DİKİLİ TAŞLAR - 1
“Latince’de “humanitas” (insan) kelimesi “humando” (gömmek) kökünden gelir; insan ölüsünü gömebilen varlık demektir.
…Tabiatın diğer varlıklarından en temel farklarımızdan biri bu belki de ölülerimizi gömebilmek. İnsan topluluklarının yaşama ve ölüme yükledikleri anlamlar, bu olgular etrafında geliştirdikleri sembol ve ritüeller devasa bir çeşitlilik gösterse de ölüsünü gömmek evrensel olarak toplumların zamansal ve mekânsal devamlılığını sağlayan bir pratik olarak karşımıza çıkar. Birçok halk mezarları ile zamana ve mekâna iz düşer, varlıklarını tarihe ve toprağa kaydederler.
Kültürel antropolog Eva Domaska tarih ile mezar arasındaki ilişkiyi,
“Ölüm olmasaydı tarih de olmazdı. Tarih ölümden beslenir. Tarih mezarda başlar’ diye tarif eder.” (Hişyar ÖZSOY, Araf’ta kalmak: Makale, Tarih mezarda başlar.)
Kürtçe’ninKurmancî lehçesinde “mirin” ile “ mirov”, Dimilkî lehçesinde “merde” ile “merdim/mordem” arasında da muhtemelen benzer bir etimolojik ve semantik ilişki söz konusudur.
“Ölü sever bir toplum olduğumuz doğru. ‘Kör ölmüş badem gözlü olmuş!’ yaygın bir halk sözü. Sahiplenmeden çok ikiyüzlü bir tutumu dışa vuruyor. ‘Hak’kın teslimine değil, ‘gibi yapmak’a göz kırpıyor çünkü. Yazı dünyasının insanları da bu toplumun üyeleri. …gerçekten de ölüm, yazı yazmak için bir vesile… günümüze özgü bir durum değil bu; geçmişte de böyleydi……” (Mehmet Ergün, Berfin Bahar, sayı 287, sayfa 49)
“Dikili Taşlar” yazı dizisini yazmaya başladığımda, ana konu ‘mezar taşı yazıları’ olması nedeniyle araştırmalarım bu alanlar üzerine yoğunlaştı. Soğuk bir konu üzerinde çalışmak elbette kolay değildir. İsim üzerindedüşünürken, bir süre sonra büyük usta Nazım Hikmet’in 6 Haziran 1957 tarihinde Varna’da yazdığı “Mezar Taşı” tanımı yerine “Dikili Taşlar” dizesiyle karşılaştım. Hani derler ya, “gökte ararken yerde buldum” tümcesini kullanmak, çok daha mantıklı geldi. Bu tanımın okuyucuyu da ürkütmeyeceğini düşündüm.
Mete Alpsar ne güzel anlatmış:
Ne ölümden korkmak ayıp
ne de düşünmek ölümü
Mezar taşı olarak granitin tercih edilmesi, magmatik ya da transformist şekilde milyonlarca yıl içerisinde oluşmasından ötürü çabuk aşınmaz.
Eski mezar taşı yazıları hicri takvime göredir. 1 Ocak 1926 yılından önce doğanların mezar taşlarına 1300’lü yıllar yazar. Hicri 1338, miladi 1920 yılına tekabül eder.
Osmanlı’da genç yaşta ölen kadınların mezar taşları duvak şeklinde yapılmakta, bu mezarların ayak taşına bir gül goncası işlenmekteydi.
Öldükten sonra bir yaşam söz konusu değilse, dünyada en büyük suçları işleyenler için bir yaptırım yoksa adaletsizlik olmaz mı?
Felsefe Edebiyat Dünya Klasikleri
Dünya Tarihi ve Arkeoloji
Kaya mezarları, M.Ö. 4.yy, Myra, Türkiye
Tiyatronun etrafındaki dikey uçurum yüzleri, bir zamanlar Myra’nın en önde gelen vatandaşlarının kalıntılarını barındıran düzinelerce karmaşık oyulmuş kaya mezarını içerir. Likyalılar, ölenlerin son istirahat yerlerinde kendilerini evlerinde hissetmeleri gerektiğine inandıklarından, bu mezarlar kırmızı, mavi, sarı gibi parlak tonlarda boyanmıştır. Boya zamanla soldu, ancak mezarlar yine de göz alıcı. M.Ö.4. yy. tarihlenen çoğu, oyma cenaze sahneleri veya merhumun günlük yaşamını betimleyen sahnelerle süslenmiştir.
Likya kaya mezarlarının tapınak cepheleri şeklinde iki nekropolü tiyatronun hemen kuzeybatısındadır.
(Myra, bir zamanlar Likya Birliği’nin en büyük ve en önemli şehirlerinden biriydi. m.Ö.1.yy'’an önce kentin adı yazılı olmamakla birlikte, bu sıralamayı elde etmek için oldukça uzun bir süre kurulmuş olmalıdır. Myra bir Likya’ydı. Sonra antik Yunan, sonra Greko-Romen, sonra Bizans Rumu, sonra Likya’da küçük bir Türk kasabası olan Osmanlı kasabası, 2005 yılında bugünkü Antalya ilinde Demre olarak yeniden adlandırıldı.) Bir zamanlar mimarisiyle, sanatıyla çok özel bir şehir iken bizim Türklerin gelmesiyle önemini yitirmiştir.
Dünya Tarihi ve Arkeoloj
Frig Dönemi’ne ait kaya mezar odalarından biri olan Aslantaş Kaya Mezar Odası’nın ön yüzündeki kapı boşluğunun her iki yanında ayağa kalkmış, karşılıklı iki heybetli aslan ve ayakları altında birer yavru aslan ile kapı üstünde hayat ağacını andıran kütle ve bunun üstünde her iki yana uzanmış kanatlı güneş kursu, kabartma olarak yapılmıştır.
Mezar odası, hafif tonoz tavanlı, sol tarafta ölüyü yatırmak için sedir bulunan küçük bir hücresi vardır. Aslantaş’ın önemli bir frig kralın mezarı olduğu ve M.Ö. 7’nci yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. M.Ö. 13’üncü yüz yıla ait olduğu da yeni yapılan incelemelerle söylenmektedir.
(Yazı devam edecek).