KEDİ ETİLİ LAHMACUN
Bilgisayarımdaki dosyalar arasında gezinirken açtığım bir dosyada; geçmiş yıllardan kalma onlarca karalamalar, başladığım fakat tamamlayamadığım yazılar karşımda duruyordu. Bir başka dosyada tasarladığım yazıları desteklemek için farklı kaynaklardan aldığım alıntılar, çektiğin yüzlerce fotoğraf ve farklı yaşamlardan kurgulayıp kitap haline getirdiğim ama yayınlayamadığım kitaplar... köy sitemizde, ilçem Keban’ın yerel gazetemizde yayınladığım onlarca yazı ve sağlıklı günlerimde facebook sayfamda sunduğum bir hayli yazı öylece duruyordu. Bunca emek vererek hazırladığım yazılardan sadece bir kitap yayınlamış olmam üzdü beni...
Bu arada gözüme takılan yazlar arasında sıkışmış kalmış ilginç bir anı dikkatimi çekince yazıp siz okuyucularıma ulaştırmaya karar verdim.
Çalıştığım otuz yıl boyunca askerdim ama, çalıştığım iş yerindeki küçük kantinde görevli asker er dışında erlerle hiç bir ilgim olmadı. Çünkü, sabahları resmi elbisemi giyerek mesaiyi gidiyor; iş yerine vardığımda iş tulumumu giyerek uçak başına koşuyordum. Aynı iş yerinde çalışan arkadaşlarla oto sanayide çalışan işçilerden farklı değildik. İş yükümüz ağırdı, sabah işe gidiş saatimiz beliydi ama mesai bitişinden sonra devam eden gece uçuşları, sabahın saat:02.00, bazen daha da uzayan vardiyalar sonucunda evimize dönüşümüzün saati belli olmazdı. Sanıyorum 1977 veya 1978 yılıydı; çalıştığım uçuş hattında nöbetçiydim. Gün boyu uçak başında çalıştıktan sonra uçuştan gelen uçakları uçuş sonrası sığınaklarına yerleştirdikten sonra emniyetlerin sağlayıp yakıt ikmallerin bitirdikten sonra saat:21.00 civarında uçuş binasına dönerek sabah sefer taslarla evden getirdiğim yemeğimi ısıtıp yemek üzere bir köşeye oturduğum sırada kapıdan elinde tüfeğiyle içeriye giren bir er:
“Komutanım ben binanın nöbetçisiyim, lavaboyu kulanabilir miyim?”
“Buyur koçum lavabo orda...”
Tüfeğini bir kenara bıraktıktan sonra üç beş dakika içinde işini bitirip çıktığında sesizliği bozmak için:
“Sen tuvaletteyken düşman gelip tüfeğini kapsaydı şimdi ikimiz de ölmüştük!” diye takıldım. Tüfeği koyduğu yerden alarak yanıma yaklaştı:
“Komutanım burda düşmanın ne işi var? Zaten tüfekte de mermi yok.”
“Adın ne? Nerelisin?”
“Adım İbrahim, Kebanlıyım.”
“Yok canım, ben de Kebanlıyım... Keban’ın hangi köyüdesin?” Gökdere, göldere gibi bir isim söyledi ama köyümün çevresindeki köyler arasında olmadığından köyün ismini duymamıştım, üzerinde durmadım.
“ Otur bakayım...” oturdu. Nöbetinin bitiş saatin kadar sohbet ettik. Anne ve babasını küçük yaşta kaybettikten sonra 15-16 yaşlarında Elazığ’a gelerek askere gelinceye kadar Gazi caddesinin üst bölümünde, meydanın karşısında bir lokantada çalışmış; askerlik bitince yine bildiği işi lokanta işleriyle uğraşmayı düşündüğünü söylüyordu.
Sonraki günlerde nöbet alanında bir iki karşılaşıp bir ihtiyacı olup olmadığını sordum. Kısa süre sonra gözükmez oldu, teskere alıp ayrılmıştı.
Balıkesir’de Zağnos paşa camisi ile Hasan baba çarşısı önünden geçen yolun karşısında bir Pazar yeri bulunuyordu, burada köylülerin getirdikleri kendi ürettikleri ürünler satılırdı. Tereyağı, peynir, yumurta gibi ürünlerin yanında her çeşit tarım ürününü bulmak mümkündü. İhtiyaç duyduğumuzda gidip önce bu pazardan bir bölüm alacaklarımızı alır, sonra Hasan baba çarşısı alt katında bulunan Hv.Kuvvetleri personeli tarafından işletilen “HAKİK” ten kuru erzaklarımız alıp evimize dönerdik. 1981 yılının sanıyorum aylardan eylül veya ekimdi, eşimle pazara uğradığımızda alacağımız fazla bir şey olmadığını fark ettik. Vakit öğleni bir hayli geçmişti ve acıkmıştık. Az ötemizde bu güne kadar fark etmediğim tek katlı bir ev ve önündeki küçük bahçede yemek yiyen insanlar... tabellada: URFA LAHMACUN VE KEBAP yazıyordu. Geçip kapıya yakın bir masaya oturduk. Vakit ilerlemesine rağmen masallar doluydu. Biraz bekledikten sonra gelen garson masamıza, bolca maydanoz, turşu, domates ezmesi bırakırken, burada et ürünlerinin de satıldığını fakat herkesin tercihinin lahmacun olduğunu söyleyince;
“Herkes lahmacun yemeyi tercin ediyorsa bize de ikişer lahmacun getir.” Kısa süre sonra gelen lahmacunlarımızı yerken birinin yanıbaşımda dikildiğini fark ettim. Dönüp baktım tanımıyordum. Benim soru sormamı beklemeden o:
“Abi ben İbrahim, tanımadın mı? Asker İbrahim...”
Şaşırmıştım, sivil elbiseler, bir hayli şişmanlıyan vücudu ve dolgun yanaklarıyla onu ilk anda tanıyamamıştım. Hal hatır sorduktan sonra:
“Şimdi tanıdım İbrahim çek sandalyeyi otur hele; hayırdır yoksa burada mı çalışıyorsun?”
“Yok abi burayı ben çalıştırıyorum.”
“Nasıl başladın bu işe? Tesis tamamen mi sana ait, yoksa birileriyle ortak mı çalıştırıyorsunuz?”
“Abi, teskereyi aldığımda Balıkesirli bir asker arkadaşımla gelip burayı açtık umduğumuzdan kısa süre içinde beklemediğimiz bir taleple karşılaştık. Çok iyi kazanıyorduk fakat 5-6 ay sonra arkadaş ayrılıp başka bir iş kurmaya kalkışınca hissesini bana devretti. Şimdi tesis benim.”
“İbrahim, abartmak için söylemiyorum, hayatımda yediğim en lezzetli lahmacunlar bunlar, bu lezzeti vermek için ne kulanıyorsun?”
“Abi etlerimi yaylaya çıkan kuzulardan seçiyorum, içine de kuyruk yağı ve tereyağı bir de farklı baharatlar ekleyince bu kıvamı yakalamış oluyorum.”
Kendisini başarısından dolayı kutladım, bol müşteriler diledim. Kalkıp işinin başına döndü. Lahmacunlar gerçekten çok lezztliydi, hesabı ödemek üzere gittiğimde ısrarla almak istemedi. Fakat ben bu çorbada benim de bir parça tuzum olsun diyerek ücreti bırakıp eşimi alarak çıktım oradan.
Aylar sonra o civardan geçerken öğlen olmuştu, İbrahim’in oraya uğradığımda bahçedeki müşterilerin yok denecek kadar az olduğunu fark ettim. İçeriye seslendim:
“İbrahim açım.. iki lahmacun yaptırır mısın?”
“Emrin olur abi!”
Çıkıp bahçede bir masanın başına oturdum, az sonra İbrahim de geldi. Hal hatır sorduktan sonra ben:
“Bu gün burası sakin...
“Abi, her zaman aynı müşteri kapasitesine ulaşmak imkansız fakat müessesemiz zor bir dönemden geçiyor.”
“Hayırdır! Sorun ekonomik mi, yoksa başka bir neden mi var?”
“Bu iş yerini açtığımdan beri durmadan beni baltalamaya çalışanlar vardı, ortak ayrıldıktan sonra bunlar aleni tehditlere başladılar. Direndiğimi gördükçe kudurdular. Benim gitmeye niyetimin olmadığını anlayınca şerefsizler ‘Bu adam lahmacunları kedi etinden yapıyor; her gün birkaç kediyi keserek lahmacunlara koyuyor, lahmacunların lezzeti kedi etinde’ diye önlerine gelene anlatıp durmuşlar. İnsanlar bu iftira sonrası gelmez oldular, bu işe inanan veya onların dolduruşuna kapılan bazı kendini bilmezler de gelip gürültü çıkarmaya başladılar; şu oturanlar ya yapılan iftirayı duymamış veya kedi etinden lahmacunun yapılacağına inanmayanlar.”
“Peki ne yapmayı düşünüyorsun? Anlaşılan bu adamlar sana rahat vermeyecekler.”
“Dayanmaya çalışıyorum, burada işin doğrusu, iyi kazandım birikimim var eğer durum daha da kötüye giderse satıp İstanbul’a gitmeyi düşünüyorum.”
Birlikte birer çay içtikten sonra kendisine güç ve sabırlar dileyerek vedalaştık. Bir ay sonra HAKİK’te alış veriş yapmak üzere Hasan baba çarşısına doğru giderken ani kararla o yöne döndüm. Lokantanın önüne geldiğimde tabelanın değiştiğini fark ettim. Tabelada: NEFİS EV YEMEKLERİ, KEBAP VE TALI LOKANTASI yazıyordu. Anlaşılan lokanta el değiştirmişti. Lokantanın bahçesinde sadece bir masada oturan üç dört genç ve çalışan personel dışında kimseler yoktu. Anlaşılan yapılan kötü propaganda lokantayı “Kedi etli lokanta”ya dönüştürmüştü. Sahipleri ve tabella değişmiş olsada atıkları çamurun kendilerine bulaşacağını hesaplıyamamışlardı. Kapıdan başımı uzatarak:
“İbrahim’e bakmıştım!”
“Gitti. Nereye gittiğini bilmiyorum.”
İbrahim gitmişti fakat bu gidiş yapılan kara propaganda sorucu muydu, tehdit edilerek mi lokantaya el konmuştu; onu hiçbir zaman öğrenemeyecktim. Ali Oğuz/24.07.2026
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|