KEBAN KÖYLERİ : (30 ) AĞANDON (DENİZLİ)-8
Yöresel sözcük ve deyimler
Meri: Dişi keklik.
Merek: Samanlık.
Mertek: Damlara atılan ince ağaç.
Meymenet: Dış görünüş.
Mır(h)ğım: Yüzlerce küçük karıncanın yiyecek kırıntısına üşüşmesi.
Mırı(h)ğ: Saman tozu.
Mıtırıf:Cimri.
Mızgı: Bitkilerde filiz, sürgün.
Mı(h)ğad olma: Göz kulak olma koruma, sahip çıkma, kollama.
Mıadın göğsünde gala: Muradına eremiyesin.
Nalın mı(h)ğın güne karşı gele: “Eşek gibi ölesin” anlamında beddua.
Nanca: Ne kadar.
Ög: Ön.
Ögey: Üvey.
Ökem ga(h)ğtı: Duygulanmak, ağlamaklı olmak.
Ölüzger: Rüzgâr.
Örtme: Kapı saçağı.
Ösge: Özlemek.
Ötürük: İshal.
Pahar: Çeşme.
Pala(h)ğ: Kuru ot.
Paldım: Semerin arkasındaki kayış.
Pallanpoş: Dağınık.
Papır: Asfalt yol.
Part: Göbek.
Payam: Badem.
Peg: Üstü açık hayvan ağılı.
Persent bozulması: Vücut dengesinin bozulması, dengesizleşmek.
Pırnat: Ekin demeti.
Picek: Filizlenme, yeşerme.
Pizoz: Bok böceği.
Pingel: Folluk.
Pirpirim: Semiz otu.
Polüm: Artistlik, gösteriş.
Por(h)ğenk: Büz, künk.
Potu(h)ğ: Çok kısa boylu.
Pumpul: Kakül.
Püşürük: Damlara örtülen kalın çamur.
Sadır: Sebze fidesi.
Sağa: Saha, alan.
Sapla(h)ğ: Su alma kabı.
Sazak: Yavaş ve soğuk esen yel.
Sehen: Geniş tabak.
Serik: Küp yayıklarının ağzına bağlanan deri.
Serpene: Baş çubuğu.
Seyip: Başı boş.
Sır(h)ğat: Kayıp.
Sossuk: Sigara ağızlığı.
Sozarmak: Ağlamaklı olmak.
Sur: Agarya iş.
Surun: Ekmek ve yoğurtla yapılan bir yemek.
Süvek: Sıva.
Süvgel: Damların kenarına dizile yassı taşlar.
Süvük: Damın ucu.
Süzek: Süt, peynir süzgeci.
Şapbık: Alkış.
Şelek: Çırpı gibi şeylerin iple bağlanıp kucak haline getirilmesi.
Şişek: İlk kez doğan koyun.
Şoruk: Salya.
Tar: Tünek.
Taşgala: Telaş, şamata.
Tavlı: Besili.
Tay: Dolu çuval.
Tazı bizim ama çulunu değişmiş: Tanınan bir kişinin giyim ve kuşamıyla kendisini farklı birisiymiş gibi gösterme çabasına karşılık olarak eleştiri anlamında kullanılan bir sözdür.
Telef: Zarar, yok olma.
Tentene: Dantel.
Tatar(ğ)hamı: Hastalık.
Tepir: Elma çeşidi.
Tezdi: Kayboldu gitti.
Tığıs: Tarhana karıştırmaya yarayan bir nevi kepçe.
Tırmı(ğ)ğallı, hep bir hallı: Paylaşılan ortak durum ifadesi.
Tirit: Ekmek aşı.
Tiv: Tüy.
To(h)ğlu: Bir yaşındaki kuzu.
Tokaç: Çamaşır yıkarken dövmeye yarayan ağaç.
Tol: Su kabağı.
Topa(h)ğ: Küçük taneli maddelerin bir avuça karşı gelen ölçü miktarı.
Torpa(h)ğ: Toprak.
Uşa(h)ğ: Çocuk.
Ük: Yük.
Üklük: Eski evlerde hayvan barınağının üzerinde bulunan yataklık.
Ürek: Yürek.
Üreğin soğuya: “Ölesin” anlamında beddua.
Üreğim soğudu: Kendisine kötülük yapan kişinin kötü duruma düşmesi sonucu duyulan rahatlık.
Üsgek: Yüksek.
Ütmek: Tüyü yolunmuş kümes hayvanlarının pişirilmeden önce kalan ince tüylerin ateşte yakılması.
Üzbar: Keklikleri karşılıklı ötüştürmek.
Üzlek: Sığ, yüzlek.
Vırık: İshal olma hali.
Yağır: Eşek ve atların sırtına vurulan semerin açtığı yara.
Yalavuz: Yalnız.
Yazı: Kır, bayır.
Yu: Yıkanmak.
Yu(h)ğu: Sebze.
Zağar: Kısa boylu köpek.
Zerzavat: Sebze.
Zibil: Çöp.
Zumburu(h)ğ: Yumruk.
Zuva(h)ğ: Sokak.
1. Yukarıda kimi kelimeler içinde birlikte kullanılan (H) ve (Ğ) harfleri, Türkçe alfabede karşılığı olmayan bir sesi ifade etmek için, bir çözüm yolu olarak düşünülmüştür. Tosuz, ortak damak sızmalı h(hırıltı) ünsüzü.
2. Önünde (-) çizgisi olan “G” sessizi kalın olarak söylenmektedir. Bu söyleniş kendisinden sonra gelen kalın sesli harflerin (a, ı, o, u) bazı durumlarında oluşur. Aslında bu kelimelerin başındaki “g” harfi “k”dır. Örnek: kadın= gadın.
3. Önünde * işareti bulunan h(ğ) söylenişi aslında alfabemizdeki “H” harfidir. Ancak kendisinden sonra kalın sessizlerin geldiği bazı durumlarda bizim söyleşimizde h(ğ) diye tariflendirdiğimiz biçimde çıkar. Örnek: hurma= h(ğ)urma.
Köyümüzün konuşma biçimi gerek çevremizde bulunan köylerden gerekse de ilçe merkezinden oldukça farklıdır. Bu farklılık yalnızca dil ile sınırlı bir ayrım değildir. Kültürel, sosyal yaşam açısından da önemli ayırdedici farklılıklar bulunmaktadır. Türkçe “fiiller” bizim söyleyiş biçimimizde tamamen kısaltılarak kullanılmaktadır.
Örnek:
İsdim= istiyorum.
Gelim= Geliyorum.
Bülüm= Biliyorum gibi…
BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ
Yazı dizimizin başında, Ağandon (Denizli) Köyü’nün yetiştirdiği değerli bilim insanı Ali POLAT’ın, Dünya Akademisyenleri sıralamasında ilk % 0,5 diliminde yer aldığını ve bu başarının hepimiz için övünç kaynağı olduğunu özellikle belirtmeye çalışmıştık.
Gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Pirhasan Doğan’ın, Ali POLAT’la ilgili, Keban Gazetesi’nde yayımladığı 13. 10. 2024 tarihli haberiyle sonlandırıyoruz:
“…Keban’lı hemşerimiz Keban Denizli Köyü doğumlu olan ve kariyerini Kanada da sürdüren Prof. Dr. Ali Polat, dünya atmosferinin evrimi hakkında yaptığı keşifle daha öncede ödül almıştı. Dünya Bilim İnsanları sıralamasında dünya 8.cisi oldu.
Windsor Üniversitesi tarafından, Prof. Dr. Ali Polat’a, Kanada Başarılı Yer Bilimleri çalışmaları ile “Howard Street Robinson Madalyası” verildi.
Prof. Dr. Ali Polat, yaptığı açıklamada, “ Kanada Jeoloji Kurumu’nun (GeologicalAssociation of Canada) Prekambriyen (541 milyon ile 4 milyar yıl öncesi dönem) jeoloji konusunda olağanüstü katkılarda bulunan ve önde gelen “Yer Bilimciler”e verdiği ‘Howard Street Robinson Madalyası Ödülü’ne layık görüldüm.
Beni bu ödüle aday gösteren ve layık gören meslektaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Kanada jeolojide, özellikle de Prekambrijen jeolojisinde dünyada en önde gelen ülkelerden biridir. Ödülün karşılığı olarak Kanada’nın en seçkin üniversitelerinde önümüzdeki aylarda konferanslar vereceğim.
Eğitim ve öğretim yaşamımda bana emeği geçen tüm cumhuriyet öğretmenlerime, her türlü özveriyi yaparak bana destek veren aileme, adlarını tek tek sayamayacağım tüm akrabalarıma ve de arkadaşlarıma içtenlikle teşekkür ediyor ediyorum. Ben şahsen eğitim ve öğretim yaşamımda kendimi hep çok şanslı gördüm. Çünkü okuduğum her okulda, gerek yurt içinde gerek yurtdışında, karşıma bana destek veren adlarını tek tek sayamayacağım çok değerli öğretmenler çıktı. Anaların ve babaların emeklerinin karşılığı hiçbir zaman ödenemez. Hiçbir karşılık beklemeden benim okumam için varlıklarını ortaya koyan 1998’de kaybettiğim sevgili babam Hasan Hüseyin Polat’ın ve sevgili anam Saime Polat’ın gösterdikleri özveri bana hep güç verdi. Ben madalyayı almadan emeği çok geçen insan ise can yoldaşım, sevgili eşim Mevlide Polat oldu. Bana sevgisini, yardımını ve güvenini hiçbir zaman esirgemediğini ve bilimsel çalışmalarımı rahat bir şekilde yapabilmem için olağanüstü bir özveri gösterdiği için ona çok şey borçluyum. O olmadan olamazdı. Çocuklarım Hasan Hüseyin ve Alp Nihat benim hep yaşama sevinç kaynağım oldular. Çocukluğumun geçtiği güzel köyümün (Denizli, Keban, Elâzığ) dağları, taşları ve toprakları bana derin bir doğa sevgisi aşıladı. Ve doğa bilimci olmamda temel neden oldu. Köyümün cumhuriyet sevdalısı aydın ve güzel insanları bana hep esin kaynağı oldular.
En zor günlerimizde bize yardım eli uzatan Fatma Koşan ablamıza ve Windsor’daki aile dostlarımıza çok teşekkür ediyorum. Bu iyi yürekli insanların iyiliklerini unutmak mümkün değil. Bilimsel çalışmalar için Kanada dışına çıktığımda eşime babalık ve çocuklarıma dedelik yapan, bana da ilham kaynağı olan, 2016 yılında aramızdan ayrılan Winsdsor’daki komşumuz, muhteşem insan Tekin Demir’e de çok şeyler borçluyum. Ne zaman bilgisayar sorunum olsa, yardımıma yetişen değerli arkadaşım Mehmet Akalın’a da teşekkür ediyorum.
Bilim yapmak ailece büyük özveri, sabır ve zorluk gerektiren bir uğraşıdır. Bilimsel çalışmalarımızın bir bölümü kuş uçmaz, kervan geçmez dağlarda geçti. (Gröland). Bazen haftalarca çadırlarda kaldım. Sırtımda 20-25 kg’lık taş dolu çanta ve elimde koca bir balyoz ile sivrisineklerin bol olduğu dereleri ve yüksek eğimli tepeleri aşmak ve bazen de örnek olmak için orman içinde saatlerce yürümek zorunda kaldım. Kimi zamanda laboratuvarlarda sabahlara kadar kimyasal deneyler ve analizler yaparak zamanımı geçirdim. Tüm bunları yaparken hiçbir zaman kendimi yorgun hissetmedim. Çünkü yüce Atatürk’ün bana aşıladığı bilim sevgisinin verdiği enerji tüm yorgunluklarımı silip süpürdü. “ Bilimsiz yol karanlıktır.” Hacı Bektaş Veli, “Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir.” Mustafa Kemal Atatürk. Saygılarımla.”
Editör: Keban Gazetesi/ Keban Haber.