DİKİLİ TAŞLAR - 8
HAYYAM ZEKERİYA
25 Mayıs 2006
Elâzığ ili Keban ilçesine bağlı, Bırîwan (Birvan) köyünün bin altı yüz yıllarında kurulduğu söylenir. Taş ve kerpiç yapılı iki katlı evleri oturtmuşlar köyün girişine. Deliktaş, Birvan Köyü’nün üç kilometre doğusunda, sonsuzluğun yuttuğu başı ve sonu olmayan, çıplak dağların çevrelediği bir semtin adı. Dağ eteklerinden aşağılara doğru inildikçe bodur meşe ve ardıç ağaçlarına rastlanır.
Deliktaş’ta, Zekerya Dayı’nın bahçesi büyük emeklerden sonra verime başlamıştır. Oğlu Haşim: “...ilkbaharın ilk aylarıydı. Babamla gün boyu bahçede çalıştıktan sonra güneşin batmaya yakın saatlerinde köyün yolunu tuttuk. Bir ardıç ağacının altında dinlenme molası verdik. Babam yün yeleğinin cebinden bağ bıçağını, eşeğin üzerindeki heybeden de aşı fidesini çıkardı. Altında oturduğumuz ardıç ağacına armut aşısı yapmaya hazırlanıyordu. O an, olup biteni kavrayamamıştım. Sordum: “Baba bu dağ başında ardıç ağacını aşılamanın anlamı nedir? Yüreğimi ısıtan her zamanki ses tonuyla: Oğul, gün olur, bir insanın buralara yolu düşer. Kim bilir, susamıştır, acıkmıştır, bu yemişten tadar…
Sözleri oturmuştu içime. Yaşamın neresinde olduğumu düşünmeye başladım. Toprağa yabancılaştığımı anladım…”
“Bir akçe, sekiz bağdadi su” ölçüsünü, çocukluğumda Zekeriya Dayı öğretmişti bana. Doğayı katletmeye karşı, isyan etmenin kaçınılmazlığını ondan dinlemiştim. Anlattığı doğa yasalarını, hafızama çocuk yaşlarımda kaydetmiştim. “Doğayı en iyi korumanın yolu, onu kendi haline bırakmaktır” sözünü ilk kez o bilge insandan duymuştum. Yaşamı boyunca, iyinin, doğrunun, güzelin peşinden ayrılmadı. Şimdi toprak bir damda, avlulu bir evde, hasta yatağında gün saymaktadır. Son gördüğümde kasvetliydi. Bana Hayyam’dan okuduğu dörtlüğü unutamam:
Genç, gençliğimin güzel günleri,
Unutmak için içerim şarabı
Acı mı? Öylesi gider hoşuma
Bu acılıktır ömrümün tadı.
Ben de Zekeriya Dayı’nın adı, o günden sonra, “Hayyam Zekeriya” oldu.
O’na acımanın, onu küçülteceğine inanıyorum. Etrafı çiçek kokulu bu köyde, nice büyük bilge insanlar gelip geçti. Ne yazık ki, onların birikimlerinden, hiçbirimiz faydalanmayı beceremedik.
Saraylarda yaşayanlar, lüks arabaları, tripleks evleri, yüklüce paraları, arsa, mal, mülk, yatları-katları, özel yazıhaneleri ve sekreterleri olan yüzlerce, binlerce insandan unutulmayan çok az insan vardır. Hayyam Zekeriya’nın unutulmama nedeni, geçmişe dönük, iyi bir hayat hikâyesinin olmasından kaynaklıdır. O’nun hayat hikâyesini yazmak, bir hayat yaşamak kadar zordur. Dönüp arkaya bakmaktan korkmadı. Doğayla barışık, toprağı, ağacı, kurdu, kuşu iyi tanırdı. Kötülerle kavgalıydı. Karanlığa düşman, bilime inanan, bilge bir insandı. Anlatıldığına göre, Ömer Hayyam’ın beş bin altın dinar istemesi üzerine şaşıran bir vezir:
-Ben bu kadar parayı alamıyorum, onu biliyor musun, deyişine Hayyam; Çok doğal, diye yanıt vermiş.
- Nedenmiş?
- Çünkü benim gibi bilginlere yüz yılda bir rastlanır, oysa senin gibi vezirlerden her yıl, beş yüz adet atanacak adam bulunur.
Suç ve Ceza’yı okuduğumuzda, köylerimizde, kasabalarımızda bir ya da birkaç Roskolnikov’un veya Birvan’da Hayyam Zekeriya olduğunu hatırlayacaklardır. Onların yaşam hikâyeleri çoğumuza basit gelebilir; üzerinde durulmaya değer mi, demeyin. Hayyam Zekeriya’nın ölümünden sonra da oturup öyküsünü yazmayı, onunla ilgili, hiç değilse elimizde, avucumuzda kalanı yarına taşıyabilmek, onun toprakla bütünleşmesinden kaynaklıdır. Bazı değerler değişmiyor, yüz yıllar değişiyor olsa bile…
-
Bir şairin ölümü bir dalın kırılmasına benzer
Köprü olmak için uçuruma bedeniyle
Ahmet ERHAN
Mezar Taşı istemem
Mezar taşı istemem, ama
Dikerseniz bana bir tane
Dilerdim, yazılsın üstüne:
Öneriler yaptı. Biz
Onayladık.
Kılardı böyle bir yazıt
Hepimizi saygın
Brecht (Çeviren: Yüksel Pazarkaya)
… Ah ki
Bir sen gibi bir güzellik
Bir de ölüm var ya.
Tahsin SARAÇ
SIMAVNA KADISIOĞLU
ŞEYH BEDREDDİN
M. 1418 Nakli 1961
İstanbul’a gidip de Pir’e uğramamak olmazdı
Nazım’ın söylediği gibi, “Varalım
dedik
yapışıp
sapanın
sapına
Şol kardeş toprağını biz de bir yol
sürelim dedik”
Selam olsun Bedrettin’e, Börklüce’ye, Torlak Kemal’e, bütün yoldaşlara…
Bir Şaman Atasözü
Sabret ama katlanma
Eleştir ama suçlama
İste ama ısrar etme
Fedakâr ol ama kendini feda etme
Dünü unutma ama saplanıp kalma
Sevdiklerine bağlı ol ama bağımlı olma
Ve en önemlisi
Hiç kimseye biat etme
Bir gün hepimizin öleceğini de asla unutma!
Jules Verne’in ölüm yıldönümü bugün. Mezarını kırıp oradan adeta kurtuluyor, göğe uzanıyor. Eserleriyle ufkumuzu genişletmeye devam ediyor… Heykeltıraş Albert Roze, Verne’in ölüm maskesini örnek alarak yarattığı yapıtına “Ölümsüzlüğe ve Ebedi Gençliğe Doğru” adını vermiş.
(Kaan H. Ökten)
Boynum kıldan ince ölüme
-Değil mi ki şol illetten iğne-ipliğe dönmüş bedenim-
Ve ölüm ki benim bu ölümlü dünyaya gelmekle…
Can YÜCEL
Not: Yazı devam edecektir…
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|