BORÇLARIMIZI ALACAKLILARA İSTENENE KADAR ÖDEMEMEK
İletişime zarar veren öğelerden biri alış-verişte yaşanmaktadır. İnsanlara yardımcı olmak, onların dar zamanlarında bu durumlarından kurtarmak ebetteki çok gerekli ve önemlidir. Yoksa toplumsal dayanışmadan söz edilemez. Bu durum gerçekten çok önemlidir. Ancak, bu durum kadar önemli olan başka bir şey daha vardır. Alınan borçlar alacaklıya zamanında ödenmelidir. İnsanlar verdikleri borcu zamanında geri almak isterler. Bunda da haklıdırlar. Öyle ki her insanın kendisine ait bir plan ve programı vardır. Bu planlarını yaparken de bizden alacakları paralara göre başka kişilere sözler verebilirler ve bize güvenerek başkalarına karşı yalancı durumuna düşebilirler. Yani bizden alacakları parayı başkalarına vermeyi vaat edip, mahcup duruma düşebilirler. Bu gibi durumlara karşı tarafı düşürmemek gerekir. Alınan borçlar zamanında ödenmelidir. Eğer borçlar zamanında ödenemeyecekse, bu önceden belirtilmeli ve ikinci bir ödeme planı yapılmalıdır. Bu ikinci ödeme planına da sadık kalmaya çalışılmalıdır. Şu da var ki, yapamayacağımız veya yapmadığımız her vaadimiz karşıdaki insanlar tarafından bir dereceden sonra artık ‘’sallama’’ olarak yani ‘’atlatılma’’ olarak algılanmaya başlayabilir. Yani kısacası karşı tarafın, hatta yavaş yavaş tüm yakınlarımızın güvenini yitirmemize neden olabilir. Daha da ilerisi dilim varmıyor ama ‘’sahtekar’’ yakıştırması da bir sonraki aşama olabilir. Zaten bundan sonrası da malum, kimseye derdimizi anlatamaz ve bozuk olan bu iletişim ve alış veriş sicilimizi de düzeltemeyiz, hatta ağzımızla kuş tutsak bile…
Borç gecikti ise, konunun ilk önce borçlu tarafından açıklanması gerekir. Yani ille de alacaklının istemesi beklenilmemelidir. Hemen alacaklıdan özür dilenmeli, biraz da süre istenmelidir. Alacaklıya sürekli borcun istettirilmesi gereksiz bazı iletişim sorunlarına neden olur. Bu sorunlar o kişi ile sağlıklı iletişim kurmayı engeller.
Alınan borçlar da tutarı ne olursa olsun unutulmamalıdır. ‘’Üç beş kuruşluk borcun hesabı mı olur’’ sorusunu da borçlu değil, alacaklının söyleme hakkı vardır. Borçlu borcunu unutmuş ve alacaklı da hatırlatıyorsa, alacaklıya kesinlikle kızılmamalı ve ‘’paranı yedik mi?’’ gibi bir soruyu da kesinlikle ona yöneltmemelidir.
İnsanların borç verme gibi güzel alışkanlıklarına darbe vurulmamalıdır. Bu duygular köreltilmemelidir. Bu ve buna benzer durumlardan dolayı kimin gerçek ihtiyaç sahibi, kimin de dolandırıcı olduğunu anlayamayınca ne yazık ki insanların çoğunu sahtekar zannetmeye başlayabilir. İşte o zaman toplumsal dayanışma azalır, güven ortamı zedelenir. Kimse kimseye güvenmez hale gelebilir. Borç isterken güvercin, verirken şahin gibi olunmamalı. Borç isterken büründüğümüz efendi tavır öderken iki katına çıkmalı. Yani borçların bizim iletişimimize zarar vermesine izin verilmemelidir. Yerine göre lüks harcamalardan kısılarak hatta zorunlu olmayan ihtiyaçlar ertelenerek borçlar ödenmeye çalışılmalıdır. Eğer biz buna gayret gösterirsek bu bizim için çok daha iyi olacaktır. Piyasadaki veya arkadaşlarımız arasındaki kredimiz daha fazla artacaktır. Yaşamdaki hiçbir usulsüzlük, haksızlık unutulmaz. İnsanlar her şeyi zihinlerinin bir köşesinde biriktirirler. Yapmış olduğumuz bir yanlışlıktan dolayı yıllar sonra bile borç alacak bir kişi bile bulamayabiliriz. Güvenilir olmak, dürüst olmak gerek iletişime ve gerekse ticari itibarımıza bir zarar vermez. Kaybedecek bir durumumuz olmadığı gibi, kazancımız da olabilir. Ancak, güvenilir olmamanın yani sahtekar olmanın büyük kayıpları olabilir. Üstelik bu kayıplar da süreğen, yani sürekli olabilir.