Bugun...


YAZAR : CEM BAYINDIR

facebook-paylas
KARA MASAL: FİLVAKİ: FAZİLET-İ MUZIRÂT
Tarih: 10-02-2026 14:05:00 Güncelleme: 10-02-2026 14:05:00


KARA MASAL:

FİLVAKİ: FAZİLET-İ MUZIRÂT

Evvel zaman içinde, Fırat’ın hırçın aktığı, adaletin ise sessizce can verdiği Maden-i Hümayun'da yani Keban’da müesses bir nizam varmış.

Bu tarz-ı mesaiye "Nizam-ı Maden" derlermiş. Vaktâ ki kasabaya Hacı Hüsrev Efendi namında, hem maden eminliği hem de naiblik yapacak bir kadı tayin olunmuş.

Hacı Hüsrev Efendi’nin kerâmeti kendinden menkûlmuş. Aldığına "ganimet", yaptığına "ticaret", kasabalının sırtına binmeye ise "istikrar-ı idare" dermiş. Adalet terazisi de öylesine hassasmış ki; kefesine kıymetli cevher konduğunda derhal esas duruşa geçer de, garib gurebanın hakkı hukuku konduğunda ise "şimdi madenlerin bekâsı mı mühim senin basit arz-ı maruzatın mı" diyerek teraziyi kilitlermiş.

Seneler Fırat gibi, madenden çıkan cevherlerin nukūduysa sel gibi akmış. Hüsrev Efendi’nin odasında üç devasa küp peyda olmuş. Bu küpler, kasabalının teri, eytamın gözyaşı ve madenci esnafının siftahıyla dolup taşıyormuş. İlk iki küp ağzına kadar "hamdolsun" ile dolmuş. Lakin o meşum üçüncü küp... O küp, sanki dipsiz bir kuyu, doymak bilmez bir nefismiş.

Derken, kasabalının iliği kemiği kuruyunca feryatlar arşa değilse de payitahta ulaşmış. Hacı Hüsrev Efendi’nin azline, yerine ise "genç, dürüst ve heybesi boş" hem maden eminliği hem de naiblik yapacak bir kadı efendinin tayinine ferman çıkmış.

Haberi alan Hacı Hüsrev Efendi, ahaliyi son bir "hutbe" için meydana toplamış. Kürsüye çıktığında yüzünde mücrimiyet değil de bir zat-ı muhteremliğin mürailiği varmış. Dolu küpleri sağına, o dolmayan lanet küpü soluna almış ve gürlemiş:

"Ey nankörlüğe meyilli cemaat! Duyuyorum ki gidişime zil takıp raks edersiniz. Lakin bilmezsiniz ki siz aslında kendi felaketinize halay çekmektesiniz! Bakın şu küplere! Ben bu iki küpü doldurana kadar sizin derinizi yüzdüm, doğru. Lakin bakın, üçüncü küpün dibi tutmuş, dolmasına da ramak kalmıştı. Ben artık 'doymuş' bir muzıratım! Dişlerim köreldi, pençelerim yoruldu. Sizi ısırmam artık bir ihtiyaç değil, sadece bir zevk-i sefaydı."

Gürûhu süzerken sesi bir kırbaç gibi şaklamış:

"İmdi yerime gelecek o taze kadıyı düşünün! Sizde hiç mi akıl yok? O, aç bir kurt gibi inecek tepenize. Onun evi barkı yok, ahırı boş, küpleri ise tam takır kuru bakırdır! Ben sadece şu yarım küpü tamamlamak için sizi tırtıklayacakken, o 'sıfırdan' başlayacak! Benim doymuş midemden artan kırıntılarla yaşıyordunuz; peki onun aç midesini doyurmak için kalan son canınızı vermeye hazır mısınız?"

Meydanda derin bir sessizlik olmuş. Tam o sırada, kalabalığın arkasından "İhsan" dedikleri, gözü pek, yüreği temiz, yağız bir delikanlı öne atılmış.

"İnanmayın muhterem büyüklerim!" diye haykırmış İhsan. "Ayyarın doymuşu olmaz! Gelen belki dürüsttür belki değildir, bilemeyiz. Ama bu adam tescillidir! Doydum diyen kurt, sürüyü en çok boğandır! Bırakın gitsin, belki gelenin Allah korkusu vardır!"

İşte kıyametin koptuğu an o anmış. Hacı Hüsrev Efendi daha ağzını açmadan, nizasız fasılasız soyulan, iliği kemiği kurutulan her kim varsa, genç İhsan’ın üzerine çullanmış.

Nasırlı elleriyle İhsan’ı tutan bir esnaf: "Sus bre hınzır! nizamımıza mı kastettin!" diye bağırmış. Çocuğuna süt bulamayan bir teyze, İhsan’a taş atarken: "Sergüzeştliğin vakti mi dinsiz!" diye ağlamış. Bastonuyla vuran bir ihtiyar: "Hıyanet etme nankör! Kadı Efendi’nin tecrübesine niçün hürmetsizlik edersin!" diye kükremiş.

Kasabalı, kendilerini kurtarmak isteyen o yek isabetli sedâyı, oracıkta derdest edip sustururken; Hacı Hüsrev Efendi bıyık altından gülerek dolu küpünden bir şerbet içmiş. Ve o gün kasaba halkı, İhsan’ın yerdeki kanı kurumadan, maden eminleri tayin olup gitmesin diye payitahta rica-şükran nameleri yazmış...

Zeyl:

Hacı Hüsrev Efendi’nin o sâlis küpü dolmuş mu bilinmez ama meselenin elemli tarafı, Hacı Hüsrev'in lâkaytlığı değilmiş; asıl felâket, kasabalının, Maden-i Hümayun kadısına duyduğu o marazî sadakat, yani kendi kasabının bıçağını yine kendinin bileylemesiymiş...

Ne zaman içimizden bir İhsan efendi çıkıp da bizi ikâz edecek olsa, biz müstâkbel kadı efendinin daha sâlih olma ihtimalini, "ya gelen daha beterse" vehmine kurban etmişiz.

Ve böylece, her devirde küpler dolup taşarken; bizim payımıza düşen; maden emini ve naibin "tokluğuna" dua edip, bizi ikâz edenleri köteklemek olmuş.

Netice-i kelâm, gökten üç elma filan da düşmemiş; çünkü o elmaları da "doymuşlar" daha havada iken kapmış. Biz ise aşağıdan bakıp, "vardır bir bildikleri, naibdir, kadı efendidir, maden eminidir, ne güzel elma yiyorlar" diye alkış tutmaya devam etmişiz...

CEM BAYINDIR / BÜYÜKLERE KARA MASALLAR

 



Bu yazı 1719 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
6126 Okunma
5029 Okunma
3096 Okunma
772 Okunma
768 Okunma
666 Okunma
632 Okunma
564 Okunma
525 Okunma
468 Okunma
424 Okunma
307 Okunma
303 Okunma
291 Okunma
289 Okunma
270 Okunma
255 Okunma
239 Okunma
224 Okunma
211 Okunma
174 Okunma
167 Okunma
139 Okunma
133 Okunma
6126 Okunma
5102 Okunma
5029 Okunma
4835 Okunma
4680 Okunma
4525 Okunma
4348 Okunma
4240 Okunma
4237 Okunma
4197 Okunma
4118 Okunma
4100 Okunma
3967 Okunma
3862 Okunma
3814 Okunma
3653 Okunma
3399 Okunma
3263 Okunma
3135 Okunma
3116 Okunma
3096 Okunma
2245 Okunma
2038 Okunma
1987 Okunma
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI