Bugun...


YAZAR : ALİ OĞUZ

facebook-paylas
MUTLULUĞUN SIRRI
Tarih: 16-04-2026 11:11:00 Güncelleme: 16-04-2026 11:11:00


MUTLULUĞUN SIRRI

Yüzlerce yıl önce, Antakya da saray gibi bir konakta yaşayan Marius isminde biri vardı. Babası o yörenin en etkin kişilerinden biriydi. Çok varlıklıydı, bu nedenle Romalı komutanlar, valiler, kanaat önderleri ve bölgenin ileri gelenleri ile iyi ilişkiler içindeydi. Evi boş kalmaz sürekli üst düzey misafirlerle dolup taşardı. Eşiyle birlikte sürekli eve gelen misafirlerle ilgileniyor, boş kalan zamanlarında da uçsuz bucaksız arazilerinin sorunlarıyla ilgilendiğinden oğluna gerekli ilgi ve sevgiyi verememişti. Marius, çocukluk döneminde dadılar elinde yetiştirildi ve o yılların bilgin kişilerinden iyi bir eğitim aldı. Mutlu olmak için her şeye sahip olduğu halde anne ve baba sevgisinden yoksun, arkadaşlarının arasına giremeden yetişti. Babası vefat ettiğinde evin sorumluluğu ona kalmıştı; eve sürekli gelen misafirler, emrinde çalışan onlarca insan, uçsuz bucaksız araziler, evinde onlarca hizmetli, her gün eğlenip vakit geçireceği onlarca genç kız ve büyük bir servetin sahibiydi. Bir süre babasının yaptığı gibi çalıştı, eğlendi, genç kızlarla vakit geçirdi. Eve sürekli gelen misafirlerin eşlerinin telkinleriyle evlendi. Karısı güzeldi, Antakya’nın saygın ailelerinden birinin kızıydı ama severek evlenmemişti. Birkaç yıl sonra yaşadığı ortamdan sıkılarak yaşamını sorgulamaya başladı. Herkesin onun yerinde olmak için her şeyini feda edebileceği yaşamı onu sıkmaya başlamıştı; mutlu değildi. Evet her şeyi vardı, her istediğini yapıyordu, bir söylediği ikilemiyordu. Fakat o, adını koymasa da yaşamını değiştirecek farklı bir macera peşindeydi. Evlenmişti ama, evlendiği eşinden azuladığı mutluluğu bulamamıştı. Bekarlık günlerindeki gibi her gün bir başka kadınla düşüp kalkarak mutluğu aradı, bu duruma seyirci kalmayan eşi ile başlayan tartışmaları canını sıkınca bir kızla ikinci evliliğini yaptı. Karısının üzerine getirdiği ikinci eşten sonra evdeki kavganın biteceğini düşünüyordu, fakat umduğu gibi olmadı kavganın dozu giderek artmaya başladı. Evdeki huzursuzluğa çare ararken birinci eşinin sadakatsizliğiyle yüzleşince onu kolundan tuttuğu gibi kapı dışına attı. Evde ikinci eşiyle baş başa kalmıştı ama yine mutsuzdu, mutluluğu ararken üçüncü ve peşinden dördüncü evliliğini yaptı. Mutluluk ararken evlendiği eşlerinin didişmeleri ve vefasızlıkları onu giderek bunalıma sürüklemeye başladı. 

Üst üste yaptığı evlilikler, yaşadığı lüks hayatın onu bunaltıp boğduğunu düşünüyordu. Oturduğu konak, evlendiği kadınlar, yetiştiği muhit onu mutlu etmiyordu. Mutluluk neydi? Bir ömür boyu mutlu olduklarını söyleyenler gerçekten mutlu muydular? Eğer o insanlar mutluysa, mutluluğun sırrı neydi? Her şeye sahip olduğu halde kendisi neden mutlu olamıyordu? Bu soruların cevabını arıyor ama bulamıyordu ve kendi kendine söylenip duruyordu: “Yıllarca mesut ve mutlu yaşadığımı sandım ama hiç bir dönem aradığım mutluluğu bulamadım” diyerek evin dışında mutluluk arayışını giriyordu.  

Mutluluğun zor da olsa er geç günün birinde karşısına çıkacağını düşünerek önce çevresinde mutlu olduklarını sandığı insanlarla irtibat kurmalıydı. Sordu soruşturdu, mutlu sandığı insanların evlerine giderek nasıl mutlu olduklarını sordu. Her gittiği evde konuştuğu insanlar, kendilerinden daha mutlu olan bir başkasını gösteriyordu. Sora sora mutlu olduklarını sandığı herkesle görüştü, mutlu olduğu söylenen kişilerin ortak görüşü: 

“Mutluyuz ama, bir insanın sürekli mutlu olması düşünülemez bizler de insanız, yaralandığımızda canımız acıyor, yakınlarımızdan bir hastalandığında, varlıklarımızdan birini yaybetteğimizde canımız sıkılıyor, üzülüyoruz, ölülerimizin arkasında yas tutuyoruz,” türü cevaplar veriyorlardı. Son gittiği kişi onu gülerek karşıladı, kendisine mutluluğun sırrı sorulduğunda: 

“Mutlu olmak için her şeye sahibim,” dedi ve devam etti: 

“Güzel ve güler yüzlü bir eşim, birbirlerinden değerli çocuklarım ve ailemi geçindirmek için yeterli servetim var. Bundan fazla ne isteyebilirim ki? Buna rağmen insanın har an mutlu kalamayacağının bilincindeyim.” Marius:  

“Buraya geldiğimden beri yüzünüzde gülümseme eksilmedi, yanılmıyorsam aradığım o mutlu insanı buldum” deyince karşısındaki kişi: 

“Mutluyum ama, söylediğim gibi insan mutlu olduğu gibi günün birinde mutsuzlukla da yüzleşmek zorunda kalabilir. Anladığım kadarıyla sen sürekli bir mutluluk arıyorsun, böyle bir hayalin var ise; duyduğuma göre: Mısır’dan öte şehrin birinde acılardan etkilenmeyen, yakınları vefat ettiğinde üzülmeyen ve sürekli mutlu bir yaşamı olan birinden söz ediliyor, onun dünyanın en mutlu insanı olduğunu söylüyorlar. Bu kişinin, hiç bir olumsuzluktan etkilenmediğini, en acı gününde dahi neşesini kaybetmediğini söylüyorlar. Mutluluğun sırrını öğrenmek istiyorsan gidip onu bulmalısın.” tavsiyesinde bulundu.  

Marius, bunalımdaydı; güçlü bir elin kalbini sıktığını hissediyordu. Beyninde dolaşan korkunç düşünceler giderek onu çaresizliğe, yalnızlığa itiyordu. Evine döndüğünde günlerce düşünüp taşındı, yaşamını yeniden gözden geçirdi ve ani bir kararla malını, mülkünü, servetini arkasında bırakarak uzun bir seyahatte çıkmaya karar verdi. Ertesi sabah kalkıp kahvaltısını yaptıktan sonra kimseyle vedalaşmadan atına binerek çıktı yola. Evinden ayrılarak bir hayalin peşinden bilinmeyene doğru yol aldı. Geride bıraktığı evinin onu her dakika geçmişinden ayırdığının farkındaydı. Günler, haftalar ve aylarca ıssız dağlardan, köylerden, ovalardan, şehirlerden, vadilerden geçti. Yol boyunca: 

“Yıllarca mesut ve mutlu yaşadığımı sandım ama hiç bir dönem aradığım mutluluğu bulamadım. Ömrüm yeterse o kişiyi arayıp bulacağım, mutluluğun sırrını öğreneceğim” diye söyleniyordu. Günlerce, aylarca dolaşıp durdu; yolları üzerindeki hanlarda konakladı, hamamlarda yıkandı, Filistin topraklarını geçerek aylar sonra Mısır da Heliopolis şehrine ulaştı. Burada birkaç gün kaldıktan sonra Mısır’ın Menfis şehrine geçti ve burada bir haftadan fazla kaldıktan sonra yolculuğuna devam ederken İskenderiye üzerinden deniz sahilini takip ederek batıya doğru yol aldı. Vadilerden geçti, çöl sıcaklarında kavruldu fakat, yılmadan yoluna devam etti.  

Sora sora dünyanın en mutlu insanının olduğu söylenen Emidra kentine ulaştığında yaz sıcakları yerini sonbaharın giderek serinleyen havasına bırakmıştı. Atıyla kentin sokaklarına girdiğinde karınca yuvası gibi kaynaşan insanlarla karşılaştı. İnsan kalabalığına karışarak bir süre şehrin sokaklarında dolaşıp durdu. Dünyanın en mutlu insanıyla ne zaman karşılaşacağını kestiremediğinden burada kaç gün kalacağını bilmiyordu, bu nedenle kalacağı bir yere ihtiyacı vardı. Marius, birkaç yıldır onlarca şehirden, vadilerden, kızgın çöllerden, nehirlerden, ovalardan geçerek gelmişti buraya. Yolculuğu sırasında çöl kum fırtınalarında yolunu kaybetmiş, kızgın güneş altında baygınlıklar geçirmiş ve defalarca ölümle yüz yüze gelmişti. Çektiği sıkıntılar sonunda nihayet aradığı kişinin bulunduğu şehirdeydi. 

Kentin merkezinde kendine uygun yer bulunca oraya yerleşip bir gün dinlendikten sonra atını konakladığı yerde bırakarak sokağa çıkıp bir süre dolaştı. Karşılaştığı insanlara birkaç yıldır peşinden koştuğu dünyanın en mutlu insanını sorup soruşturmaya başladı. Kısa sürede onu tanıyan birkaç kişiye rastladı, anlattıklarına göre o çok varlıklı ve ünlü biriydi. Ünü kentin sınırlarının dışına taşmıştı ve adı Demosthenes’ti; Marius’un konakladığı yere yakın bahçe içinde güzel bir evde oturduğunu söylüyorlardı. 

Marius, istediği bilgilere ulaşınca konakladığı yere döndü ve ertesi gün Demosthenes’i ziyaret etmek üzere onun evinin yolunu tuttu. Oraya gittiğinde onu güler yüzlü kırk, kırk baş yaşlarında gösteren Demosthenes ve otuz yaşlarındaki güzel eşi karşıladılar. Birlikte bahçeye geçip denize bakan bir ağacın gölgesine oturdular. Deniz yönünden esen hafif rüzgar tatlı bir serinlik sunuyordu.  

Demosthenes: “Hoş geldiniz, buyurun yol yorgunusunuz, dinlenin.” 

“Ben Emidra’ya geleli iki gün oldu, dinlendim. Sizinle sohbet etmek beni mutlu edecektir.” 

Onlar sohbet ederken, Demosthenes’in eşi içecek bir şeyler ikram etti. Marius, kendisinin yaşam koşullarını, evini ve servetini bırakarak yıllardır mutluluğu bulmak için katlandığı zor yolculuk koşularını anlattıktan sonra asıl meseleye döndü ve: 

“Sizin hiçbir olay karşısında etkilenmediğinizi, hep mutlu bir insan olduğunuzu söylediler. Sizi bulabilmek için çok uzun bir yolculuktan sonra buraya geldim.” 

 “Anlattıklarından çıkardığım sonuç; senin mutluluğu evinde, çevrende aramak yerine uzaklarda aramayaya kalkışmışsın, bununla yetinmeyerek dünyanın en mutlu insanının peşine düşmüş buralara kadar gelmişsin.” 

“Hayalimdeki çok mutlu insana ulaşmak için çektiğim sıkıntılara değeceğine inandım, siz gerçekten dünyanın en mutlu insanı mısınız?” 

“Benden daha mutlu insanlar var mı bilmiyorum ama, ben çoğu insanın hayal dahi edinemeyeceği şeye sahibim, beni mutsuz edecek bir nedenim yok.” 

“Ben de her şeye sahiptim ama mutlu değildim, bu nedenle sizi bulabilmek için birkaç yıldır yollardayım, Söyler misiniz, mutluluğun sırrı nedir?”  

“Mutluluğun sırrı: seni anlayan, dinleyen, zarif ve güzel ama sana sevgiyle yaklaşan bir eşin; sevimli çocuğun veya çocukların, yeterli veya yeterinden fazla paran, servetin varsa, sağlığın da yerindeyse, seni üzecek olaylardan uzak kalabiliyorsan dünyanın en mutlu insanısın.” 

“Bu saydıklarının hepsinden bende fazlası vardı ama, mutlu değildim.” 

“Anladığım kadarıyla sen, mutluluk diye her zevki tatmış yeni zevkler peşinde koşmak için çıkmışsın yollara...” 

“Ben duygusal biriyim, karşılaştığım olumsuzluklar beni mutsuz ediyor; siz bir yakınınızın, size karşı yanlış tavrı veya çok sevdiğiniz bir yakınınızın vefatı durumunda üzüntüye kapılmıyor musunuz?” 

“Çocukluk yıllarımda da tüm olaylar karşısında soğukkanlı tavrımla bilinirdim. Ta o yıllardan bu güne hiçbir olumsuz olaydan etkilenmedim. Diğer yandan gördüğün gibi deliler gibi sevdiğim dünyalar güzeli, zarif bir eşim, dünya tatlısı iki çocuğum, yeterinden fazla mal varlığım ve onlarca çalışanım var. Bu yüzden sizin de söylediğiniz gibi ben şanslı ve çok mutlu olduğuma inanıyorum. Hiç kimse, hiç bir olumsuzluk mutluluğumu bozamaz.” 

“Bir yakınınız vefat ettiğinde, bir yakınınızın veya çalışanlarınızdan birinin size ihanetini öğrendiğinizde etkilenmez misiniz?” 

“Hayır...” 

“Deliler gibi sevdiğinizi söylediğiniz eşinizin aniden vefat etmesi veya beklemediğiniz bir anda bu güzel evinizin eşyalarınızla birlikte yanması sizi üzmez mi?” 

“Eşimle evlendiğimde birimizden birinin erken vefat etmesi halinde geride kalanın kesinlikle üzülmemesi konusunda sözleştik; evim yanabilir, ben de evle birlikte yanmamışsam yanan evimin yerine daha iyisini alır veya yaptırım...” 

O anda yanlarına gelen genç bir delikanlı devam eden sohbeti kesmelerine neden oldu. Delikanlı bir şeyler söyledi ve Demosthenes’in eşi onları baş başa bırakarak gelen gençle birlikte çıkıp gittiler. O anda Demosthenes’in yüzündeki gülümseme kaybolur gibi oldu, onlar gittikten sonra ara verdikleri konuşmalarına yeniden döndüler. Birkaç saat sonra tek başına gelen delikanlı gülümseyerek Demosthenes’e, bir emri olup olmadığını sordu. Demosthenes: “Hayır, gidebilirsin” dedi ama o anda, hissettirmemeye çalışsa da yüz ifadesi değişiverdi. Marius, bu değişimin sebebini anlamaya çalışırken aklından “Acaba Demosthenes’in ‘Beni anlayan, dinleyen, bana sevgiyle yaklaşan güzel eşim’ dediği karısı şu gelen delikanlı ile kocasını aldatıyor olabilir miydi?” diye geçirdi. Demosthenes’in yüzünden gözlerini ayırmadan;:  

“Size bakarken gerildiğinizi, yüzünüzdeki gülümsemenin kaybolduğunu fark ettim, sizi mutsuz eden nedir?” diye sorduğunda o gülümseyerek: “Yanılıyorsun, hiçbir şey mutluluğumu bozamaz” diye geçiştirmeye çalıştı ama, Marius ev sahibinin bir sıkıntısının olduğunu anlamıştı. Çünkü o, eşlerinin ihanetini gördüğünde aynı ruh halini yaşamıştı. O, kendi döneminin ünlü bilginlerinden iyi eğitim aldığından karşısındaki kişinin davranışlarını tahlil edebiliyordu. Demosthenes hiç bir şey mutluluğumu bozamaz dese de onun, anlatamadığı kendisinden bile sakladığı bir sıkıntısının olduğunu anlamıştı. Demosthenes, mutluluk maskesi altında mutsuzluğunu gizlemeyi çalışıyor olabilirdi.  

Marius, bir süre sonra Demosthenes’e gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür ederek ayrıldı ve evine dönmeye karar verdi. Dönerken yol boyu yılllar süren mutluluğu bulma serüvenini değerlendirmeye çalıştı ve şu sonuca vardı: insanlar büyük servetlere ulaştıklarında varlıklarını mutluluklarının nedeni olarak kanıksıyorlar. Uzun yıllar yanlarında ve çevrelerinde oluşan olumsuzluklardan etkilenseler dahi duygularını baskılıyarak çevrelerine hissetirmemeye çalışarak mutluluk maskesinin ardına sığınıyorlarlardı.  

Marius, bu güne kadar her kahkaha atanın neşeli, her gülenin mutlu olduğuna inanmış ama yanılmıştı. Kendisi her şeye sahipti, her istediğini yapıyor, sınırsız eğlenmeye çalışıyordu; buna rağmen yıllarca aradığı mutluluğa ulaşamamıştı. Mutluluğu ve mutluluğun sırrını bulmak için çıkmıştı yola ama hayal kırıklığına uğramıştı. Belki de hayal ettiği mutluluğa yaşamı boyu ulaşamayacaktı ama bu uzun yolculukta edindiği tecrübeler bundan sonraki yaşamını yönlendirmesine vesile olacaktı... 



Bu yazı 185 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
6016 Okunma
4549 Okunma
3066 Okunma
758 Okunma
684 Okunma
644 Okunma
601 Okunma
586 Okunma
554 Okunma
543 Okunma
459 Okunma
457 Okunma
436 Okunma
408 Okunma
399 Okunma
358 Okunma
325 Okunma
300 Okunma
279 Okunma
277 Okunma
270 Okunma
264 Okunma
254 Okunma
241 Okunma
6016 Okunma
5087 Okunma
4845 Okunma
4833 Okunma
4672 Okunma
4549 Okunma
4525 Okunma
4345 Okunma
4238 Okunma
4235 Okunma
4189 Okunma
4115 Okunma
4081 Okunma
3963 Okunma
3862 Okunma
3801 Okunma
3651 Okunma
3384 Okunma
3254 Okunma
3128 Okunma
3112 Okunma
3066 Okunma
2214 Okunma
2017 Okunma
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI