özel kanunlarda sebep olduğu hak yoksunluklarının giderilebilmesine imkan tanımaktır.Çünkü suç işleyen kişi , yargılanıp da cezaya mahkum olduğunda artık toplumla barışmıştır ve işlediği suçun kefaretini ödemiştir.Bu aşamalardan sonra kişi hakkında adeta “süresiz hak yoksunluğu” uygulanması , kişi hak ve hürriyetlerinin öngörülemez bir biçimde sınırlanması sonucunu doğuracaktır.
Kişi hakkında yasaklı hakların iadesine karar verilebilmesinin şartları aynı maddede şu şekilde düzenlenmiştir:
a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması,
b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması , gerekir.
Burada yine toplumda oluşan yanlış bir kanının giderilmesinde zaruret vardır.Uygulamada kişiler İnfaz Kanunu ve ilgili mevzuatı kapsamında mahkum oldukları hapis cezalarının infazını kapalı ceza infaz kurumlarında çok kısa bir süre kaldıktan sonra öncelikle açık ceza infaz kurumuna ayrılmaları ve ardından da sırasıyla denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme hükümlerinden faydalanmak suretiyle tamamladıkları için , kapalı ceza infaz kurumundan çıktıkları tarih itibariyle 3 yıllık süreyi hesaplamaktadırlar.Oysaki söz konusu 3 yıllık sürenin başlangıç tarihi , kişinin hak ederek tahliye tarihidir.Buna dikkat edilmeksizin yapılan yasaklı hakların iadesi başvuruları ise reddedilmektedir.
İşte huzurdaki yazının konusu olan , belli suçlardan ya da belli süreli hapis cezasına mahkum olanların ehliyet örneğinde olduğu gibi özel kanunlardaki hak yoksunluklarının yarattığı mağduriyeti giderebilme yolu yasaklı hakların iadesi kararı almaktır.Bu kararın alınması için mahkumiyet hükmünü veren mahkemeye başvurulabileceği gibi hükümlünün ikametgahının bulunduğu ildeki aynı dereceli mahkemeden de alınabilecektir.Verilen karara karşı , kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde itiraz edilebilecektir.
Sonuç olarak ; bu haftaki yazımıza emsal teşkil eden 5237 s. TCK m.191’de düzenlenen uyuşturucu madde kullanma suçundan hüküm giyenler , cezalarının infazının tamamlanmasından itibaren 3 yıl geçmesi ve bu süre zarfında yeni suç işlememiş olmaları şartları bir bütün olarak gerçekleştiğinde yasaklı hakların iadesi kararı alarak MTSK sürücü kurslarına yazılabileceklerdir.Ancak bu karara rağmen sürücü kursuna yazılma taleplerinin kabul edilmemesi durumunda , öncelikle İl Milli Eğitim Müdürlüklerine dilekçe ile itiraz ve gerektiğinde dava yoluna gidilmesi gerekebileceği de önemle vurgulanmalıdır.
Huzurdaki yazı akademik kaygılardan uzak olarak kaleme alınmış olup , metnin kısa tutulmasına ve anlaşılabilir olmasına özen gösterilmiştir.
Av. Ali DEMİR