Bugun...


EĞİTİMCİ - YAZAR : MEHMET YILMAZ

facebook-paylas
SAYGI DEĞERLİ EĞİTİMCİ VE YAZAR MİDRAN YOKUŞ BEYDEN 4 YIL ÖNCE KISA BİR ÖZGEÇNİŞ İSTEMİŞ İDİM. ÇÜNKÜ İLÇEMİZİN EĞİTİMCİLERİNİ YAZIYORDUM :
Tarih: 04-01-2026 12:01:00 Güncelleme: 04-01-2026 12:01:00


SAYGI DEĞERLİ EĞİTİMCİ VE YAZAR MİDRAN YOKUŞ BEYDEN 4 YIL ÖNCE KISA BİR ÖZGEÇNİŞ İSTEMİŞ İDİM. ÇÜNKÜ İLÇEMİZİN EĞİTİMCİLERİNİ YAZIYORDUM :

Evet üzerinde dört yıl geçmiş olmasına rağmen bana bir şekliyle bu talebi uygun görmüş Keban Gazatesi aracılığı ile yazıma ilgi tutarak bir yazı yazmış. Kendisini seviyor ve yaşamının sağlık, huzur ve mutluluk içinde geçmesini diliyorum. Sayın Midran YOKUŞ beyin bu yazısına kendi düşüncelerimi katarak yazacağım. Değerli eğitimci ve yazar Sayın Midran Yokuş beyin bu yazısı çok anlamlı ve çok rol model bir yazı olduğu için bize rehber olsun diye aynı şekliyle sayfamda aynı şekliyle vermeyi düşündüm.

Saygı duyuyorum Sayı Midran YOKUŞ bey. Sizin için sağlık, huzur ve mutluluk dolu bir yaşam diliyorum. İlçemiz adına Sizinle gurur duyuyorum. İki ki varsınız.Ülkemizin eğitimcileri için çok iyi rol model oldunuz. Kitap çalışmanızı kutluyorum. Ne kadar değerli işler yaptığınızı biliyorum. Allah kolaylıklar versin. Yazınız çok güzel aydınlatıcı bir yazı olmuştur.Bu güzel yazıyı sayfamda vermek beni mutlu eden güzel durumdur.

(Saygıdeğer öğretmenim, merhaba. Dün, yeni bir kitap için yazılarımın bulunduğu arşivi tararken aradan üzerinden uzun bir zaman geçmiş ve size gönderilmek üzere bir yazıyla karşılaştım. Bu yazının günün birinde değerlendirmenin size ait olduğunu düşündüm. 4 yıl gibi uzun bir süreden sonra gecikmemden dolayı hoş görünüzü istirham ediyor, selam ve saygılar sunuyorum. Midran YOKUŞ)

YORGUN BİR GEÇMİŞİN MİRASI

Saygıdeğer eğitimci Mehmet Yılmaz kardeşimin uzun bir süredir büyük uğraşlar ve çok yönlü araştırmalara dayalı, eğitim camiasına yıllarca emek veren öğretmenlerimizin yaşamlarını ve hizmetlerini yazması takdir edilecek bir çalışmadır. Bu konuda 08.12.2020 günü bana gönderdiği iletide “…Sizi de yazmak istiyorum” sözleri, doğrusu beni heyecanlandırdığı kadar; ayrıca, bu önerme benim için önemli bir görev haline geldi. Şahsıma gösterdikleri teveccühe teşekkür ederek, kendimi bu düzeyde görmediğimi; Keban’da bizden çok daha değerli ve hizmetleriyle gönüllerde yer alan şahsiyetlere öncelik tanınması gerektiğini, belirtmeme karşın, “…bunun birlik-beraberliğe dayanan bir proje ve ilçemizdeki tüm köyleri kapsayan bir çalışma olduğu” açıklamasını elbette geri çeviremezdim, memnuniyetle kabul ettim.

Bu toprakların meşhur sözüdür: Coğrafya kaderimizdir. Biraz sorgularsak, bu topraklarda hepimizin yazgısı aynıdır. Birbirimizden farkımız yok. Yaşamımız gibi ölümümüz de birbirine benzer. Ta ki, dünyaya veda edip göçüp gidene kadar. Bir farkla; şair, soruyor, yaşamımız boyunca ne yaptık, ne bıraktık geriye? “Ömrün ki çılgınca bir koşuydu / Neler umdum neler buldum! deme / Boş ver sorgu suale / Bir gül dikmişsen / Bir iz bırakmışsan bu evrende / Ne güzel!” Hayatın, sadece mutluluk veren yanlarını düşünen dostlarımız lütfen gücenmesin. Şair boşuna dememiş: Kendi kendimizle yarışmadayız gülüm / ya yıldızlara hayatı götüreceğiz / ya dünyamıza inecek ölüm.

Fırat’ın suyunu içenlerin, Kürt edebiyatının sürgün yüreği, yasaklı dilin roman ustası, aydın entelektüel ve bir o kadar yurtsever, Mehmet Uzun’u tanıyacaklarını düşünüyorum. Ve O’nun modern Kürt Edebiyatına sunduğu eserleri, muhtemelenokumuş olmalılar: “…Ölümsüz birey yoktur ama bireyler tarafından yaratılan ölümsüz eserler ve bu eserlerin tümünden oluşan ölümsüz insanlar vardır. Bunu Gıgamış’tan bu yana hep biliyoruz.”

… Her insanın bir yaşam öyküsü vardır; bence yaşamımız boyunca dünyada ve zaman içinde durduğumuz yerin ne kadar değişip değişmediğidir. 1946 yılında doğmuşum. İlkokulu Birvan’da bitirdim. Ortaokulu, bitirinceye kadar seyyar jandarma taburu gibi Erzincan, İstanbul, Elâzığ’ı gezdim dolaştım. 1960’lı yılların ortasında Tunceli Öğretmen Okulu’na başladığımda bu eğitim kurumlarında, psikoloji, felsefe, edebiyat, özellikle meslek dersleri, iş atölyeleri, müzik, spor ve sanat ağırlıklı resim dersleriyle, hâlâ Köy Enstitülerinin kokusu solunmaktaydı. Bu bir bakıma dünyayı ve ülkeyi doğru algılayabilme yıllarımızdı. Kanımca, Köy Enstitüleri devam etseydi bugün bu çorak iklimi yaşamıyor olacaktık. Düşünme üretmeyen toplumlar varlıklarını sürdüremezler. İnsanlığın 1500 yıldır düşüncenin peşine düşmesi boşuna mıdır? Düşünmeden yoksun olanlar, kendilerine verdiği zararla kalmaz, asıl, topluma verdiği hasarlardan dolayı bu vebalden kurtulamazlar. Günün birinde er geç bu günahın kefaretini ödeyeceklerdir. Bu anlamda yazıları hayranlıkla okunan Keban Gazetesi yazar ve şairleri birbirlerinin yüzlerine bakmak yerine, birlikte aynı yöne baktıkları önemsenmelidir.

Okulumuz 19 Mayıs 1968 günü öğretmen ve sporcu öğrencilerle Malatya Akçadağ Öğretmen Okulu’na gezi ve bir dizi maçlar yapmak üzere giderken Elâzığ Kömürhan virajlarında otobüslerinin dereye uçması sonucu 5 öğretmenimiz, 6 sporcu arkadaşımızın ve bir öğretmenimizin babası olmak üzere 12 kişi vefat etti. 20’nin üzerinde yaralı vardı. Yanılmıyorsam vefat eden bir arkadaşımız Ağın’lıydı. Mekânları cennet olsun… Bu konuyla ilgili, benim ilk kitapçığım 11.10.1969 yılında Malatya Gayret Basımevi tarafından “TOMURCUK” adıyla yayımlandı.Bu kitapçık, benim edebiyat dünyasıyla olan ilişkimin başlangıcıydı. On yıl ilkokul öğretmenliğim sonrası, 1980 yılı Ankara Gazi Eğitim Resim-İş Bölümü’nden mezun olunca 25 yıl Ankara’da ortaokul ve liselerde öğretmen ve yönetici olarak geçti. O yıllar Tunceli Sesi Gazetesi’nde uzun bir süre köşe yazarlığım devam etti. Yazın dünyasıyla tanışmam, 1973 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan makalemle başladı. Yıllar içerisinde Ağın Dergisi, Şiir Öykü Dergisi, Yaşam Sanat Dergisi, Ekin Sanat, Yurt Gazetesi’nde ve Anı-Şiiröykü-Kalan Yayınlarınca yayımlanan 5 kitap, şiirlerim ve yazılarım yayımlandı.

Şiir, öykü, araştırma, inceleme, eleştiri ve romanlarıyla bir ömre 63 kitap sığdıran, edebiyatımızın köşe taşlarından Vecihi Timuroğlu ile 80’li yıllarda başlayan dostluğumuz, Timuroğlu’nun öldüğü güne kadar devam etti. Edebiyat dünyasının saygı duyduğu bir yazardır. Cahit Külebi, Muzaffer Erdost, daha birçok değerli yazar ve sanatçıyla tanışmam O’nun sayesindedir. Vefatından sonra onun yazılarını içeren “Çağdaş Abdal” kitabım Kalan Yayınlar tarafından yayımlanarak 2017 yılında okurla buluştu.

İkinci kitabımın öyküsü hüzün dolu. Elâzığ’dan Dersim’e uzanan coğrafyada dostlarımızın yarasını, yoldaşlarımızın ölümünü, çocukların çığlığını, farklı inançta, ayrı dili konuşan halkların barışa gülümsemesini, savaşın pençesinin insan yaşamında açtığı yaraları, yakamıza yapışan açlığı, aşkın sancısını, masumlukların kana boyanmasını anlatan “Yarına Kalmaz Açması Gülün” şiir kitabım, Öykü Şiir Yayınları’nca 2001 yılında yayımlandı.

Kitap konusu açılmışken, 1970’lerde, Yaşar Kemal’in “Günlük” defterime yazdığı notla başlayan, yıllarımı alan bir araştırma olan 455 sayfalık “BIRÎWAN” kitabım 2014 yılında Anı Yayınları tarafından yayımlandı. Reklam gibi algılanmasın ama bu kitabıma Keban’lı dostlarım Keban Halk Kütüphanesi’nde ulaşabilir. Biz Keban’da yoğ iken, özellikle Birvan topraklarında kimler yaşamış, kimler gelip geçmiş yüz yıllık tarihe ışık tutan bir yapıt. Doğup büyüdüğümüz kadim toprakların talan edilmesiyle tarihimizin de yok olması kaçınılmaz oluyor. Çok dinli, çok dilli, farklı inançlardan insanların yüz yıllarca iç içe, bir arada barış içerisinde nasıl yaşadıklarını öğrenmemiz önemlidir. Bu topraklarda yaşamış, Kürd, Türk, Ermeni, Rum, Alevi, Sünni her kim iseler, bir meşe ağacının gölgesinde, bir taşın yamacında, bir akarsuyun gözesinde bir araya gelip, “bir lokma, bir hırka”yla kavgasız gürültüsüz bir yaşamı nasıl mümkün kılabildiklerini bu kitabımda göreceklerini umuyorum.

Özelde kendi yaşam öykümüzü anlatırken, genelde yaşantının iz düşümünün sanat olduğunu unutmamak gerekir. Biliyoruz ki, standart insanın yaşam tarzı yemek, içmek ve soyumuzu sürdürmek için üremekten ibarettir. Bu nedenle de bilgi toplumu olmaktan uzaklaşıp ilgi toplumu haline gelmiş bulunuyoruz.Etrafımızda kimi insanın yatı katı, parası puluyla övündüğü gibi. Bu şehirler, kasabalar ve kentler için de böyledir. Örneğin, zaman zaman görsel medya, ya da yazılı basında ilçemizi anlatanların, Keban’ın madenleri bakımından çok zengin, balıkçılık alanında bölgede söz sahibi, hurma üretiminde gelişmiş vb. gibi konularda övündüklerine muhtemelen tanık olmuşsunuzdur. Tamam, bu tür zenginlikler elbette yabana atılmaz. Fakat bütün bunlardan önce, bu toprakların yetiştirdiği bilim adamlarımızı, ressamlarımızı, yazarlarımızı, şairlerimizi, müzisyenlerimizi ve halk ozanlarımızıöncelememiz gerekmez mi?Gazetemiz tüm yazar ve şairlerinin yazıları Keban’ın tarihidir. Eser vermiş şair ve yazarlardan öğrendiğimiz-öğreneceğimiz çok şeyler var. Asıl zenginlikler bunlardır. Hatırı sayılır İslâm alimleri, Hz. Muhammed’in dahi Allah kelamını ilettiğinden, şiir söylediği gerekçesiyle Kays’ın ölümünden çok değil, elli altmış yıl sonra kabilesinden kovulup Mekke’yi terk etmek zorunda kaldığını, bu nedenle “şair” “şiir” işleri fazla karıştırmaya gelmez, derler.

Yaşadığımız süreçte, “İNSANLIK” durumumuzun nasıl bir acı tabloyla karşı karşıya olduğunu herkes biliyor! Çocukların uğradığı cinsel tacizler, çocuk istismarları, kadınlara tecavüz, kız çocukların küçük yaşlarda evlendirilmeleri, kadın katliamları… Liste uzar gider.

Sıkıntılarımız ortada. Kimse kusura bakmasın. Bir eğitim emekçisi olarak bu konuda birkaç söz söyleme hakkımın olduğunu düşünüyorum. Uzun bir zamandan beridir devam eden, ezberden başka bir şey vermeyen, ancak dayatmalarla donanmış, çocuklarımıza kendi iradelerini oluşturacak olanaklardan yoksun bir eğitim sistemi, ısrarla ve planlı bir şekilde perçinlenmeye çalışılmaktadır. Oysa Platon, İsa’nın doğumundan 428 yıl önce “Demokrasi eğitim işidir” der. Bizim kuşağın bu düzenle elli yıldır bitmeyen kavgasının asıl nedeni, kapitalist sömürü sisteminin hâlâ devam ediyor olmasıdır. Buna karşı sözü olanlar, ne yazık ki büyük bedeller ödedi.

Sözün özü, yorgun bir geçmişin ağır mirası kaldı bize. 1995 yılında emekli olan binlerce öğretmenden biriyim. Kitaplara gömülmüş, dağarcığımda biriktirdiklerimi yazmakla meşgulüm. 17 yıldır Keban Gazetesi, Öykü Şiir ve Ekin Sanat dergilerinde aksatmadan yazıyorum, 5 kitabım yayımlandı. 4 kitap dosyam hazır, biri yayınevinde. Ömrüm vefa ederse, kitapolarak yayımlanmayı bekleyen birçok çalışmalarım var.

İki kız, bir erkek üç çocuğumun üçü de eğitimcidir. Eşimle,yılın altı ayını Ankara’da, diğer altı ayını da memleketim Keban’ın Birvan köyünde geçirmekteyiz. İstediğim sayıya ulaşamamış olsam da beni mutlu eden varlıklarımın başında kütüphanem geliyor.Almam gereken kitap listesi gün geçtikçe artıyor.Genç arkadaşlara önerim, yaşamı doğadan, eğitimi yaşamdan öğrenmeleri, dostlarıma dileğim, yüzünüz kitaplara dönük olsun…

 



Bu yazı 244 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
5301 Okunma
4879 Okunma
3939 Okunma
1312 Okunma
651 Okunma
582 Okunma
548 Okunma
460 Okunma
436 Okunma
430 Okunma
426 Okunma
375 Okunma
374 Okunma
334 Okunma
327 Okunma
289 Okunma
280 Okunma
255 Okunma
242 Okunma
229 Okunma
206 Okunma
6617 Okunma
5832 Okunma
5655 Okunma
5510 Okunma
5345 Okunma
5301 Okunma
5243 Okunma
5170 Okunma
5054 Okunma
5049 Okunma
4879 Okunma
4818 Okunma
4757 Okunma
4515 Okunma
4313 Okunma
3939 Okunma
3812 Okunma
2146 Okunma
1904 Okunma
1866 Okunma
1746 Okunma
1312 Okunma
1268 Okunma
1254 Okunma
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI