Bugun...


EĞİTİMCİ - YAZAR : MİDRAN YOKUŞ

facebook-paylas
Dikili Taşlar -11-YURDUNA SEVDALI Vecihi TİMUROĞLU
Tarih: 19-09-2026 11:48:00 Güncelleme: 19-09-2026 11:48:00


Dikili Taşlar -11-YURDUNA SEVDALI Vecihi TİMUROĞLU

 

23 Ekim 2014 Perşembe günü, yazın dünyasının köşe taşlarından Vecihi TİMUROĞLU bu dünyaya veda etti. Bir gün sonra gazeteler onun için, “Yurduna Sevdalı bir aydın veda etti” başlığını kullandılar. Vefalı arkadaşlarının, dostlarının duygularını okuduğumda, doğrusu, onun yıllarca yazdığı ve sıkı bir okuru olduğu Cumhuriyet Gazetesi’nden yeteri kadar ilgi göremediğini ailesi adına söyleme hakkımın olduğunu düşünüyorum.

 

Vecihi Timuroğlu’nu 1980’lerde Ankara’ya geldiğimde tanıdım. Kış ortasıydı. Şubat 1986’da oğlu Kürşat’ın katledilişinden sonra duyduğu acılar her geçen gün daha da derine işliyordu. Fırsat buldukça yanında olmaya çalışıyordum. Geçen süreçte, zaman ona bazı soruların cevabının olmadığını öğretti. O, beni Kürşat’ın yerine koyarak bir oğlu gibi gördü. Ben de O’nu babam gibi sevdim, saydım. Aradan geçen on yılsonunda, Kürşat’ın acısı henüz soğumadan üstüne Kasım 1996’da kızı Simin’in ölümü geldi. Zor günlerdi. Yüreğindeki acıları eriyen kar sularına nasıl anlattığın unutamam. Vurgun yemiş bir baba yüreğiyle 19 Kasım günü ve ilk defa burada yayımlanan Simin için yazdığı:

“Bir insan özü olarak yaşadım

Bok kaderin teknesinde

Dik başlı ve de gizemli” dizeleri, mezar taşına yazdırmamı istedi.

Nasıl bir ülkede yaşadığımızı, dolayısıyla mezar taşının başına neler geleceğini düşünerek kendisinden bunu değiştirmesini istediğimde bana kızmıştı. O şiir, hâlâ bende saklıdır. Soylu kalem, bir ömür “evrensel bir insan sevgisi”ni temel almıştı evlat acısı şaire neler yazdırmaz ki…

“Gün doğarken meşeler hışırdıyordu

Ekim güneşinde kucağıma verdiler seni

Göğün boşluğunda süzülen turnalar

Öpüp geçtiler küçücük ellerini.”

Yalnız Simin’e mi, ya kardaşı Oğul Kürşat’a yazdıkları, birkaç kitap boyutunu buldu.

“Çocukluğundur önümde koşan

Işın tozlu sarışın

Altında sorgun dalından bir at

Akşamları nasıl süzülürse güneş

Öyle süzülürdün meşe korusuna

Tazelenmiş çayır yeşili vadilerde

Hep güneşe sürerdin atını

Nereden bilecektin çapkın

Ve sürgündür güneş kayarken güneye.”

 

Yıllar akıp giderken, o ve onun yaşlarındaki dostlarından hayata dair her gün yeni yeni şeyler öğreniyordum. Onların sohbetlerine ne zaman katılma şansına sahip olduysam, bilgeliklerinin herkes gibi beni de sağaltıldığını hissediyordum.  Vecihi hocam, bir gün beni telefonla aradığında “Midran, bizi havaalanına bırakır mısın” dedi. Kendisi İstanbul’da bir panelde konuşmacı, şair Cahit Külebi ise bir söyleşi için Almanya’ya davet edilmişlerdi. Arabamızla havaalanı yolunda ilerlerken bana:

-Uçağımızın kalkmasına daha epey vakit var. Az ilerde nezih bir çay bahçesinin olduğunu biliyorum. Burada bir kahve içelim, dedi. Çay bahçesinde oturduktan kısa bir süre sonra, garson yanımıza geldi, ne içeceğimizi sordu. Kahveler söylenirken, ben garsonun kulağına eğildim, onların duyamayacağı bir sesle, konuklara zarif davranmasını ima ederek:

-Kardeş merhaba, gördüğün bu iki insan, Türkiye’nin ünlü şairleridir, dediğimde henüz sözüm bitmemişken, garson, etraftaki masalarda bile oturanların duyacağı yüksek bir ses ve kendinden emin bir tavırla:

- Abey abey, sen ne söylersin ben de şairem, deyince, Vechi hoca garsona:

- Hele otur bakalım şair, dedi. Genç adam kısa süreli bir tereddütten sonra sağı solu kolaçan edip masamıza oturdu. Bize bir şiirini okur musun, sorusunu duyar duymaz oturduğu yerden ayağa kalktı, şafak vakti dağların doruğunda öten bir keklik edasıyla başladı şiir okumaya. Şiirin bir dizesinde “sende ki ben” sözcükleri geçince, Vecihi hocam genç adama dönüp:

-Burada dur. Ula oğul oğul, bu sözleri Karacaoğlan bile söylememiş” dedi.

     Garson, büyük bir ödül aldığının farkına vararak masadan uzaklaştı. Biz de kahvelerimizi içtikten sonra yolumuza devam ettik.

 

Aradan yıllar geçti. Vecihi hocam, ustamız şair Cahit KÜLEBİ hastanede yatarken günlerce haftalarca yanından ayrılmadı. Vefalı dostların dar günlerde birbirlerine nasıl sahip çıktıklarını, daha doğrusu, çıkması gerektiğini bir kez daha öğrendim.

 

Zaman geçtikçe Vecihi hocanın da sağlığı bozulmaya başladı. Ona güç veren eşi Aysel Uğur Timuroğlu….

 

Hocam, ağabeyim ve yazın dünyasında üzerimde unutamayacağım emeği olan hocam, yazar, şair, araştırmacı Dersim’li Vecihi TİMUROĞLU, yalnızca bir kesimin şairi değildir. Kitaplarıma yazdığı önsözde yaptığı vurgu, “…Devrimcilerin ölümü, bir dostun yarası, bir çocuğun çığlığı, barışın gülümsememesi, savaşın pençesinin insan yaşamında açtığı yara, açlığın insanın yakasına yapışması, aşkın sancısı, bir masumluğun kana boyanması…” üzerinedir. Bu yüzdendir ki O, sosyalistinden liberaline, Marksistlerden dindarına, ulusalcısından Atatürkçüsüne kadar her kesimin okuduğu bir yazardır. Bugün çok az sayıda insanın bildiği şu olay söylediklerimizi kanıtlamaktadır. Şubat 1993’de geçirdiği trafik kazasında vefat eden Devlet ve Maliye Bakanı Adnan Kahveci’nin kaza sonrası, aracında bulunan eşyaların içerisinde Vecihi TİMUROĞLU’nun “İnançları Uğruna Öldürülenler” kitabı vardır.

 

Bende ki babam Vecihi TİMUROĞLU’nu bir yazıyla anlatmam olanaksız. Onun ölümü yazın dünyası için büyük bir kayıptır. Yerin aydınlık olsun.

 

“Mit olmuştu bir kez

İlgi çeken iki mezar yan yanaydı. Bakıyorum, insan boyunun çok üstünde bir uzunluktalar. Merakımı yenemiyorum; duasını bitirdikten sonra Ruhi’ye soruyorum:

  • Bu iki mezar neden bu kadar uzun?
  • Bu rahmetlinin (Yığıkili Zülküf) mezarı, yanındaki dayısının. Rahmetli dayısına çekmiş, ikisi de selvi boylu, iki buçuk metreden fazladır. Mezellerin* her biri dört metre, onlardan daha uzun kimse yohtur bu mezelikte.” (say. 112)

 

Bu kentte ölüler nasıl verilir toprağa biliyor musun?

Kimi çanla kimi ezanla haber verir

Ey garip adam, söyle, ne diyorsun bu işe? (say.44)

*Harput Türkçesinde mezara (mezer, -mezel denir.

(Yiğıkili Zülküf, Aziz Aydın Doğan, Yaba Yayınları)

 

“Biz de gezerdik 

                              Siz gibi

            Siz de geleceksiniz

                          Biz gibi”

 

“Parası olan pazardan

İmanı plan mezardan korkmaz!

Rabbim imanı ile Kur’an ile

Gitmeyi nasip etsin

inşaALLAH"

İnsan kendisi olarak doğar, başkası olarak ölür…

-

Mezar Taşıma Kaç Kitap Okuduğumu Yazın

Mezar taşında, adınız, soyadınız, doğum ve ölüm tarihiniz. Yeterli değil bu bilgiler. Ekinli olarak yaşayıp yaşamadığınızın ipuçlarını vermiyor.

Aranızda ayrıldığımda, mezar taşıma kaç kitap okuduğumu yazın. Eğer kesin rakamı öğrenemezseniz beş bin deyiverin.  Belki ilgisini çeker ziyaretçilerin; belki yüzleri kızarır okumadıkları için. (Kitap Okurken Vurun Beni, Süleyman EKİM Ceylan Yayınları, sy.48).

(Yazı devam edecektir.)

 



Bu yazı 92 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
3299 Okunma
2658 Okunma
2266 Okunma
2119 Okunma
803 Okunma
800 Okunma
609 Okunma
607 Okunma
606 Okunma
441 Okunma
354 Okunma
341 Okunma
337 Okunma
335 Okunma
314 Okunma
310 Okunma
266 Okunma
252 Okunma
230 Okunma
216 Okunma
216 Okunma
214 Okunma
182 Okunma
116 Okunma
4949 Okunma
4680 Okunma
4201 Okunma
3919 Okunma
3713 Okunma
3299 Okunma
3182 Okunma
2658 Okunma
2266 Okunma
2119 Okunma
1445 Okunma
1351 Okunma
1201 Okunma
1050 Okunma
1008 Okunma
989 Okunma
966 Okunma
915 Okunma
914 Okunma
906 Okunma
803 Okunma
800 Okunma
772 Okunma
748 Okunma
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI