KADİM DOSTUN ARDINDAN
Keban Çınarından son düşen yaprak Kadim Dostumuz Rıfat DEMİR Amca oldu. Memleketin bizlerden önceki kuşağının son temsilcilerinden biriydi. Cumhuriyetin yokluklarla dolu ilk yıllarında yetişen bir büyüğümüzdü. Benim Keban’da Rıfat adlı iki kadim dostumdan biriydi. Her yerde bahsettiğim gibi Keban’da kadim dostlarım Kudikanlı Rıfat ve Soğanlı Rıfat (Celayir) ağabeylerdi.
Rıfat Amca Keban’ın Kudikan (Kurşunkaya) Köyünden Hacı Ali Oğulları sülalesindendir. Oldukça geniş bir ailenin 1940 doğumlu üyesidir. Benim kendisini belleğimde hatırladığım ilk kare halen bulundukları evlerin yapımı sırasındaydı yanılmıyorsam. Komşuluk ilişkimiz içerisinde gidiş gelişimiz, mutlu ve kutlu günlerde bir araya gelişimiz belleğimde. Benim Keban’dan ayrıldığım 1982 yılına kadar tanıdığım Rıfat Amca döneminin hızlı insanlarından biri idi. Bileğine kuvvetinin öykülerini epey dinlemişliğim var.
Cumhuriyetin ilk kuşağının karakteristik özelliklerinin başında vatana ve millete sadakatle bağlılık, cumhuriyetin nimetlerine şükredebilme, tam bağımsızlığın önemi gibi faktörler gelir. Bu özellikleri kendi benliğinde sindirmiş bir onurlu cumhuriyet bireyi olarak Rıfat Amca’yı sendikal faaliyetler ve siyasal parti üyeliği ve yöneticilik pozisyonlarında gördük yıllar boyu. Kırat’ın Keban’daki temsilcisiydi. Tabii bu siyaset zemini iki kutuplu dünyanın hüküm sürdüğü yıllardaydı. Ülkemizde siyasi yelpazenin sağ ve sol diye tanımlanan dilimlerinin bir kısmının emperyalist ABD diğer kısmının ise Batı Avrupa ülkelerinin desteklediğinden habersiz insanlarımızın beyinleri esir alındı. Kardeş kardeşe kırdırıldı ne yazık ki. Çok şükür ki ilçemizde bu tarz keskin siyaset yapılmadı. Burada hoş görülü ve sağduyulu Keban insanının etkisi büyüktü.
Subaylık yıllarımda her Keban’a gelişimde Rıfat Amca’yı ilk gördüğüm yer genellikle Cuma Namazlarında Yusuf Ziya Paşa Camisinin doğu duvarındaki ilk pencerenin altı idi. Yine bir Cuma Namazı öncesi gidip yanına oturdum. Camide hoca vaaz veriyor. Rıfat Amca bana “hoş gelmişsin, nasılsın?” dedi. Bende “Teşekkür ederim Hacı Amca sen nasılsın?” deyivermemle bizleri ikaz eden gençten bir çocuk sahneye çıktı. “Camide konuşulmaz, günahtır.” Anlamında bir şeyler söylemeye başladı. Bizim kısık sesle konuşmamızda daha yüksek bir tonda konuşmuştu çocuk. Hacı amca çocuğa döndü; “Cami adının Türkçeye Arapçadan geçtiğini, Cem, ‘Toplanma, bir araya gelme’ kökünden gelen cami isminin, "Toplayan, bir araya getiren" demek olduğunu, sevgili peygamberimiz zamanında ümmetin topladığı ve güncel olayları öğrendiği yer olduğunu” kısık bir sesle söyleyiverdi gence. Ancak genç görüşünde ısrarcıydı. Hacı amca ve ben hem gencin ikna olmayışına ve taassubun insanları ne hale getirdiğine üzülmüştük. Sonradan öğrendim ki Hacı Amca bu tür hurafeleri görmemek adına sadece Cuma Namazlarında camiye geliyormuş. Daha sonraki yıllarda camiden önce rahmetli Seyfettin Ağabey’in dükkânında yaklaşık bir saat bazen daha fazla sohbetlerimiz oluyordu. Bir kere sütten dilimiz yanmıştı.
Benim tanıdığım Rıfat Amca dinimizin emir ve yasakları başta olmak üzere, dinimizin zahiri ve batıni yönlerini kavramış biriydi. Hiç bilmediğim bir özelliğini torunu Yavuz Selim ÖZCAN’ın (bu arada bende kirveydim) sünnet düğününde Mevlit okumasıyla öğrenmiştim. Mevlidi makamıyla okumasını hayretler içinde izlemiştim.
Söz Rıfat Amca’dan açılmışken rahmetli Kurt Muhittin Dayı ile olan dostluklarından bahsetmemek olmaz. Arapgir-Divriği yolunun ilk yapıldığı yıllarda beraber çalışmışlar. Şantiye yaşantısında sıkı bir dostlukları oluşmuş. Ben Muhittin Efendi’ye takılacağım zaman; “Rıfat Amca’dan duydum, sen şöyle yapmışsın.” Derdim. Muhittin Efendi gördüğü yerde sorar Rıfat Amca benim dediğimin doğru olduğunu söyledi mi, rahmetli Kurt Amca çıldırırdı. Muhittin Amca da Rıfat Amca gibi cumhuriyet değerlerine sahip bir büyüğümüzdü.
Rıfat Amca ile sohbetlerimizin konusu genellikle ülke sorunları, çözüm önerileri etrafında şekillenmişti. Zaman zaman ilçe yakın tarihi ile ilgili bilinmeyenleri de sorduğum olmuştur. Oldukça detaylı bilgiler edindiğimi söylemeliyim.
Rıfat Amcanın nüktedanlığına örnek olması bağlamında bir başka anımızı da kaydetmek lazım diye düşünüyorum.Yaklaşık bir sekiz on yıl kadar evvel ortak bir tanıdığımızın taziyesi için komşu bir ilçemize gittik. Gittiğimiz zaman yaz günü öğlen vakti. Taziye evinde yemek yeniyordu ancak bizleri kimse buyur etmedi. Taziyeyi verdik dönerken yol kenarında elekçilerin kurdukları çadırları gördük. Rıfat Amca hemen direksiyondaki oğlu Enis’e; “Enis şu senin dayılarının çadırlarının önüne gitsen yemeksiz yollamazlar.” takıldı. Daha Enis’i tutana aşk olsun. Keban’a kadar söylendi durdu.
Söz uzun Rıfat Amca ile ilgili yazacak çok şey var ama sayfanın yine sonuna geldik. Geride gözü yaşlı hayat arkadaşını, pırıl pırıl evlatlarını, dostlarını ve temiz ismini bırakarak aramızdan ayrıldı. Kadim dostum, amcam yok artık.
Kendisinden razı mıydık? Evet, razıydık. Menzili mübarek, Mekânı cennet, makamı Ali olsun. Gittiği yerdeki Kebanlılara bizlerden selam götürsün.
Görünür ve görünmez hizmetlerinle her daim anılarımızda yaşayacaksın. Huzur içinde uyu.
Fotoğraf bölümünde 31 Mayıs 2018 tarihinde Keban’da Ramazan ORUÇ (Zırkılılar Kahvesi) Kahvesinin önünde çektirdiğimiz fotoğrafı sunuyorum. Aşık Haydar ÖZTÜRK’ün dizeleriyle veda edelim.
Bir Güzel Elinden Bende Gurbette
Düştüm Eğlenirim Ben Garip Garip
Hasretliğin Vardır Elbette Bende
Hayalin Gönlümde Var Garip Garip
Gönül Sarayında Gezen Meleğim
Ulu Mevla Böyle Miydi Dileğim
Felek Gül Dememiş Nasıl Güleyim
Dudak Yas Tutmuyor Dil Garip Garip
Sana Benzerini Bir Yerde Gördüm
Tatlı Gülüşüne Ben Hayran Oldum
O Zaman Sazımı Elime Aldım
Sazım Düzen Tutmaz Tel Garip Garip
Gönül Arzulasa Dostu Göremem
Uzaktır Yolların Sana Gelemem
Ben Seni Görmeden Haydar Olamam
Mezarım Başına Gel Garip Garip
