Bugun...


YAZAR : ALİ OĞUZ

facebook-paylas
TAMO’NUN BAHÇESİ
Tarih: 16-03-2026 10:37:00 Güncelleme: 16-03-2026 10:37:00


 TAMO’NUN BAHÇESİ 

 

Muhtemelen Osmanlı’nın Balkanlarda kaybettiği topraklardan Anadolu’ya göç eden ve Ermeni tehciri sonrasında köyümüze yerleştirilen ailelerden biriydi Tamo ailesi. Büyüklerimizin anlattıklarına göre sarı ile kırmızı arasında bir renge sahip saçları, mavi gözleri ile tipik bir göçmendi o. Asıl adı bilinmemekle birlikte Tamer veya Teoman olabilirdi, fakat köyde herkes ona Tamo, Tamo ağa diye hitap ediyor o da bu addan rahatsız olmuyordu. Evi: günümüzde Bağçi Tamo, Tamo’nun bahçesi denen bahçenin içinde bağımsız bir evdi. Evi bahçenin en uç bölümüne yapılmış taş duvarlı bir dam eviydi. Evin bulunduğu bahçe; Kurçi deresi ile Alko deresinin arasında, Yukarı Mahalleden başlayarak belli bir eğimle devam eden düz arazilerin bitim noktasındaydı. Hamzikan ve Birvan köylerini değirmenlere ve Murat nehrinin öteki yakası (Karşıgeçe) köylerine bağlayan işlek yol bahçenin hemen yanından geçiyordu. Bu yol, aynı zamanda Yukarı Mahalleyi Taş Mahalleye ve Mandere ile Aşağı Mişelli’ye bağlayan işlek bir yoldu. Bahçede asırlık dut ve ceviz ağaçlarının yanı sıra başta kayısı olmak üzere bir çok meyve ağacı bulunuyordu. 

Onu çok iyi tanıyan büyüklerimizin anlattıklarına göre: “Tamo bu evde eşi ve iki kızıyla birlikte oturuyordu. Eşi vefat ettikten sonra kızlarının bakımını da üstlensin diye hemen evlendi, ikinci eşinden de üç oğlu oldu. Kendisinin çok güçlü bir atı vardı, köyde her gittiği yere atının üzerinde gidip geliyordu. Av merakı olduğu için avlanmaya gittiği bölgeye de atına binerek giderdi. Her hafta en az bir veya iki defa atına binerek Keban’a gidip gelirdi. Evi köy evlerinden uzakta olmasına rağmen çocukları fırsat buldukça gelip köyümüz çocukları arasına karışır, birlikte oyunlar oynarlardı. Keban’a taşındığında çocukları bir hayli büyümüştü, Keban’a taşındıktan sonra da o, uzun süre köyle irtibatını kesmedi. Onun saç ve göz rengi dışında köyümüz insanından hiç bir farkı yoktu. O, sanki köyümüzde doğup büyümüş biriymiş gibi herkesi tanıyor ve karşılaştığı herkese ismiyle hitap ederek merhabalaşıyordu. Herkesle iyi ilişkileri vardı, yardım talebinde bulunanlara müsait ise koşarak gidiyordu. kimselere kötülüğü dokunmayan iyi bir insandı, büyüklerimiz onun vefat ettiğini duyduğumuzda üzüldük diyorlardı. Tamo’nun vefatından sonra çocuklarından hiç biri köye uğramadılar, ondan geriye ismini taşıyan “Bağçi Tamo” kaldı. Yıllar sonra bu bahçe de içindeki evle birlikte satılmasına rağmen hala onun ismi “Bağçi Tamo’da” yaşamaya devam ediyor.”  

1950’li yılların sonunda Bağç'i Tamo bahçesi sessiz sedasız fakir emekçi bir kadın tarafından satın alındı. Kadın bahçeyi aldıktan sonra iki oğlu arasında pay etti. Pay ettiği oğullarından birine asırlık ceviz ve dut ağaçlarının bulunduğu düz alan isabet etmesine karşın, diğer oğluna düşen alan tepeden aşağıya doğru meyilli bir alandı. Fakat Tamo’nun halen ayakta duran evi de bu bölümdeydi. Evin yan tarafında da toprak bir tepecik bulunuyordu. Hissesine bu alan düşen kişi, günlerce eşeğiyle taş taşıyarak meyilli alanlarda düz alan oluşturmak ve toprak kaymasını önlemek amacıyla istinat duvarları örmeye başladı. Ördüğü istinat duvarlarının arkasını toprakla doldurarak düz alan oluşturdu. Bu alan için gerekli toprağı evin hemen yanında bulunan toprak tepecikteki toprakları kazarak sağlıyordu. Evin yanındaki tepeciği kazıp toprak aldıkça ilginç bir manzarayla karşılaştı. Tepeciği kazıp toprak aldıkça insan iskeletleri ortaya çıkıyordu. Çıkan iskeletleri köyün mezarlığına taşımak için bir alana sırayla dizdikten sonra evin çevresini, daha sonra evin içini kazdı, kazmayı vurduğu her alanda, yan yana, üst üste gömülmüş insan iskeletleri çıkıyordu. Bahçenin yeni sahibi karşılaştığı manzara karşısında şaşkına dönmüştü. Çıkardığı onlarca iskeleti yan yana dizdikten sonra köy içinde “Burası eskiden mezarlıkmış, kazmayı vurduğum her yerden iskeletler çıkıyor,” diye yakınmaya başlayınca birden Bağç'i Tamo küçük büyük herkesin ilgi alanına dönüştü. 

Bu bahçeyi merak edip gidenler karşılarındaki manzarayı ağızları açık izliyorlardı. Biz çocuklar da anlatılanlardan etkilenerek büyüklerimizin peşinden gitmiştik çıkan iskeletleri görmeye. Yan yana gelişi güzel dizilmiş her yaşta onlarca iskeleti her gören kendince bir fikir yürütmeye çalışıyordu. Kimi bu alanın eskiden Fılla mezarlığı olduğunu, Tamo’nun bunu bildiği halde getirip üzerine ev yaptırıp bahçe olarak düzenlediğini, kimi iskeletlerin bozulmadan nasıl bu halde kaldığına hayret ederken, kimi de iskeletlerin kafataslarında sırıtır gibi duran eksiksiz dişleri göstererek: “Görüyor musunuz, eski insanların dişlerine bakın tas tamam? Bir de bize bakın, ağzımızda diş yok?” diye fikir yürütüyordu. Kimse burada bulunan bu kadar iskeletin kimlere ait olduğunu, neden özellikle evin tabanına ve bu tepeciğin altına gömüldüğünü, buradan neden bu kadar iskelet bulunduğunu sormayı akıl edemiyordu. 

Ben Keban’da Ortaokula başlayıncaya kadar çocuklarının hiç birini tanımıyordum. Köyümüzde bulunan bağ, bahçe ve tarlaların tamamına yakın bölümü geçmişteki sahiplerinin isimleriyle anıldıklarından, Bağçi Tamo’yu da öyle değerlendiriyordum. Keban Ortaokulunda okurken Keban’da Berber Bahri’ye tıraş olmaya gidiyorduk. O yıllarda okulda uzun saça müsamaha yoktu. Saçımızın uzadığını fark ettiğimizde aynı okulda okuyan köyümüz çocuklarıyla saç tıraşı olmaya her gittiğimizde Berber Bahri, yüzümüze bakarak “Sen Mişelli’de Ahmedin oğlusun, sen Mehmedin oğlusun...” diyerek tahmin yürütüyor ve yaptığı tahminlerde hiç yanılmıyordu. Bir gidişimde beni de inceden inceye süzdükten sonra:  

“Bir kaçtır geliyorsun babanı çıkaramadım, sen... Havve’nin oğlusun değil mi?” 

Evet...” 

“O gariban çok acılar çekti, yalın ayak üstünde doğru dürüst üst baş olmadan el alemlerin yanında hizmetçilik, çobanlık yaptı. Kiminle evlendiğini bilmiyorum.” 

“Ailelerimizi nereden ve nasıl tanıyorsun? 

“Ben orada doğup büyüdüm, ben yaşıtlarımı onlar da beni tanırlar.”  

“Biz neden seni tanımıyoruz, kimler denesin?” 

“Ben Tamo’nun oğluyum, beni gençler tanımaz ama yaşıtlarım çok iyi tanır.” 

Berber Bahri, bizim Ortaokul da okuduğumuz dönemde Keban’ın tek berberiydi. İlerleyen günlerde her tıraş olmaya gittiğimde köydeki yaşamından söz etmeyi, çocukluk yıllarında samimi olduğu kişileri sormayı sürdürdü. Ortaokul da okuduğumuz yıllarda okulumuz topu topuna üç derslik ve her derslikte bir sınıf öğrenim görüyordu. Yaklaşık 50 öğrenciden oluşan sınıfımızda sadece üç kız öğrenci vardı ve Bahri’nin kızı Semra bu üç kız öğrenciden biriydi. Evlerimiz aynı semtte, okula gidiş yolumuz aynı olmasına rağmen başlangıçta ayrı ayrı okula gidip geliyorduk. ikinci sınıfa geçtikten sonra yol arkadaşlığı yapmaya başladık. Ben bu günkü emniyet müdürlüğü binasının yüz metre aşağısında oturuyordum, Semra ise; aynı yol üzerinde Hükümet konağının yaklaşık 500 metre ötesinde Etibank’ta çalışan köylümüz Cuma Özkan’ın komşuydu. Semra sabah okula giderken bana uğrayarak birlikte okula gidiyor, okul çıkışı her zaman olmasa da çoğunlukla birlikte dönüyorduk. O aileden sadece bu iki kişiyle karşılaşma imkanım oldu. Muhtemelen ailenin diğer fertleri de hayattaydı ama köyden ayrıldıklarından bu gün köyde onları tanıyan sayılı insan kalmıştır. Onlar da köyümüzden yok olan aileler arasındaki yerlerini almışlardır. 

Bu gün köyümüzde Tamo’yu tanıyan kaldı mı, oğlu Bahri dışındaki çocukları kimlerdi ve nerede yaşıyorlardı bilmiyorum? Günümüze kadar onun ismiyle anılan bahçede çıkarılan iskeletlerin nereye götürülüp gömüldüğü kimse tarafından sorgulanmadı. Merak ettiğim yıllarca bu evde oturan Tamo ve ailesi bu mezarlığın üzerinde oturduklarını biliyorlar mıydı? Köye getirilip yerleştirilen ailelerin tamamı köy içindeki toplu evlere yerleştikleri halde Tamo’nun ailesiyle birlikte neden bu ıssız bahçede ikamet ettiğine anlam veremiyorum. Bu ve daha nice sorular günümüzde cevaplanmayı bekliyor.  

NOT: Tamo ailesi ve Tamo’nun oğlu Bahri hakkında çok deteylı yazı yazan sayın Cem Bayındır’ın kaleminden o aileyi daha iyi tanıma imkanı buldum. Sayın Cem Bayındır’ın yazılarında Tamo’nun Aşağı Mişelli köyünde ikamet etteği belirtiliyor. Yaşlı köylülerimiz ve sayın Bahri beyden edindiğim bilgiler ise köyümüzde yaşadığı görüşünü doğrular nitelikte. Bu konuda ortaya çıkacak çelişkilerden dolayı afınızı dilerim, saygılar. 



Bu yazı 126 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
4021 Okunma
3945 Okunma
3387 Okunma
3372 Okunma
2487 Okunma
916 Okunma
565 Okunma
555 Okunma
524 Okunma
447 Okunma
396 Okunma
393 Okunma
381 Okunma
362 Okunma
354 Okunma
314 Okunma
308 Okunma
308 Okunma
304 Okunma
301 Okunma
291 Okunma
287 Okunma
282 Okunma
280 Okunma
5430 Okunma
5112 Okunma
4978 Okunma
4822 Okunma
4744 Okunma
4631 Okunma
4380 Okunma
4372 Okunma
4284 Okunma
4021 Okunma
4008 Okunma
3945 Okunma
3387 Okunma
3372 Okunma
3197 Okunma
2966 Okunma
2487 Okunma
2029 Okunma
1394 Okunma
1289 Okunma
1201 Okunma
1170 Okunma
1158 Okunma
1112 Okunma
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI