Bugun...


EĞİTİMCİ - YAZAR : MİDRAN YOKUŞ

facebook-paylas
DİKİLİ TAŞLAR -9- “SİYAH BİR GÜLDÜR ÖLÜM”
Tarih: 17-08-2026 16:03:00 Güncelleme: 17-08-2026 16:09:00


DİKİLİ TAŞLAR -9-

“SİYAH BİR GÜLDÜR ÖLÜM”

 

15 Şubat 2009

 

Ölüm üzerine hangi şair ne demiş, hangi yazar ne yazmış bugün okumaya yüreğim elvermedi. Ancak büyük acı ve ölümler tatmış dostum, öğretmenim, kardeşim, ustam ve babam saydığım insandan, bu ana ilişkin duygularımı özetleyen “Siyah bir güldür ölüm” tümcesini Vecihi Timuroğlu’na sormadan, ondan izin almadan kullandım.

 

Bundan sonrası içimden kopup gelen yüreğimin ürettikleridir. Sanıyorum bugün elimi vurgun yemiş yüreğime koyup yazma zamanıdır. Yazının başlığını okuyunca kimden söz edeceğimi merak edenlere hemen duyurayım.  7 Şubat, bizi ailece sarsan gün oldu. Bizim iznimiz olmadan, mekânımıza elini kolunu sallayarak gelip konuk olan ölüm, biricik ve sevgili kardeşimiz İnci’yi bizden koparıp, alıp götürdü! Oysa daha birkaç gün öncesine kadar onunla aramızdaki sevgi, renkler ve umutlar kaç defa gelip gitmişti yüreklerimize. Yaşanan bu acı, içimize bıçak gibi işledi. Bizde bıraktığı yıkıntının asıl büyüme nedeni, onun genç yaşta ölmesidir. Meğer bileti kaç yıl öncesinden kesilmiş de biz farkında değilmişiz…

 

Büyüklerimizden kalma bir sözdür: Genç ölen gömleğiyle gömülürmüş. Sonrası bilinmez. Ölümün kendine baktığı her insan, korkar. Her şey bir şey ediyor da şu kahrolası ölüm var ya, bu nedenle yalnız kendi ediyor. Biz ne söylersek söyleyelim, ölümden sonra oyun biter, perde kapanır. Öyleyse yaşam bulduğumuz değil, hesap sorduğumuz kurgu olmalı. Doğrusu, nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum, ama ölümün geldiğini fark ettiğin an, yaşam daha bir değer kazanıyor.

 

O, anne martının yavrusuna, lokmayı önce kendi ağzında yumuşatarak yedirdiği gibi, iki kızını büyütüp hayata hazırlamak için okullarda çaycılık yapmaktan, çocuk bakıcılığına kadar yaptığı işlerden kazandığı küçük paralarla çok az insanın katlanacağı sıkıntılara göğüs gerip, yaşamı boyunca bir savaşın içerisindeydi. İkincisi, kendisini bütün insanlara kardeş saydığı, kardeş olduğu için akrabalık sınırlarına inanmıyordu. Çoğu insanın kalbinde Allah’ın nuru vardır, bunun adı da vicdandır, denir. İnci’nin vicdanı hiç kir tutmadı. Öyle ki, kendine ihanet edenleri bile bağışladı. Üstelik ölümün kendine elini uzattığını sezdiğini bile bile. Tanrı bokördür, umarım dilediğini kabul eder. 

 

O’nu bir daha göremeyeceğimizi bilmenin acısı, sol göğsümün üzerinde kat kat çoğalıyor. Bizler bütün yakınları ve sevenleri, acının insanları olgunlaştırıp, geliştirdiğini söyleyenlere bu saatten sonra hiç ama hiç inanacak durumda değiliz. Yas bitmeden yeni bir hayata başlanmıyor. Bilinen gerçekse, birkaç defa mezar ziyaretleri, onu anmak ve acılı günler ağlamakla geçse de yaşam devam edecek. Evle mezarlık arası gidip gelmelerle, o buz gibi toprakla yakınıcı olduk. Tesellimiz ise uzun süre acı çekmemesiydi.

 

Cenazesi parayla tutulan adamların taşıdığı nice insanların olduğunu duyuyoruz. İnci, boktan kader ve kör talihine karşın son yolculuğunda, yüzlerce sevenlerinin gözyaşları arasında “Toprak ana”nın koynuna verildi. Bizi ve O’nu yalnız bırakmayanlara şükran borçluyuz. Burada akan sular durur, çünkü şükran sunmak, insanlık evreninde ulaşılmak istenen yerin erdem katıdır.

 

Canım kardeşim, sevgili İnci,

İnsan ölümünden sonra geride kalanlara yük oluyorsa bu insana daha da acı verir. Sen sağlığında da hastalığında da ölümünden sonra da bir kuş hafifliğindeydin. Hep o esmer, masum ve ılık gülüşün aklımda. Yıkımlardan kurtulamadın. Olsun, onurlu ve gururluydun, ya bu yeter artar bile. Yarıda bıraktıkların için sakın gözün arkada kalmasın. Umuyor ve diliyorum kızların kapına kilit vurmaz. Seni son yolculuğunda kollarımın arasına alıp annenin koynuna yatırırken, tıpkı sana benzeyen nazlı bir yağmur çiseliyordu, duru göğün yüzü gibiydin.

 

Baharın kulağında eli

  Birkaç güne kalmaz tabiat ana ısınır

     Kaderde kapatmak

        Açık kalan gözlerini

           Sana bu yazıyı yazmak da varmış

                  Yerin aydınlık olsun,

                     “Toprak Ana” incitmesin seni

                              Rahat uyu benim sevgili kardeşim…  

 

-

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

 

Dağlarca, yaşamının son birkaç yılını tekerlekli sandalyeye bağımlı olarak geçirdi. Bakıcı kadın ona yardım ederdi. 2008 yılında 94 yaşındadır, ama dinçtir ve belleği yerindedir, şiir yazar. Ölüm hakkında yazdığı son şiir yürekleri sızlatır:

ÖLÜ

Hangi mahallede imam yok

Ben orada öleceğim

Kimse görmesin, ne kadar güzel,

Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

 

Ölüler namına azade ve temiz,

Meçhul denizlerde balık;

Müslüman değil miyim, haşa,

Fakat istemiyorum kalabalık.

 

Beyaz kefenler giydirmesinler,

Sızlamasın karanlığım havada,

Omuzlardan omuzlara geçerken

Sallanmayayım

Ki bütün azalarım hülyada.

 

Hiçbir dua yerine getiremez

Benim kâinatlardan uzaklığımı

Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,

Çılgınca seviyorum sıcaklığımı…

                               (Berfin Bahar, sayı: 284 Ekim 2021)

 

     Ölümün ve göçün dokunmadığı tek nesne var mıdır?

Ölüm yok eder göç değiştirir…

Gülten AKIN

 

 

Yüreği aşkla vuran ozan, sonsuza giden gemilerde bırakır yüreğini.

O’na göre, ‘Hayat kar altında kalan bahardır.’

“…yürüsek toprak yarılır çiçekler savrulur

Gülsen dağılır

 Bulutlar ortalık aydınlanır

Soruyorum ölümü göze alamadın mı?

Seni kim benim kadar sevebilir?”

Timuçin ÖZYÜREKLİ

 

Bir çiçek açmak isterim

beni gömdükleri yerde

karanlıktan korkarım en çok

keşke uçabilseydim gökyüzüne

çiçekler çiçekler arasında

ölürsem şiirle açmak isterim

 insanların yüreğinde

ölürsem

o yasak bahçeye gömülmek isterim

sınırın ötesinde

ölürsem

ölmemiş gibi yaparım

sen üzülmeyesin diye

Neşe YAŞIN (İblis 11, Kasım Aralık 1995)

 

 

 

İlk soluk son soluk yok soluk

Hangisinde sen hangisinde ben

Aslında ne sen sensin ne de ben

Sıfırla sonsuz arasında sarkaç

İlk kim dilledi sözledi lişiyi

İlk kim sevledi kim öpledi belli mi

Zamanın bir yerinde unutulur adın

Kendinden çok sevdiğin oldu mu

Ölüm ki sonsuz bir yaşam

                 Doğurdu

Sabahattin YALKIN

 

 

Sünnî İslam’ın usulüne göre yapılmakta ve üzerlerine El Fatiha okunmasını isteyen yazılar yazılmaktadır. Oysa Kızılbaş geleneğinde ne böyle cenaze merasimi töreni vardır, ne de ki böyle El Fatiha’lı mezar taşları. Kendine özgü bir Kızılbaş Mezarlığı günümüzde yoktur. 

( Kadim Kürt İnanışı Kızılbaşlık Kökeni Ermeni ve Felsefesi, Hüsnü Gürbey, Pêrî Yayınları, 2016 İst. Sayfa: 57).

 

 

Öldüğümde mezar taşıma;

“…………..” belki bağışlanırım.

 

Yazı devam edecektir…



Bu yazı 203 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
1275 Okunma
1122 Okunma
1090 Okunma
1001 Okunma
844 Okunma
781 Okunma
748 Okunma
624 Okunma
590 Okunma
580 Okunma
530 Okunma
476 Okunma
377 Okunma
350 Okunma
345 Okunma
324 Okunma
269 Okunma
254 Okunma
251 Okunma
244 Okunma
225 Okunma
219 Okunma
4340 Okunma
3925 Okunma
3812 Okunma
3789 Okunma
3754 Okunma
3697 Okunma
3355 Okunma
3051 Okunma
2963 Okunma
2849 Okunma
2337 Okunma
1355 Okunma
1275 Okunma
1184 Okunma
1157 Okunma
1149 Okunma
1132 Okunma
1122 Okunma
1114 Okunma
1090 Okunma
1001 Okunma
984 Okunma
972 Okunma
907 Okunma
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI