“BEN YUNUSUM OKYANUSLARDAN GELİYORUM”"
2006 yılı Nisan ayında gittiğimiz Anamur'dan bazı işlerimiz nedeniyle Haziran ayında Ankara’ya dönmek zorunda kalmıştık. İşlerimizi görüp dönecektik, ama çocuklarım da gelmek istiyorlardı, onların izinlerini beklerken Haziran ayının sonlarına gelmiştik. Anamur’a hareket ederken kızım, gelinim ve o tarihte tek torunumuzla birlikte yola çıktık. Yolculuk boyunca aralıklarla dinlenerek, sohbet ederek, zevkli bir yolculuktan sonra Anamur’a ulaşıp evimize yerleştik.
Anamur’da çocuklarımızla birlikte güzel vakit geçiriyorduk. Gündüzleri çocuklarla askeri kampa gidiyor, akşamları birlikte dönüyorduk. Bazı akşamlar kampta kalarak orada birlikte yemeğimizi yiyor, kampın o günkü programına göre geç saatlere kadar hazırlanan eğlencelerinden istifade ediyorduk. Bazı akşamlar da kampın sinemasına giderek programda bulunan filmi izleyip evimize dönüyorduk. Kampa gitmediğimiz günler sitemizin yakınındaki sahilde denize giriyor, akşam yemeğinden sonra balkonda vakit geçirmeye çalışıyorduk.
Eşimle birlikte çocuklarımızın yanımızda bulunmasından dolayı çok mutluyduk. Torunum Ece arada bir annesine mızırdanıyordu ama kızım bu durumu sorun yapmayarak tatilin keyfini bozmamaya gayret ediyordu. Evde olduğumuz bir akşam kızım, Ece’nin yaptığı kaprislere kızarak odasına çekilip kitap okumaya başladı. Akşam yemeğimizi ön balkona hazırladıktan sonra aile fertlerini yemeğe çağırdığımızda kızım aç olmadığını söyleyerek sofraya gelmedi ve kendi odasında kitap okumaya devam etti. Tüm ısrarlarımıza rağmen kızım yemeğe gelmeyince diğer aile fertleriyle sofraya oturduk. Yemeğimizin orta yerinde kapının zili çaldığında ben sofradan kalkıyordum ki içeriden kızımın “Baba ben kapıya bakıyorum,” sözleriyle tekrar yerime oturdum. Dış kapının açılma sesini duydum ve kaldığımız yerden yemeğe devam ettik. O arada kızım balkonun kapısından bana seslendi; “Baba biri gelmiş bakar mısın?” Ağzımdaki lokmayı yutmaya çalışarak ayağa kalktım. Muhtemelen siteyle ilgili bir sorun için gelmişlerdir düşüncesiyle yavaş hareketlerle içeriye doğru yöneldim.
Balkondan salona adımımı attığımda birden şaşırdım... Salonun ortasında belden yukarısı çıplak, üzerindeki pantolondan yerlere sular sızan genç bir erkek dikilmiş duruyordu. Ben ona şaşırmış bir durumda bakarken onun, “Ben yunusum, denizlerden geliyorum,” sözleriyle toparlandım. “Yunus sana nasıl yardımcı olabilirim,” diye sordum. O durduğu yerde kıpırdamadan yüzüme bakarak sözlerini yeniledi. “Ben yunusum, okyanuslardan geliyorum!” Ortada put gibi duran adam; özürlü müydü, içkili miydi? Anlamak için ona daha dikkatli baktım. 175-180 cm. boylarında, 20-25 yaşlarında, düzgün saç tıraşlı, yeni sakal tıraşı olmuş esmer yüzündeki bön ifadeden onun alkol veya uyuşturucu almış olduğu kanaatine vardım. Pantolonundan sızarak çıplak ayaklarından yere akan sular salonun ortasında birikintiler oluşturmaya başlamıştı. O, ya sudan çıkar çıkmaz, veya bahçede bulunan musluğun altında duş yaptıktan sonra buraya gelmişti. Onu, “Nereden geldin, nasıl geldin, nereye gidiyorsun?” gibi sorularla sakinleştirmeye çalıştım. o, sorduğum soruları yanıtlamak yerine ezberlemiş gibi aynı sözleri tekrarlayıp duruyordu: “Ben yunusum, büyük okyanuslardan geliyorum... Beni Allah gönderdi... Allah bana okyanusları geç git dedi. Misafirliğe beni Allah gönderdi…”
Zırvalayan bu adamda alkol kokusu gelmiyordu. Muhtemelen uyuşturucu kullanmış olabilirdi. Koluna girerek “Hoş geldin, safhalar getirdin yunusum. Biz bu akşam misafir ağırlamaya müsait değiliz, gel seninle birlikte dışarıya çıkalım ve orada konuşalım” dedim. Tepki göstermeden benimle birlikte evden çıktık. Evden çıkar çıkmaz dış kapımızı kapattım ve birlikte merdivenlerden aşağıya inmeye başladık. Merdivenlerden aşağıya inerken o sürekli “Beni Allah gönderdi, ben yunusum okyanuslardan misafirliğe geldim!” diye tekrarlayıp duruyordu. Ben onu ikna ederek nihayet binanın dış kapısından dışarıya çıkarabilmiştim. Binanın dışına çıkınca ona “Yunus nereden geldiysen seni oraya götüreyim veya geldiğin yeri biliyorsan, hatırlıyorsan evine git, bu saate kimseyi rahatsız etme” dedim. O “Beni Allah gönderdi, ben misafirliğe geldim...” diyerek yeniden kapıya yönelince ben ondan önce davrandım ve bina kapısından içeriye girerek kapıyı kapattım.
Tam merdivenlere yönelmiştim ki; dışarıda bıraktığım kişinin yumrukladığı bina dış kapı camları büyük bir şangırtıyla tuz buz olarak çevreye dağıldı. Kapının önündeki lamba yanıyordu, onu kapının önünde camları kırdıktan sonra kolları havada yumruklar sıkılmış vaziyette ayakları üzerinde hoplayıp zıplamaya başladığını gördüm. Tekrar kapattığım kapıya yöneldiğimde bana saldırı olduğunu sanan eşimin feryadını duydum. Bu gencin son yaptıkları beni bir hayli sinirlendirmişti. Kapıyı açarak dışarıya fırladım. O yumruklarını sıkmış, karşısındaki rakibe yumruk salamaya hazır bir boksör gibi zıplayıp durmaya devam ediyordu. Bana doğru hamle yaptığında onun yumruklarından sakınmak için yan tarafa attım kendimi. O boşluğa yumruklarını sallayıp dururken ben yan tarafından onun davranışlarına anlam vermeye çalışıyordum ki, sırtındaki morlukları fark ettim. O, buraya gelmeden birileri tarafından sırtına kamçı veya kemerle vurulmuş, bu bölgelerde derin morluklar oluşturmuştu. Bu kişi başka yer veya yerlerde bir hayli hırpalanarak buralara kadar gelmiş olmalıydı. Ben onun bu garip davranışlarına bakıp dururken gelen iki polis onu kollarından tutarak alıp götürdüler.
Bu olaydan kısa bir süre sonra çocukların izinleri bittiği için birlikte Ankara’ya döndük. Bir gün Ankara/Kızılay’da Karanfil pasajında kızımla birlikte kitap seçiyorduk, kitapçıda bize yardımcı olmak üzere yanımıza gelen bir genç delikanlının yüzü bana yabancı gelmedi. Ben onun anımsamaya çalışırken kızım:
“Baba bu Anamur’da bize gelen adam değil mi?” diyince onun yüzü kızararak yüzümüze baktıktan sonra: “Yazın Anamur’da tatilimi geçirirken arkadaşlarım yüzünden anımsamak istemediğim bir serüven yaşamıştım! Eğer size karşı bir kusurum olduysa özür dilerem.” Ben onun yüzüne daha dikkatli baktığımda onun bu işi yapacak bir yapıya sahip olmadığığını düşündüm; muhtemelen kendisinin söylediği gibi “Arkadaşları yüzünden o hallere düşmüş” olabilirdi. Ben gülümseyerek: “Delikanlı üzerinden sular akarken evimizin içine girdin olmadı, çıkışta da kapılarımızı yumruklayarak camlarımızı parçaladın, o akşam ne tür uyuşturucu almıştın?” “Ben o akşam karakolda kendime geldiğimde birçok yerde ve birkaç kişiyle haddimi aşan davranış sergilediğim söylendi, oysa hiçbirini anımsamıyordum; sizlerden özür diliyorum!” Onu daha fazla utandırmamak için karşılıklı konuşmamızı bitirerek seçtiğimiz kitaplarımızı alarak ayrıldık oradan.”
Anamur, hemen her dönem sakin bir ilçedir. Kimse birbirini rahatsız etmez, birbirlerine mümkün olduğunca saygılı davranmaya çalışırlar. Hırsızlık, kaptı kaçtı olayları pek nadir olaylardandır. Düğün törenleri dahi gürültü kirliliğini önlemek için saat 23.00 civarında bitirilir. Yaz aylarında hemen tüm apartmanların kapıları açıktır. Anamur’da muhtemel olması dahi düşünülmeyen bir olay olmuştu. Çocuklarımızın yanımızda olduğu ve elimizden geldiğince onlara rahat bir tatil yaptırmaya çalıştığımız bir dönemde gelip bizi bulmuştu. O akşam hepimizi derinden üzen, çocuklarımızla bir araya geldiğimizde gülerek anımsadığımız bu olay; hepimize kapımız çaldığında daha tedbirli açmamız gerektiğin öğretti.