Bugun...


YAZAR : ALİ OĞUZ

facebook-paylas
TÜKETTİĞİMİZ HER ŞEYİ KENDİMİZ ÜRETİYORDUK
Tarih: 15-02-2026 11:27:00 Güncelleme: 15-02-2026 11:27:00


TÜKETTİĞİMİZ HER ŞEYİ KENDİMİZ ÜRETİYORDUK

Geçmişte köylülerimiz, atalarından görüp öğrendikleri usullerle kendilerine özgü bir yaşam sürdürüyorlardı. Hiç birinde çağdaş tarım ve zirai aletler yoktu, buna rağmen köyden el ve eteklerini çektikleri son güne kadar tarım ve hayvancılıkla geçinmeye çalıştılar. Herkes ilkbaharda karasabanla tarlalarında çift sürerek herg yapar, ekim ayında tekrar çift sürerek ekinini ekerdi. Ektiği ekinler Temmuz ayında olgunlaştığında orakla biçilirdi. Bu günkü gibi biçer döver olmadığından biçilen ekinler bağ yapılarak eşeklere yüklenip evlerin yakınındaki harmanlara taşınırdı. Günler süren düven öküzler tarafından çekilir, ezilen saplardan buğday ve saman insan gücüyle ayrıştırılırdı. Ulaşım zorluğu ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle sulak arazileri olan herkes pamuk eker, pamuk hasadından sonra toplanan pamuklar komşu köyümüz İbolar’da bulunan çırçır değirmenine götürülerek çekirdekleri ayıklanıp getirilirdi. Çekirdekleri ayıklanmış pamuklar yıkanıp temizlendikten sonra ipe dönüştürülerek köyde bulunan iptidai dokuma tezgahlarında dokuma beze dönüştürülürdü. Beyaz olarak dokunan bezler büyüklere üstlük, çocuklara ise boyuna göre elbise olarak dikilirdi. Boyanan dokuma bezlerden de erkeklere şalvarlar hazırlanırdı. Annelerimizin kendi emekleriyle dokudukları bez elbiseler eskiyip yırtıldıkça delinen bölgelerine yamalar yapılır, tamamen kullanılamaz hale gelinceye kadar giymeye devam edilirdi. Çocukların ve büyük anne ve babaların üstleri bir çok yerinden yamanmasına rağmen kimse bu halinden utanç duymazdı. Çünkü elbiseleri yamalı olmasına rağmen temizdi. Oysa o yıllarda çamaşırları yıkamak için sabun ve detrejanlar yoktu. Çamaşırlar yıkanırken de banyo yaparken de temizlik malzemesi olarak kil kullanılıyordu. Ailerin birçoğunda bit ve pire bulunur, bu haşarelerle mücadele için ilaç olmadığından tek çare çamaşırların iyice kaynatılmasıydı. Kille yıkanan çamaşırlara odun külü konarak iyice kaynatıldıktan sonra çıkarılan elbiseler bir tokaç ile iyice dövüldükten sonra durulanarak kurutulurdu.

Herkes birbirini biliyor, tanıyordu; çünkü herkes fakirdi. Giyimde, çalışma koşullarında çok fakir ile varlıklı aileler arasında ayırt edici bir fark yoktu. Bu insanlar fakirliklerinden de üst ve başlarındaki yamalardan da utanç duymazlardı. Her evin bir yanı veya altı ahır olduğundan hemen her evde pire bulunuyordu ama üstlerinde bit bulunanlar, bitlerin kir ve pislikten kaynakladığı söylendiğinden utanç duyarlardı. Bunun yanında birinin malına mal sahibinin izni olmadan el uzatmak (Çalmak), birinin namusuna göz dikmek, birinin canına kastetmek en büyük utançtı. Günümüzde değer yargıları çok değişti, o yıllarda utanç duyulacak değerler birer birer silindiler. Ben çocukluk yıllarımda köydeki her üretime şahit oldum fakat, ben burada 1960’lı yıllara kadar yaşamımızın en önemli üretimi olan “Bez dokuma” konusunu hafızamda kaldığı ölçüde anlatmaya çalışıçağım.

Taş mahalledeki evimizden aşağıya doğru inerken rahmetli Ali Dursun Dayının (Komşumuzdu biz ona dayı diye hitap ediyorduk) oturduğu evinin karşı yamacında taş duvarlı toprak damlı bir evi ve hemen onun bitişiğinde birkaç asırlık bir dut ağacı bulunuyordu. Oturduğu ev ile bu taş duvarlı ev arasında mahallenin çeşmeye uzanan yolu geçiyordu. Mahallenin hemen tüm çocukları kış aylarında bu toprak damda çizilmiş dairenin orta yerine tabana çakılı bir çivi üzerine yerleştirilen iki buçuk kuruşluk paraya ceviz atarak paraya isabet ettirip dairenin dışına düşürmeye çalışır, bazen de bir çizgi üzerine sıralı cevizler dizerek bir başka çizgi arkasından aşık atarlardı. Aşık: kesilen koyunun diz ekleminde bulunan kemikti. Bu kemik çıkarıldıktan sonra kazınıp temizlenir, orta yerinden delinerek açılan deliğe kurşun dökülerek ağırlaştırılırdı. Bir çizgi üzerine dizilen 5-6 adet cevizin çevresine bir daire çizildikten sonra belirlenen uzaklıkta cevizlere aşık kemiğiyle atış yapılır, isabet edilen ceviz dairenin dışına çıkmış ise cevizi daire dışına çıkaranın olurdu. Atış yapan ıskalarsa oyun sırası diğer arkadaşına geçerdi.

Toprak damın kapısı yazın küçükbaş hayvanların konduğu kom’a doğru açılırdı. Biz çocuklar, yetişkinler ve mahallenin erkeklerinin bir bölümü bu damda koşuştururken veya oyun oynarken damın içinde de kadınların oluşturduğu guruplardan oluşan sürekli bir hareketlilik mevcuttu. Burada bulunan dokuma tezgâhında hemen herkes kendi ihtiyacı olan bezleri dokumakla meşguldü. Mahallenin hanımları ip eğirmekten, tezgâhta bez dokumaya her konuda imce usulü birbirlerinin yardımına koşuşturuyorlardı. Şimdi oradan eve doğru tırmanırken tamamen kayalardan oluşan bu alanda bir zamanlar bir evin olduğunu kendim yaşamasaydım inanmamın mümkün olmadığını düşünüyorum…

Ülkemizde sanayinin oluşmadığı, şehirlerle köylerin birbirleriyle irtibatının zor olduğu dönemlerde köylülerimizin çoğu giyim ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla gidermeye çalışıyorlardı. İptidai dokuma tezgâhlarında kadınlar günlerce çalışarak “dokuma” olarak isimlendirdikleri bezleri üreterek ailesinin giyecek ihtiyaçlarını hazırlamaya çalışıyorlardı. Biraz varlıklı olan ailelerin evlerine yerleştirilen bu tezgâhlardan kış aylarında tüm komşular birbirleriyle yardımlaşarak bez dokuyorlardı.

O dönemlerde sulanabilen tarlaların çoğunda pamuk ekilir, pamukların arasına serpiştirilen karpuz, kavun, günebakan, mısır, kabak ve salatalıklar da pamuklarla birlikte yetişerek hoş bir manzara oluştururlardı. Hasat mevsimi toplanan pamuklar hararlara (1) doldurularak İbolar’da bulunan Çırçır değirmenine (Fabrikasına) götürülerek çekirdekleri ayıklanarak getirilirdi. Çırçır fabrikasından dönen pamuklar köye çağrılan Keçeci Mehmet tarafından kevan (2) ve tokaç (3)la atılır/çırpılırdı. Atılan pamuklar Çırığ’la(4) eğrilmek suretiyle ipe dönüştürülür, elde edilen ipler undan yapılan bir bulamacın içine konarak bir müddet bekletilirdi. Bulamaçtan çıkarılan ipler çeşmeye getirilerek iyice ovulup yıkandıktan sonra çuvallara doldurularak kurutulmaya bırakılırdı. Çuval içerisinde iyice kuruyan ipler çuvallardan çıkarıldıktan sonra belli aralıklarla çakılan kazıklara dolanarak gerginleştirilirdi. Gerginleştirilen ipler toplanarak rulolar halinde toparlaklar oluşturulacak şekilde sarılarak eve getirilip taraklara takılarak tezgâhına götürülürdü. Burada yan yana çekilen ipliklerin bir kısmının yukarı, bir kısmının aşağıda olması nedeniyle ayaklarla pedalları hareket ettikçe masura (5)ya sarılı ipin mekik (6) yardımıyla aradan geçirilmesi sonucu aşağıdaki ipler yukarıya ve yukarıdaki ipler aşağıya sürekli yer değiştirmek suretiyle bez oluşurdu. Tezgâhı çalıştıran kişi mekik üzerinde masuranın her dönüşünde elindeki kirkit (7)’le ipliklerin arasına vurarak sıkışmasını sağlardı.

Kış aylarının o soğuk günlerinde annelerimiz günlerce aylarca dokuma tezgâhında çalışılarak elde edilen dokuma bezler “kasara” konarak ağartılırdı. Kasara konma: sığırlardan alınan mayıslarla dolu kazanların içine yatırılarak günlerce bekletildikten sonra ağartma işlemine verilen isimdi. Mayısların içerisinden çıkarılan bezler çeşmeye götürülüp bol suyla yıkanır ve saatlerce taşların üzerinde çırpılarak ağartılıncaya kadar yıkanarak güneşe serilip kurutulurdu. Temizlenmiş bezlerden kalın ipliklerle dokunanlar harar, çuval ve heybe olarak kullanılmak üzere dikilirlerdi. İnce iplikten dokunan bezlere “çit” (8) denirdi; bu bezlerden iç çamaşırları dikilirdi. Ayrıca çeşitli köklerden, yapraklardan, ağaç kabuklarından ve topraktan toplanan boyalarla boyanan bezlerden kullanılan boya rengi ve desenine göre elbise, şalvar, yastık yüzü, yatak çarşafı, hanımlara yazma eşarp, erkeklere bele sarılmak üzere kuşak ve evlenecek kızlara çeyizlik havlular olarak işlenirdi.

Dokuma tezgâhları dışında; ev içlerine, mereklerin veya uygun mevsimlerde ev önünde bulunan bahçe içlerine kurulan basit tezgâhlarda kilim ve yollukları dokuyanlar o günün emekçi kadınlarıydı… Ev işlerine, çocukların bakımına, hayvanların yemlenmesi ve sağılması ve bakımı, bağ- bahçe işleri ekin biçme ve harman işleri dahil her işte alın terleri olan o emekçi kadınlardan çoğu aramızdan ayrıldılar, aramızdan ayrılan o elleri öpülesi kadınlarımızı saygı ve rahmetle anıyor yaşayanların ellerinden öpüyorum...

(1)Harar : Kıl veya pamuktan dokunmuş, büyük çuval.

(2) Kevan : yay, kesilmiş sığır bağırsakları iyice yıkandıktan sonra kurutulup iyice inceltilerek sırığın iki ucuna bağlanarak gerginleştirilip meydana getirilen yay.

(3) Tokaç : A.Pamuk veya yünlerin içine daldırılan yaya vurmak suretiyle ayrıştırma görevini yapan tokmak, B.Yıkanan çamaşırların kirlerini ayrıştırmak için, bir taşın üzerine serilen el kuvvetiyle vurulan yası tahta parçası.

(4)Çırığ/Çıkrık : Üzerindeki büyük makaranın elle çevrilerek ip eğirmeye yarayan alet

(5) Masura : tahta veya plastikten yapılan, üzerine şerit veya iplik sarılan koni veya silindir. Köyümüzde kullanılan masuralar kamıştan yapılıyordu.

(6) Mekik : atkı iplerinin çözgü ipleri arasından geçmesini sağlayan parça

(7) Kirkit : madeni tarak

(8) Çit : ince bez, kalıp basılarak desenli motiflerle süslenen bez, başlara takılan yazmalara kalıplarla basılan desenler.

 



Bu yazı 149 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
4674 Okunma
4067 Okunma
3791 Okunma
3577 Okunma
3176 Okunma
2010 Okunma
1367 Okunma
1026 Okunma
921 Okunma
713 Okunma
574 Okunma
572 Okunma
534 Okunma
527 Okunma
504 Okunma
499 Okunma
474 Okunma
440 Okunma
418 Okunma
356 Okunma
292 Okunma
291 Okunma
264 Okunma
237 Okunma
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI