EY BENİM YÜCE DAĞLARIM
Memleketimin dağlarına bakınca gözlerimin gördüklerine yüreğimde oluşan hoşluklar diyorki, ey bizleri bir hoş eden tabiatın güzellikleri hoş geldin dercesine içimden seslenir dururum. Serde biraz acemi şairliğin cesareti olsada dağlara olan sevdamın haykırışlarını, duyan deli sanmasın diye hep yüreğimden ben söyler ben duyarım. Bilirim bağırmadıkça sevdalı dağlarıma, seni seviyorum sana aşığım seslice haykırmadıkça, dağlara olan sevdam her suskunluğumda daha da katmerli olur. Gönülde olan her şeyi dile getirip rahatlamak varda, ah şu duygulara zalimlik, dillere zulüm edenler olmasa. Dedim ya ucunda deli damgası vurulmakta var, halbuki elinde deli damgasıyla dolaşanlar sevdalı dağlarımdan daha vefasız daha yalancı. Sebebi sevdalı dağlarım hep yerinde durur, ama onlar gibi niceleri gelip göçmüştür dünyamızdan, şahidi sevdalı dağlarımdır gidip sorun. Vah benim sessiz sedasız duran yerinden hiç kıpırdamayan dağlarım, seni hiç tanımayan sana iftira atanlar var. Sana kem gözlerle bakana sana kötü sözler yakıştıranlara içimden ne kadar kızarım bilemezsin. Canı sıkılan sana kızar, keyfi için sana beddua ederler, dur desem etmeyin eylemeyin desem, sana ne deli derler. Bana deli derlerde, zirvene dahi çıkmaya dizlerindeki dermanları yetmeyenler, cüce boylarıyla sana hain sözler yakıştırırlar. Uykuya dalıp kuzularını kaybeden çoban, zahmet edip sarı kayanın arkasına bakmazda ilk aklına gelen söz, sana boyun devrile yıkılasın dağlar demesini bilir. Bağrında besleyip büyüttüğün rengarenk kuşları keklikleri geyikleri keyfi için vurmaya çalışan avcılar, ayakları taşa takılıp düşseler hemen sana laf söz ederler. Hiç akıllarına gelmez ki o güzelliklerin sahibi sensin. Onları kara kıştan dondurucu soğuklarından kovuklarında koruyan, yazın kavurucu sıcağından kayalarının gölgesinde serinleten sensin. Bilmezler mi kurdun kuşun her canlının susadığı zamanlarda enginlerin de şırıl şırıl akan sularını içerken oh çok şükür dediklerini.
Ey benim ağaçsız dalsız yüce dağlarım, seni uzaklardan seyrederken sanki ülkemin haritasının karşısına geçmiş her noktanı hiç yorulmadan seyreder dururum. Zirvenin eteklerinde küçücük bir çalı dahi olsa biz o çalıya bir isim veririz. Sonra da adını bizim koyduğumuz çalıdan, kendi aramızda yönümüzü tarif ederiz. Yine zirvenin yamaçlarında irili ufaklı tepeciklerin her birine ayrı ayrı isimler veririz. Hele senin barındırdığın dereleri derecikleri unutmak mümkün değil. Kendi aralarında koyduğumuz isimler sayesinde yönümüzü kolayca buluruz. Enginlerinde olan düzlükleri sorarsan yine aynı şekilde, kanun gibi kural gibi her birinin ayrı ayrı isimleri vardır. Derelerini tepelerini uzun veya kısa düzlüklerini aşıp, çevreni boydan boya dolaşan yollara gelince, hepsinin farklı farklı isimlerini bizler koyduk. Oy benim boylu poslu yüce dağlarım, ne ırmaklar vardır seni aşmaya gücü yetmeyince çevreni dolaşarak adeta ayaklarının dibine serilir. Ne yağmurlar seller kar boranlar taşar gelir senin üstüne, hiç duyulmadı bunların zirveni aşıp sana ulaştığını. Ah be dağlarım baharın tüm güzellikleri sende toplanınca, hele yeşilliklerin içinde al gelinciklerin açmasıyla birlikte sen ne kadarda dost yüzünle bize bakarsın. Çobanın ekmeğine yemlik kenger yarpuz verdiğini, daha nice katık uzattığını hangimiz unuturuz. Kınalı kekliklere kimsenin bulamayacağı yerlerde yuva olursun. Bin bir türlü arının böceğin seslerinin vızıltısı senin heybetli duruşunla bizlere omuz veren dostlar olur.
Selahattin YALÇINER