SELİL DAYI VE KAR FIRTINASI
Nimri köyümüzde eskiden alaf dediğimiz davarların yeminden tasarruf etmek için, kara kış tam yüzünü gösterip dışarı çıkılmadığı zamana kadar, köylümüzün bazıları davarlarını Fırat kıyısına yakın yerlere götürürlerdi. Fırat kıyısının sıfır noktası ve biraz daha yüksekleri, rakım açısından epey engin olduğundan buralara kar pek yağmazdı. Yağsa da Ocak Şubat aylarında belki yağardı. Bu yüzden bazı köylülerimizin davar sayısı çok olduğunda mecburen kar almayan bölgelerden yararlanıyorlardı. Aksi halde samanlığında ki alaf dediğimiz yemler yetmeye bilirdi. Yani tecrübeli büyüklerimiz tedbirlerini önceden alırlardı. Daha net anlatmak gerekirse eğer, Kasım sonu gibi davarları buralara indirirler, taa ki kar kış yolu yolağı kapayana kadar kalırlar, kara kış bastırınca da davarlarını köye getirirlerdi. Ayrıca Mart başı veya ortalarına doğru yine Fırat kıyısına inerlerdi. Bazı köylülerimiz Dummu'ya, Şehin mağarasına ve kısaca Keban'ın karşı kıyısında mağara veya kom dediğimiz ahırları geceleri kullanırlardı davar koymak için. Kış başlangıcında davarlarını buralara götüren köylülerimiz, akşam saatinde davarlarını az önce belirttiğim gibi, çoğu zaman mağaralara veya komlara koyup köye giderlerdi. Fakat Mart başında giden köylülerimizin çoğu tam teşekküllü göçerlerdi ki, davarların kuzlamasına kadar ve kuzuların gıdıkların sütten kesilmesine kadar orada yaşasınlar. Sözün özü kap kaşık yatak yorgan ve çoluk çocuk birlikte göçerlerdi.
Böyle git gellerin birinde, Kemal Deniz henüz yaşça küçük belki 12, belki 13, fakat Selil Ahmet dayı davarlarını yakın bölgeye götürdüğü için, Selil Ahmet dayının sayesinde kendisi de davarlarını Eneceğe götürmüş. Tabii ki annesi Hemide halanın oluru ve direktifiyle. Kemal Deniz kendi davarlarının içine bazı yakın akrabalarının ve hatırı kırılmaz komşularının da üç beş, üç beş derken belli sayıda koyun keçiyi de katarlar. Bir gün aylardan Aralık sonu gibi ve akşam saati, Kemal Deniz davarlarını Eneceğin komlara koyar, ama keçileri ayrı koma koyunları ayrı komlara koyar, kapısını da taşlarla örüp kapatır. Oradan davarlarını Çevliğin mağaraya koyan Selil Ahmet dayının yanına gider. Çünkü yürüyerek Nimri köyümüze birlikte gidecekler. Selil Ahmet dayı ve hanımı Zöhre halayla birlikte davarları Çevliğin mağaraya koyarlar, ve sanırım yine kaspısını taşla örüp yola düşerler. Epeyce yokuş çıkarlar ve şu tepe senin bu tepe benim derken Göç Konacağın düze gelirler. Düzlüğe yaklaştıkça kar yağışı kendini hissettirmeye başlar. Göç Konacağın düzlüğe çıkmasına çıkarlarda, öyle bir kar fırtınasına tutulurlar ki, adım atmanın imkanı yok. Selil Ahmet dayının ayağının biri zaten sakat, haliyle yaşı da var adım atacak mecalleri kalmaz. Hal böyle olunca Selil dayının tecrübe anında ortaya çıkar. Selil Ahmet dayı derki, uşağlar yere yatın benim gibi yuvarlanın, yoksa bu kar fırtınası bizi burada boğup atar. Selil dayı ile birlikte, gerek hanımı Zöhre hala gerek Kemal Deniz onlarda yere yatıp Selil dayıyı izlerler. Selil dayı gidecekleri aynı yöne doğru kontrollü bir şekilde yuvarlanmaya başlar. Zöhre hala ve Kemal Deniz Selil dayıyı dikkatle izleyip aynı şekilde yuvarlanmaya başlarlar. Bu yerde yuvarlanma işi sanırım 50 metre falan gittikten sonra Selil dayı bakar ki kar fırtınası hızını kesti, ayağa kalkıp kısa bir deneme sonunda, hadi uşağlar buradan rahatça yürüyebiliriz der. Keskin kar fırtınasını aşıp yürüseler de, tipi şeklinde yağan karın sovuğu ellerini yüzlerini kıp kırmızı yapar. Ora benim bura benim derken Sağbağının dereyi tepeyi aşıp Karşıbaşına gelirler. Kar fırtınalı zorlu bir akşamın sonunda Nimri köyümüze gelirler. Ertesi gün sabah erkenden Selil dayı Zöhre hala ve Kemal Deniz yine yollara düşüp Çevliğe doğru yol alırlar. Kar kışta olsa davarlar ot ister su ister, sonuçta davarda olsalar onlarda birer can.
Bu anıyı bana sabırla anlatan Kemal Deniz ağabeyime çok teşekkür ederim.
Ayrıca Zöhre hala ve Selil Ahmet dayı ya, ve ayrıca terki dünya eylemiş Nimri köylülerimize Allah'tan rahmet diliyorum, mekanları cennet olsun…
NOT: Selil Ahmet dayının soy ismi (DOLU). Selil Ahmet DOLU.
Selahattin YALÇINER