BABA OĞUL YAN YANA DEFNEDİLDİLER(2)
Sonunda baba oğul satın alabilecekleri bir motosiklet arayışına giriştiler. Araştırdılar, soruşturdular... Bursa’da az kullanılmış bir motosiklet olduğunu duyduklarında birlikte Bursa’ya giderek motosikletin sahibini buldular.
Motosikletin sahibi:
“Bu motor, bir Alman harikası. Hecker marka, iki kişi rahatlıkla üzerine oturabiliyor ve birkaç saniyede üç yüz kilometreye ulaşıyor. Ben paraya sıkışmasam bu malı elimden kesinlikle çıkarmazdım.”
Pazarlığa girişerek fiyatta anlaşıp motosikleti aldılar ve geldikleri pikap tipi arabaya koyarak döndüler Balıkesir’e. Erol babasının bu kıyağını karşılıksız bırakmamak için daha fazla çalışıyor, arada fırsat buldukça motosiklete binerek sakin yollara çıkıp turlar atıp dönüyordu. Birkaç ay sonra hafta sonlarında arkadaşlarıyla birlikte Edremit ve Bandırma gibi ilçelere gidip eğlenmeye başladılar. O yıllar ilçelerin yolları dar ve tek gidiş-dönüşlü olduğundan Mehmet oğlu her dönüşünde sağ-salim döndüğü için şükrediyordu. Yaz boyu Edremit ve Bandırma arasında süren hafta sonu gidiş-dönüşler, sonbahar aylarında sürekli Bandırma’ya dönünce Mehmet oğluna bu gidiş-gelişlerin sebebini sordu. Erol:
“Baba, Bandırma da daha fazla arkadaşımız oturuyor, hafta sonları birlikte yiyip içip eğleniyoruz. Kaygılanacak bir durum yok,” diyerek kapattı konuyu. Kış aylarına girdiklerinde havalar soğumasına rağmen Erol’un her hafta sonunu iple çekmeye başladığını görünce kaygılanmaya başladı. Havanın çok soğuk olduğu bir hafta sonu Erol yola çıkmak için motosiklete bindiğinde babası Mehmet onun önüne geçerek:
“Oğlum, hava çok soğuk, bu havada motosikletle yola çıkılmaz, bu koşullarda yola çıkman için çok öneli bir nedenin olmalı. Eğer böyle bir nedenin yoksa çıkma yola.”
Erol, bir süre düşündükten sonra uzun süredir kalbinde sakladığı sırını babasına açmanın zamanı olduğunu düşünerek anlatmaya başladı.
“Baba, ben Bandırma da bir kıza tutuldum, o da beni çok seviyor ve hafta sonları yolumu gözlüyor. Kusura kalma gitmek zorundayım.”
“Oğlum, madem ki birbirinizi seviyorsunuz neden bu durumu bize açmadın? Gider ailesiyle tanışır, nasip olursa isteyip dönerdik.”
“Baba, kız lisede okuyor ve bu yıl mezun olacak, okulu bitirmeden konuyu ailelerimize açmak istemiyorduk.”
“Yavrum kız okulunu yine okusun, birbirinizi seviyorsanız gider ailesiyle tanışırız. Okulunu bitirince de gider isteriz.”
“Kusura bakma biz şimdilik böyle kararlaştırdık, müsaden olursa ben çıkayım yola.”
“Yola çıkmadan sıkıca giyinseydin, hava çok soğuk yollarda buzlanma riski var.”
“Ben tedbirimi aldım baba.”
“Yolun açık olsun oğlum!”
Erol basıp gitmişti ama Mehmet’in aklı onda kalmıştı, oğlu sağ-salim dönünceye kadar rahat edemeyecekti. Erol, gittiği gibi döndü ama yaz gelinceye kadar her hafta sonu taşındı Bandırma’ya. Son gelişinde babasına kızın ailesine gideceklerini söyleyince hazırlıklarını yaptılar ve o hafta sonu Mehmet, karısı ve oğlunu alarak düştüler yola. Yol boyunca Mehmet oğlundan kızın ailesi ve kız hakkında öğrenmesi gerekenleri sorup öğrenmeye çalıştı. Bandırma’ya vardıklarında hiç bir yere uğramadan Erol’un gösterdiği eve gittiler. Eve vardıklarında kızın, biri kız, biri erkek iki kardeşi, anne ve babası ile birkaç akrabası onları bekliyordu. Oturup hal hatır sorduktan sonra evde bulunanlar ile tanıştılar. Kahveler içildikten sonra Mehmet geliş sebeplerini anlattı ve Allah'ın emriyle kızları Nergis’i oğlu Erol’a istemeye geldiklerini söyledi. Kızın babası Bekir: “Oğlunuzu bir hayli zamandır tanıyoruz, maşallahı var ama biz kızımızı Bandırma dışında bir yere vermeyi düşünmyoruz.
Mehmet, oğlan babası olarak ortamı yatıştırmaya çalıştı.
“Bekir bey bizim iş yerimiz Balıkesir de, Allaha çok şükür kazancımız da yerinde. Oğlum çocukluğundan beri bu iş yerinde çalışıyor, bu iş dışında iş yapamaz. Zaten ondan başka da çocuğumuz yok bu nedenle iş yeri oğlumun sayılır. Çocuklar evlenirlerse siz gelir uzun süre misafirimiz olursunuz, kızımız Nergis de arzu ettiği zaman size gelip gider.”
Hemen Nergis’in annesi söze girerek:
“Erol Bandırma’da iş bulur çalışmaya başlarsa ancak bu iş olur, kızımızı alıp Balıkesir’e götürmeyi hayal dahi etmeyin!”
O gün saatlerce konuşup tartıştılar ama kızın ailesi Nuh diyor, peygamber demiyordu. Mehmet:
“Biz düşünüp taşınalım, orta yolu birlikte bulmak için tekrar sizi rahatsız etmeye gelelim. Bize müsaade” Kalkıp el sıkışarak vedalaşıp ayrıldılar. Yol boyu çeşitli olasılıklar üzerinde fikir yürüttüler. Bu ailenin kıramayacağı, hayır diyemiyeceği bir akrabası veya tanıdığını bulmaya karar verdiler.
Mehmet, karısı ve oğluyla Balıkesir’e döndükten sonra kızın ailesinin kıramayacağı, sözü ve sohbeti dinlenir birini bulmaya çalışırken oğlu Erol, her hafta sonu motosikletiyle Bandırma’ya taşınıyordu. Oradan döndüğü bir hafta sonu; “Baba adam bulacağım diye kendini boşa yorma, ben Bandırmanın merkezinde uygun bir dükkan buldum ve kiraladım.”
Mehmet şaşkın şaşkın oğlunun gözlerine bakarak:
“Erol, bu dükkanda ne iş yapmayı düşünüyorsun?”
“Baba sen de destek olursan burada yaptığım işi yapacağım.”
Mehmet, oğlundan duyduklarına inanamıyordu.
“Oğlum, bilmediğin bir yerde teşkilat kurmak, kurduktan sonra da kendini tanıtıp müşteri bulmak kolay mı sanıyorsun? Ben bu işi şimdiki seviyesine getirebilmek için ömrümü verdim. Orada seni kim tanır?”
“Baba, evlenmek için buna mecburum. Ayrıca ben kendime güveniyorum, yeter ki senin desteğin olsun.”
Mehmet, oğluyla günlerce tartıştı, oğlu aşıktı ve onu kırmayacaktı. Oğlunun başını okşadıktan sonra:
“Tamam yavrum, sen hafta sonu Bandırma’ya gittiğinde orada kal. Ben de çocuklara işleri aktarıp geleceğim. Ne yapılması gerekiyorsa birlikte yaparız, sen rahat ol.”
Mehmet, işleri yanında çalışanlara yaydıktan sonra çıkıp gitti Bandırma’ya, oğluyla buluşarak yeni açacakları iş yerine gittiler. Bir hafta içinde gerekli olan malzemeler temin edilerek iş yerini çalışır duruma getirdiler. İş yerinin tavanı çok yüksekti, bunu değerlendirerek duvarın havada asılı bir bölümüne merdivenle çıkılan bir büro monte ettiler. Gelen müşteriler burada ağırlanacaktı. Mehmet, Balıkesir’e dönmeden önce oğlunu karşısına alarak:
“Oğlum, sen otelde mi kalıyorsun?”
“Evet baba...”
“Şöyle bir, bir buçuk ay iş yerini boş bırakma, müşteri tutabilirsen Bekir beylerle konuş gelip kızı isteyelim. Söz, nişan işleri devam ederken de Nergisle birlikte araştırın kiralık uygun bir ev bulmaya çalışın. Biz geldiğimizde evin ihtiyaçlarını temin ederiz.”
“Tamam baba...”
“Yavrum işini düzene sokuncaya kadar ihtiyacın olacak al şunu koy cebine ben artık gideyim” diyerek Mehmet cebinden bir miktar para çıkararak oğluna uzattı. Erol, babasının elini öptükten sonra: “Yolun açık olsun baba, işleri düzene sokarsam haber gönderirim merak etme. Annemin de ellerinden öpüyorum.”
Mehmet, oğlunun iş yerini hazırlamıştı ama sürekli kendi kendine söyleniyordu:
“Bu çocuğa iş yeri açtık ama çok genç ve çevresi yok, kim ona iş götürür? Bari ev tutsa da kışa kalmadan gidip bir an önce kızı isteseydik,” diye söylenip duruyordu. Bandırmadan dönüşünün üçünü haftası dolmadan hafta sonu eve dönen Erol, babasına iyi haberlerle gelmişti.
“Baba işlerimiz umduğumdan çok iyi yürüdü. Yeni servis açıldığını duyanlar bizim iş yerimize dolmaya başladılar. Ben işlere yetişemeyince işten anlayan iki kişiyi yanıma aldım. Bir gün işlerimin nasıl gittiğini merak eden Nergis’in babası Bekir bey uğradı, işlerin yoğun olduğunu görünce birkaç gün sonra tekrar uğradı ve bizi aynı yoğunlukta görünce ‘Babana haber gönder gelsinler şu işi hal edelim’ dedi. Size zahmet uygun olduğunuz bir gün çıkıp gelin kızı istiyelim.”
“Oğlum biz hemen geliriz de siz ev işini ne yaptınız?”
“Evi Nergis, anne ve babasıyla birlikte tutmuşlar, içine birkaç eşya da atmışlar. Bekir bey: ‘Otellerde perişan olma, al anahtarı git evinde kal’ dedi. Ben bir haftadır evde kalıyorum, bir yandan da evin ufak tefek ihtiyaçlarını almaya çalışıyorum.”
“Yavrum sen yemeğini yedikten sonra çık git, kızı istemeye gittiğimizde yanımızda götüreceğimiz öteberiyi al biz Pazartesi günü oradayız.”
Sözleştikleri gün Bekir beyin evinde toplandılar, kahveler içildikten sonra usulen kız istendi, kızın ailesi tarafından istek olumlu karşılanınca söz ve nişan yapılarak ortak kararla iki hafta sonra düğün yapılmasına karar verildi. Gelin ile damadın ev ihtiyaçlarının eksiklerini tamamlayan Mehmet döndü Balıkesir’e. İki hafta sonra hem Balıkesir de, hem de Bandırma da aynı gün başlayan eğlence ve yemek ikramlarından sonra Erol ile Nergis evlendiler.
Erol, Nergis ile evlendikten sonra kendini işine verdi; işiyle evi arasında farkına varmadan zaman su gibi akıp gidiyordu. Balıkesir’de bulunan anne ve babasını ziyaret etmek istiyordu ama bir türlü evinden kopup gidemiyordu. Ancak haftada bir ya kendisi veya babası telefonla arayarak özlem gidermeye çalışıyorlardı. Hanımının hamile oluşu bahanesine sığınıyordu. Oysa Erol işe gider gitmez hanımı çıkıp baba evine gidiyor veya annesi kızının evine gelerek ona yardımcı olmaya çalışıyordu.
Erol’un eve iş dönüş saati belli olmuyordu, servisteki işlerin yoğunluğuna göre eve gidişini ayarlıyordu. Bu nedenle karısı, yanında bulunan kayınvalidesi ve birkaç komşu kadının yardımıyla doğum yapmıştı. Komşu çocuklardan biri Erol’un iş yerine gönderilerek “Hanımın bir oğlan doğurdu!” müjdesini aldığında eli ayağı birbirine karışmıştı. Haberi getiren çocuğa bir miktar para vererek yağ içindeki ellerini dahi yıkamadan eve koştu. Eve geldiğinde ev kalabalıktı, kayınvalidesinden aldığı talimat üzerine pastaneye giderek bir tepsi baklava alarak eve dönerken bir tepsi baklavayı da iş yerine göndermeyi ihmal etmedi. Bir gün sonra iş yerine geldiğinde telefonla Balıkesir’i arayarak anne ve babasına bu mutlu haberi verirken gözlerinin içi gülüyordu.
Haberi alan Mehmet, oğlunun mutluluğuna ortak olmak üzere karısını da alarak o gün çıktılar yola. Bandırma’ya geldiklerinde yeni doğan torunlarına bir Reşat altın, gelinleri Nergis’e de kayınpeder ve kayınvalide ayrı ayrı kalın birer bilezik taktılar. Erol’un anne ve babası iki gün sonra vedalaşarak ayrıldılar, yeni doğan torunları anne ve babasından ziyade onları fazlasıyla mutlu etmişti.
Erol, kendi iş yerinde daha fazla işine sarılmıştı. Babası Mehmet de Balıkesir de servise gelen müşterilere ve dostlarına sürekli ikramlarda bulunuyordu. Bu sevinç fazla sürmedi, daha Bandırmadan dönüşünün haftası dolmadan bir arabanın arızasını gidermek için aracın altına girdiği sırada Hidrolik krikonun aniden boşalması sonucu aracın altında sıkışıp kaldı. Olayı fark eden ustalar yardıma koştular, onu aracın altında çıkarmakta geç kalmışlardı. Kriko boşalırken aniden düşen araç Mehmet’in ağız ve burnunun üzerine düşmüş, bu bölgede bıraktığı hasarın yanısıra nefesini keserek vefat etmesine neden olmuştu. Mehmet’in evinde ve iş yerinde ağlayıp sızlamalar sürerken ustalardan biri hemen Erol’u aradı:
“Erol, baban bir kaza geçirdi, hemen gelirsen iyi olur.”
“Nasıl bir kaza, babamın hayati tehlikesi var mı?”
“Arabanın altında çalışırken kriko boşalınca altında kaldı, ağır yarlı!”
“Ben işlerimi toparlayıp geliyorum.”
“Sen işleri orada çalışanlara bırak, hemen gel!”
Erol, çalışanlarına durumu anlattı, eve telefon ederek babasının durumunu anlattıktan sonra motosikletine binerek çıktı yola. 1960’lı yıllarda yollar tek gidiş dönüş ve bazı bölümü stabilizeydi, yani asfaltlanmamıştı. Erol, birkaç kez karşıdan gelen aracın geliş süratini hesaplayarak önündeki aracı sollayıp geçmişti. O yılların tecrübesiyle yanılmadığını sanıyordu, Susurluk’a yaklaşırken önündeki otobüsü sollayarak geçerken karşıdan gelen kamyonla burun buruna çarpışıverdi. Çok süratliydi, fren dahi yapamamıştı ve olay yerinde can vermişti. Onun cenazesi de alınarak Balıkesir’e getirildi, Mehmet’i defnetmek için bekleyenler onun vefat haberini aldıklarında perişan oldular. Hastaneye getirilmiş olan Erol’un cenazesi alınarak önce eve ardından baba oğul mezarlığa götürülerek yan yana defnedildiler.
Erol, aşkı için taşındığı Bandırma’da gözü yaşlı genç bir eş ve yeni doğan bir haftalık evladını, Babası Mehmet ise orta yaşta bir eş bırakarak baba oğul sessiz sedasız göçüp gitmişlerdi.