Londra 24 Temmuz 2026
KANîYA MEZİN*
Devasa bir dağın derinliklerinden yeryüzüne çıkanBaşpınar suyu(Kanîya Mezin), Birvan’ın felsefesi, inancı, tarihi ve adeta ‘Tanrısal’ bir sesin varlığıdır. Binlerce yıl, binlerce göz, büyülü suyun sesiyle konuştu. Ses şöyle diyordu: “Bu suyu sev, ayrılma yanından, onu kılavuz al kendine.” Onlar bu sese kulak vermiş olmalılar ki, yıllarca barış içinde ve bir arada yaşamayı becerebildiler. Bu felsefe,örneğin ev yapanın ya da tarlada ekini kalmış komşunun yardımına gitmekbir zorunluktu. Yaşam biçimi açısından insanlığa derin bir ufuk olmuştur. İyi günde birbirlerinin sevinçlerini, kötü günde acılarını paylaşmak, insanı, insanî değerleri,kâmilliği, dayanışmayı, birliği, hoşgörüyü, adaleti temel alan bu inanç, her Kanîya Mezin Günü Alevi dedelerinin nefesiyle seslendirilmiştir.Bölmeyi bölünmeyi değil, bölüşmeyi öngören bu öğreti Yunus, Hallacı Mansur ve Pir Sultan kültüdür. Dolayısıyla bu topraklarda hümanizm önemli bir denge unsurudur.
Öte dünyaya göç etmiş olan atalarımızın diliyle Kanîya Mezin – Başpınar, yediden yetmişe her Birvanlının yüreğinde bu suyun sevgisi vardır. Bu sevgi nesilden nesile anlatılarla paylaşıldı. Nasıl ki Hindistan’da Ganj Nehri kutsal ve kurtuluş yoluysa, atalarımızın inancına göre de Kanîya Mezin suyundan bir yudum bile içmeden ölmek, tamamlanmamış bir hayat sayılırdı.
Alevi Kürt olan Birvan köylüleri, ‘Cihanbeglû’ocak ve aşiretine bağlı, Kanîya Mezin’deki türbenin içinde yatan Zat’ın da İmam Rıza evlatlarından olduğu bilinir. Kimi kaynaklar da On İki İmamdan yedinci İmam Caferoğlu Musa Kazım’ın soyundan geldiği bilgisidir.
Mezarlık alanının üzerinde Mihrap Ziyareti ise On İki İmamların torunlarından Şeyh Safi Hazretleri olduğu, Şiğ İrbam’ın evinde saklı tutulan Osmanlı beratlarından bilinmektedir.
(Birvan’ın tarihi, tüm ayrıntılarıyla 2014 yılında Anı Yayınları tarafından basılan 456 sayfa “BIRÎWAN” kitabımda anlatılmıştır. 2022 yılında da “Kanîya Mezin-Başpınar” kitabım yayımlandı. Ne var ki, yıllarımı vererek eksiği-gediğiyle hazırladığım bu kitaplarla ilgilihaksız değerlendirmelere cevap hakkımın olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki hayatında Birvan’a bir çivi çakmamış, yaşamı boyunca bir makalesiyayımlanmamış birileri, insanlığın etik değerleriyle bağdaşmayan sözlerle “Bu bir albümdür,” diye yargıladı! Ben, kimseyi aşağılamadan, kimseye hakaret etmeden sadece köyün tarihi gerçeklerini ve içinde bulunduğu iklimi anlattım. Bunca emeğe saygı duymayan, eğitim ve kültür düzeyi yetmiyorsa ben ne yapa bilirim?Ancak zekasına geçmiş olsun derim!..)
Kısaca, İdris-i Bitlisi’nin “Selim Şah-name” adlı eserde anlatıldığı üzere, Yavuz Sultan Selim’in 1514 Çaldıran Seferi öncesi ve sırasında katlettiği 40 bin Alevi-Kızılbaş’ın sağ kalanlarınınSuriye’ye sığındığı,sular durulduktan sonra Suriye’den tekrar göç eden Cihanbeg Aşireti’nin bugünkü kış evleri alanına 1700 yıllarında kümeler halinde yerleşerek hayvancılıkla geçimlerini sağlamışlardır.
“İnkâr Yüzyılı”nda genç kardeşlerimize hatırlatalım; 400 yıllık süreçte, bütün asimilasyon uygulamalarına karşın canlı ve köklerine bağlı büyüklerimizin bizim çocukluk dönemlerine denk gelen yıllar hâlâ Kürtçe konuşuyor olmaları, bu halkın Kürt resmini ortaya çıkarmıştır.Birvan’da yaşayanların dilleri İkinci Dünya Savaşı’na kadar (1895-1900 yılları) değişmedi. Ancak 1930-40’lı yıllardan sonraki kuşağın hepsi ana-babalarının Kürtçe söylediklerini anlıyor, ama onlara Türkçe karşılık verirlerdi. Kaybedilmiş bir dilin acısı çok büyük!
Yaşam koşulları ağırlaşan bazı aileler 1800 yıllarında Erzincan ve Maraş yöresine göç etmişlerdir. Erzincan’a göç edenler (Elbistan, Pazarcık, Nurhak İlçeleri) Merkez Geçit Köyü’nü, Maraş’a gidenler ise Başpınar Köyü’nü kurmuşlardır.
Kanîya Mezin-Başpınar’ın kardeşi komşu Hal köyünde bulunan pınardır. Diğer kardeş pınarın da Arpavut köyünde fakat bunun kurumuş olduğu yaşlılarımız tarafında söylenirdi.
Bizden yüzyıllar önce tekrarlanan ve bizim kuşağın seksen yıldır gördüğü yaşadığı Birvanlılar tarafından önemli ve kutsal sayılan bu ziyarete her yıl harmanlar kaldırıldıktan sonra adadıklarıkurbanlarla gelerek dini ritüellerini yerine getirmektedirler.Atalarımızdan bizlere ulaşan (güz ve son bahar öküz kurbanı olmak üzere) bu gelenek aksatılmadan sürdürülmektedir.Ülkenin çeşitli illerinde yaşayan Birvanlı aileler, yıllık izinlerini genellikle bugüne denk gelmesini sağlarlar. 80 yıllık ömrümde doğup büyüdüğüm topraklardan ve Başpınar Günü’ne Londra’da bulunmam nedeniyle, ilk kez katılamıyor olmanın üzüntüsünü yaşıyorum! İnsanoğlu hep bir sonraki vaktin umudunu taşır içinde. Ama o vakitte olacak mıyız, olmayacak mıyız o belli değil. Bilinmeyen vaktin yolcusuyuz.Değil mi ki son yıllar, sonbaharda düşen yapraklar misali, dostlarımız, sevdiklerimiz birer birer düştü hayat ağacından ve son yolculuğa uğurlandılar. Vedası olmayan tek ayrılık ölümdür. Toprağınca dinlensinler!
Tüm Bivanlıların kurbanları, ulu divanda kabul görsün.Sevgiyle dostça kalın…
*Büyük çeşme.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|