Bugun...


YAZAR : ALİ OĞUZ

facebook-paylas
DAĞIN YAMACINDAKİ EV
Tarih: 10-07-2026 10:59:00 Güncelleme: 10-07-2026 10:59:00


DAĞIN YAMACINDAKİ EV

 

 

 

 

 

Keban’ın Taşkesen(Mişell) köyüne ilk gelenler köye girişte baktıklarında gözleri önce köyün yemyeşil marzarasıyla karşılaşır. Kendini toparlayıp köyü daha iyi araştırmaya başladığıda o güzelim manzara köyün batı bölgesinde silinerek kayalık dağlara dönüşür. Fakat o dağların yamaçlarında gözüne çarpan bir ev vardır; bu evin köyün neresine giderse gitsin gözden kaybolmaydığını görecektir. Ev ve evin çevresindeki birkaç ağaç o yamaçlara yerleştirilmiş bir anıt gibi karşısında durmaktadır. İşte o ev bizim evimiz...

1948 yılında, bu dağın yamacındaki evde doğmuşum. Benden sonra doğan üç kardeşim de bu evde dünyaya geldiler. Evimiz sert kayaların üzerindeydi ve buraya taşınan taşlarla inşaa edilmişti. Isıyı ve soğuğu azaltmak amacıyla olsa gerek duvarların kalınlığı altmış yetmiş cm.den kalındı. İki büyükçe odadan oluşan dam evimizin tavanını oluşturmak için orta bölümüne boydan boya çok kalın ve dayanıklı bir keran(1) konmuştu. Bir ucu kerananın üzerine diğer ucu duvarların üzerine belirli aralıklarla yerleştirilen cisirlerin(2) üzerine belirli aralıklarla mertekler(3) konarak üstleri çalı çırpıyla kapatılıp çamurlaştırılmış kalın bir toprak örtüyle kapatılmıştı. Odalardan biri merek ve kiler olarak kullanılıyordu, buraya bizim kışlık erzaklarımızla hayvanlarımızın kışlık yemleri konuyordu. Bizim oturduğumuz oda (Yıkılarak bahçeye dönüştürülen ortadaki alan) ise ortadan bir metrelik bir duvarla ikiye bölünmüştü. O bir metrelik duvarın batı (dağ) bölümünde hayvanlarımız barınırdı. Kış aylarında odanın doğu bölümünde biz oturup yatarken diğer bölümde, güçlü iki öküzümüz, bir bazen iki ineğimiz, bir eşeğimiz, on, onbeş civarında koyun ve keçimiz ve on civarında tavuk ve bir horozumuzdan ibaret hayvanlarımız bulunuyordu. Oturduğumuz bölümde ise; mutfağımız yoktu, odanın kuzey bölümünde bulunan ve şömineyi andıran ocakta annem ekmeğimizi, yemeğimizi pişirir; hemen ocağın önüne serilen sofra bezinin üzerine konan yemek ve ekmeğin çevresine oturup hep birlikte aynı kaptan yemeğimiz yerdik. (Evlerin içindeki ocaklar köydeki evlerin çoğunda birbirinin benzeriydi. İnşaat yapılırken odaların orta duvarlarına yerleştirilmiş geniş bacalı ocaklardı. Köyde herkes bu ocaklar üzerine konan sac da ekmek, yemek pişirir, çamaşır ve banyo suyu ısıtılır ve kışın evlerin ısıtılmasında kullanılırdı.) Odanın bir köşesine, tahtalar çakılarak yerden yarım metre yükseltilen bir yüklük vardı, yataklarımız ve çamaşırlarımız buradaydı. Yüklüğün altına da kap kacak, günlük mayalanmaya bırakılan süt ve bazı gıdalar konuyordu. Hemen evin girişinde ev yapılırken muhtemelen kırılıp çıkarılmayan yarım metre yükseklikteki kayanın üzeri düzeltilerek banyo yeri hazırlanmıştı, buraya çark deniyordu. Annem ocakta ısıttığı bir kova suyu getirip başımıza dökerek bizi yıkar ve kendileri de burada banyo yaparlardı. Yani; odanın bu bölümü bizim oturma odası, yatak odası, misafir odası, mutfağımız ve banyomuzdu. Annem yaz kış iki elinde birer bakraç(4) üç yüz metre ötedeki çeşmeden su taşır, taşıdığı suları aynı ocakta ısıtarak çamaşır ve bulaşıklarımızı yıkardı. Evlerde soba yoktu; evin içinde bulunan ocağa atılan bir iki odun veya tezekle yemeklerimiz, ocağın üzerine konan sac’da ekmeklerimiz pişirilir, banyo ve çamaşırlarımız için sıcak su hazırlanırdı. Tezek önemli yakacakların başında geliyordu. Yatma vaktine kadar ocağa atılan tezekler ağır bir şekilde yanarak ısınma ihtiyacımızı karşılıyordu. Soğuk havalarda ocağın çevresine oturarak ısınmaya çalışırdık. Elektrik yoktu, ocağın üst bölümünde bulunan yaklaşık yirmi cm’lik çıkıntı üzerine konan koni şeklindeki idare lambası geceleri ihtiyaç halinde yakılırdı. Huni şeklindeki bu lambanın içine bir fitil uzatılmış, huninin içindeki gazı emen fitil yanarak ancak çevresini aydınlatabiliyordu, ona da kış aylarında gaz bulmak sorun oluyordu. Bu evde annem, babam, babamın ilk eşinden olan ağabeyim ve benden sonra doğan üç kardeşim bir arada akşamları yerlere serilen yataklarda yatar, gündüzleri yatakların yerlerine serilen minderler üzerinde oynar veya otururduk.

Annem, kendimizin ektiği pamukları önce ipe dönüştürür, ardından da komşumuzda bulunan dokuma tezgahında dokur; el iğnesiyle elbiseye dönüştürüp bize çamaşır olarak giydirirdi. Kendisi terzi olmadığından çamaşırlarımız çoğunlukla bize bol gelirdi. Giydiğimiz çamaşırlarımız eskiyip yırtıldıkça yamanır, kullanılamayacak duruma gelen çamaşırlarımızın sağlam kalan bölümlerini birbirine ekleyerek arasına pamuk doldurup yer minderine dönüştürürdü. Bu bize has durum değildi, o yıllarda köyde çoğu ailelerin evleri ve giyimleri bizden farklı değildi.

Büyükçe bir mereğimiz vardı. Kapıdan girdiğimizde dağ tarafında hayvanlarımızın kışlık yem ihtiyacı için buraya taşınan samanlar, burmalar, kuru otlar bu bölüme yerleştiriliyordu. Samanların üzerine sonbaharda toplanan sebzelerden yeşil domatesler, biberler ve patlıcanlar seriliyordu. Kışın zamanla kızaran domatesler alınarak yemeklerin yanında doğranarak veya salata yapılarak yeniyordu. Biber ve patlıcanlar buruşsa da yemeklerde kullanılıyorlardı. Cisirlerden sarkıtılan hevenklerde(5) üzüm, kavun, elma ve armutlar asılır, kış boyu meyve olarak yenirdi.

Kilerimiz yoktu; mereğimizin bir bölümü kiler olarak kullanılıyordu. Bu bölümde: çuvallarda un ve bulgur, torbalarda ise dövme, mercimek, kurufasulye, kurutulmuş meyve ve sebzeler, pestiller, orcikler, badem ve çiğitler bulunurdu; bu torbalar duvarlara çakılmış çivilere takılı dururdu. Ayrıca koca bir küp dolusu domates ve bibir turşusu, daha küçük bir küp içinde her sonbahar hazırlanan kavurma, onun yanında büyük ve kalaylı bir kovada tereyağı, başka kaplarda pekmez, reçel ve salça, büyükçe bir bidonda tuzlanmış peynirler, annem tarafından özenle hazırlanmış tulum peyniri, bir çuval ceviz burada muhafaza edilirdi.

Soğan ve patatesler kışın donmasın diye sonbaharda evin yanında kazılan yarım metre derinlikteki çukura konarak üstü kapatılır, ihtiyaç duyuldukça toprak kazılarak alınıp kullanılırdı.

Sol tarafta bulunan üzeri sac kaplı bölüm ise, babam vefat ettikten sonraki yıllarda dokuz veya on yaşlarımda iken gücüm ölçüsünde anneme yardımcı olmaya çalışarak ve annemin çabasıyla inşa ettiğimiz bölüm. Günlerce annemle birlikte taş taşıdık, çevremizde toprak olmadığı için yüzelli metre aşağı bölgede kerpiç döktük, kuruyan kerpiçleri bu alana taşıdık ve duvarlar örülürken taş ve kerpiçlerin arasına konacak çamur için çuvallarla toprağı sırtımızda taşıyarak getirdik. Tavan cisirleri atıldıktan sonra da dama atılacak çamur “pişürük yapmak(6)” için günlerce toprak taşımak zorunda kaldık. Burası da bittiğinde üstü damdı, yıllar sonra üstü sac yapıldı. Bu bölümü bitirdikten sonra buraya taşındık, eski oturduğumuz bölümü de ahıra dahil ettik.

Evlerimizin üstleri, tamamen saman ve toprak karışımı çamurlu toprakla kapatılmaktaydı. O yıllarda köyde tüm evler aynıydı, damların dört tarafı açıktı. Damlar evlerimiz kadar önemliydi. İlkbaharda evlerimizin damları, içine saman katılmış killi bir çamurla iyice sıvanarak toz ve topraktan arındırılırdı. Havalar ısınır ısınmaz yataklarımız damlara taşınırdı. Damlarda temiz ve serin havada yatmanın keyfi başkaydı. Akşamları eve yorgun dönen aile fertleri, ev işlerini bitirir bitirmez yemeklerini yer, yatakları serererek uyur ve gün ağarmadan kalkarak işlerine koşuştururdu. Yataklarımıza uzandığımızda gökyüzündeki yıldızlar birer birer sayılacak kadar parlardı. Ayın doğuşu ve yükselişi, ağustos böceklerinin serenatlarını dinleyerek uyur ve gün ağarmadan iğde ağaçlarının üzerine tünemiş tavukları uyandırmak için öten horozun sesiyle uyanırdık. Güzel avcı bir kedimiz vardı, çevremizdeki fare ve kuşları barındırmazdı. Gece damlarımıza kadar tırmanan yılanların yataklarımıza ulaşmadan kedimiz tarafından yolunun kesileceğine inanırdık. Fakat yataklarımıza sessiz sedasız sızan akreplerin birimizi sokması gecenin karanlığında atılan çığlıktan anlaşılırdı. Gece çişi gelen damın ucuna giderek damdan aşağıya doğru işer ve yatağına dönerdi. Çok karanlık gecelerde çişini yapmak için damın ucunu kestiremeyen bir kişinin damdan düştüğü ve ağır yaralandığı haberini aldığımızda bu durumu yadırgamazdık.

Dutlar olgunlaştığında silkelenerek kaynatılıp pekmeze dönüştürülür ve leğenlere konarak damlarımızda güneşlendirilir, kışın yenecek dutlar damlarımızda kurutulurdu. Toplanan dutlardan yapılan pestillerin damlarımıza Hıla(7) denen beyaz geniş örtüler üzerine serilerek kurumaları sağlanırdı. Kayısılardan yapılan ve dut şırasıyla kaynatılan reçeller, domates ve biberlerden çıkarılan salçalar leğenlerle damda güneşe bırakılırdı. Daha sonra kayısıların yarılmış parçaları/çir’ler örtüler üzerine serilerek kurutulurdu. Ardından unluk buğdaylarımız yıkanarak, bulgurluk buğdaylarımız kaynatılarak damlarımızda serilerek kurutulur; kuruduktan sonra içlerindeki taş ve toprak ayıklanarak çuvallara doldurulup değirmenlere gönderilirdi. Ayrıca nişastalık buğdaylar yıkandıktan sonra çıkarılan nişastası damlarımızda kurutulurdu. Elma, armut kakları, mercimek, susam ve sebzeler olmak üzere her şeyimizi damlarımızda kuruturduk. Mahallemizde çeşme önünden başka düz alan bulunmadığından biz çocukların oyun alanlarıydı damlarımız… Burada oynanan oyunlar esnasında damlardan düşüp yaralanan arkadaşlarımız olurdu…

Sırtını batı tarafından dağa yaslamış olan evimizin doğu cephesi evden aşağıya doğru yaklaşık 80 derecelik bir inişle sağlanıyordu. Evimizden bağ ve bahçemize giderken yuvarlanırcasına aşağıya iner, dönerken dik bir yokuşu tırmanmak zorunda kalırdık. Kuzeyi tamamen duvar örülü olan evimizin giriş çıkışı güneye açılan kapıdan gerçekleşmekteydi. Evin mümkün olduğunca küçük boyuttaki pencereleri doğu ve güneye bakmaktaydı. Evlerin çıkışından itibaren aşağıya hayvanların ve insanların yuvarlanmamaları için boydan boya taştan bir istinat duvarı örülmüş, duvar ile evler arası toprak ile doldurulmuştu. Yolun tek çıkışı kuzeye doğruydu. Bu yol 300 metre ötedeki köy çeşmesine çıkıyordu. Köyün arazilerine ve merasına tek ulaşım yolu bu çeşme önünden geçiyordu.

O yıllırda kış ayları çok soğuk ve aşırı kar yağışlı geçiyordu, kış günleri aç kalan kurtlar önce bizim evin çevresini ziyaret eder, sabaha kadar uluyarak çevremizde olduklarını bize bildirirlerdi. Onların ulumalarına köyümüzün köpekleri yanıt verirlerdi ama onlar sürü halinde geldikleri için pek aldıran olmazdı. Kurtların ulumalarından korkmamamız için annem sürekli kendince uydurduğu hikaye veya masallar anlatarak bizi uyutmaya çalışırdı. Çok sadık, sevecen ve güzel bir fino köpeğimiz vardı. Kış aylarında kurtların parçalamasından korkarak onu içeriye alıyorduk. O dışarıdaki kurtlara var gücüyle içeride olduğunu haykırırdı. Sabah kalktığımızda kurtların evimizin çevresinde ve dağa dayalı damımızda ve bacamız çevresinde kar üzerinde yüzlerce ayak izi bıraktıklarını görürdük. Karlar eridikten sonra kurtlar köye uğramazlardı. Şubat sonu ile Mart başında koyunlarımız, keçilerimiz ve ineklerimiz doğurmaya başlarlardı. Herkes bir telaş içine girerdi. Yeni doğmuş yavruların sevimli güzelliklerini anlatamam…

Bahar ve yaz aylarında; tavuklarımız geceleri kapının önündeki iğde ağacının üzerinde tüner, gündüzleri çeşme çevresinde yiyecek bulmaya çalışırlardı. Yumurtlama sırası gelen ahırın duvarlarında inşaat sırasında oluşturulmuş küçük çukurlardaki folluklarına girerek yumurtlar, şarkı söyleyerek gidip arkadaşlarına katılırlardı. Evimizin önünde bembeyaz mermere benzer sal taşı dediğimiz bir kaya bulunuyordu. Hayvanlarımızı bu sal taşa tuz serperek tuzluyorduk. Çeşmenin önünde bulunan asırlık dut ağaçları bizimdi. Hangi dedemizin diktiğini kimse bilmiyor. Her biri ayrı cins, ayrı renk ve boyda çok lezzetli meyveyeleri oluyordu. Mayıs sonunda olgunlaşmaya başlayan dutlar, Ağustos sonuna kadar ürün veriyorlardı. Tüm köyün yolu bu dutların altından geçerek arazilerine giderdi. Herkes dutlardan yer, diken kişileri rahmetle anardı. Dutlarımızı beli aralıklarla altına serdiğimiz savanlara silkeleyerek toplar, şırasından pekmez ve pestil yapardık.

Evimizin yamaçta olmasının bir hayli avantajları da vardı. Köyümüzün tüm güzelliği kuş bakışı önümüzdeydi. Diğer mahallelerden sesini duyurmak isteyen öncelikle bize bağırarak mesaj bırakırdı. Köyümüze diğer köylerden veya mezramız Mandıra’dan gelenler önce bize uğrar, dinlenir öyle geçerlerdi. Çünkü köy girişindeki ilk ev bizimdi. Özellikle ilkokula başladıktan sonra mandıradan gelen okul öğrencileri kış aylarında bize uğrar ısınır, beraber beş kilometreden fazla bir yol yürüyerek okulumuza giderdik. Çünkü okulumuz aşağı mahalle ile yukarı mahalle arasına yapıldığından bize çok uzaktı. Mandıradan gelenler bizden yaklaşık beş kilometre daha fazla yürümek zorundaydılar.

Evimizin üst yamacında harmanımız bulunuyordu. Yazın biçtiğimiz ekinler öncelikle eşeğe yüklenerek harmana taşınırdı. Tüm ürün harmana taşındıktan sonra günlerce öküzlerin taşıdığı, bizlerin üzerine binerek yönlendirdiğimiz düven ile sap samana dönüştürülür, daha sonra ağır kollu harman makinesinden geçirilerek saman ile taneler ayrıştırılırdı. Sonra buğday ambara, saman ise mereğe taşınırdı. Elde edilen üründen unluk bölüm ayrı, bulgur ve dövmelik bölüm ayrılır, bulgur yapılacak buğdaylar çeşmeye taşınarak bol suda yıkanır, kurutulur, sonra da büyük kazanlarda kaynatılarak damlara serilen savanların üstlerine serilir, tamamen kurutulduktan sonra değirmenlere götürülürdü. Değirmenler köyümüzün yaklaşık beş kilometre aşağı bölümünde su ile çalışırlardı.

Babam öldüğünde ailenin büyük çocuğu ben yedi, kazmadişim dört, ikiz kadeşlerim birer yaşındaydılar. Anacığım, bu evde hem annemiz hemde babamız oldu. Tırnağımıza taş değmemesi için hep çırpındı durdu. O çocukluğundan başlayarak ömrünce acıları, sıkıntıları, hüznü hep yüreğine gömmesine rağmen kendisi ve çocuklarını muhannete muhtaç etmemişti. Bizi yetiştirirken hiç kimse karşısında eğilip bükülmeden onurlu mücadelesinde hep galip gelmesini bilmişti. O ömrünce hiçbir gün yorgunluktan şikayet etmedi, son nefesine kadar çalışıp çabalamaktan yılmadı; kapasitesinin üzerindeki işlere girişti ve çaresiz kaldığı anda bile çözümler üretti. Hastalandığında hastalığını dillendirmedi, hasta haliyle dik durmaya gayret ederek işleri toparlamaya çalıştı. Anacığım bu evde son gününe kadar tüm yaşama direnmesini bilen olağanüstü bir insandı. Kendisini saygı ve rahmetle anıyorum.

Sevgiyi de, acıyı da; bir lokma kuru ekmek, bir tabak bulgur pilavı, bir tas ayranın verdiği mutluluğu da bu evde yaşamıştık. Yıllardır gitmesem de geçmişte köye gidişimde günlerce, haftalarca kaldığım evimizin taş duvarları yıllara meydan okurcasına ayakta durmasına rağmen duvarları çatlamış, cisirlerinin bir bölümü eğilip bükülmüş, toprak damının bir bölümü çatlayarak yağan yağmurlarda sızan sular sonucu çökmüş olsa da; o zamana, yıkımlara, sahipsizliğe karşı inatla, sabırla ve vefayla halen ayakta bizi bekleyen, çocukluğumuzun anılarını saklarcasına dağın yamacında kale gibi durmakta…

NOT: Sevgili okuyucular, sağlık durumumda bir değişiklik yok. Bir ailede kanserli hasta varsa sadece hastayı değil, tüm aileyi etkiliyor. Bu nedenle eşim ve çocuklarım da benim çektiğim sıkıntıları farklı düzeyde göğüslemek zorundalar. Sevgiler Ali Oğuz/10.07.2026

-

(1) Keran: Kalın ve uzun tavan direği.

(2) Cisir: Dam için kullanılan kalın, iri ağaçlar.

(3) Mertek: Toprak ve düz damlı evlerde cisirlerin üzerine belli aralıklarla döşenen

ve üstleri çalı çırpı ile kapatılarak toprakla örtülen orta kalınlıkta ağaç parçaları.

(4) Bakraç: Bakır kova

(5) Hevenk: Birbirine bağlanmış meyve veya sebze bağı.

(6) Püşürük yapmak: Damın üzerini kapatmak için hazırlanan çamurun dama atılması.

(7) Hıla/Savan: Dut sirkelerken her ucunda bir kişinin tuttuğu yaygı, Daha azını gör



Bu yazı 252 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
4526 Okunma
3778 Okunma
3233 Okunma
2538 Okunma
1650 Okunma
769 Okunma
756 Okunma
751 Okunma
689 Okunma
624 Okunma
611 Okunma
338 Okunma
335 Okunma
310 Okunma
293 Okunma
280 Okunma
265 Okunma
237 Okunma
236 Okunma
217 Okunma
214 Okunma
200 Okunma
197 Okunma
183 Okunma
14732 Okunma
4526 Okunma
4132 Okunma
3936 Okunma
3856 Okunma
3850 Okunma
3778 Okunma
3742 Okunma
3233 Okunma
3227 Okunma
3151 Okunma
2673 Okunma
2538 Okunma
1813 Okunma
1650 Okunma
1487 Okunma
1284 Okunma
1136 Okunma
1093 Okunma
1081 Okunma
943 Okunma
930 Okunma
898 Okunma
894 Okunma
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI