DEVLET BABA VE EVLATLARI
Anneler ve babalar çok çalışır az yer, gönlünce gezip dolaşmak için keyfine göre vakit ayıramaz. Hatta giyim kuşamlarını dahi satın alırken, hem ucuz hem de dayanıklı olmasına, elden geldiğince dikkat gösterir. Çünkü anneler ve babaların evlatlarını yarınlara hazırlamak için büyük sorumlulukları vardır. İster köy yaşamı olsun, isterse şehir yaşamı olsun, dünya kurulduğundan beri, bu böyle gelmiş ve böyle devam edip gider. Bu alışkanlık atalarından ne gördüyse, yılmadan yorulmadan bire bir uygulamaya çalışır. Evlatlarını doğduğu günden itibaren gerek beslenmeleri gerek sağlıkları konusunda, büyük bir titizlik ve sabırla yetiştirmeye çalışırlar. Sırasıyla eğitim evlilik vs derken, evlatlar anne ve babalar için korunması kollanması açısından olmazsa olmaz birer candır. Bir evlat isterse 60 yaşına gelsin, anne babanın gözünde henüz açmış taze çiçektir. Hal böyle olunca anne ve babalar Hakka yürüyene kadar, evlatlarının geleceği için ellerinden geldiğince, iş aş mal mülk bırakmaya özen gösterirler. Ayrıca hiç bir baba ticari faaliyetlerinde asla evladını kıskanmaz yarışa da girmez. Hatta elinden geldiğince evlatlarına maddi manevi destek verir. Amaç evlatları kendi başlarına ekmeklerini çıkarsın ve kimseye boyun eğmeden ayakta durabilsin. Buraya kadar anne ve babaların evlatlarına karşı yükümlü olduğu önemli bir kaç geleneği anlattım. Bunların haricinde birde ''Devlet Babamız Var'' birazda Devlet babamızdan bahsedeyim, tabii ki dilim döndüğünce.
''Devlet Baba'' ise hem annemiz hem babamızdır. Halk'ın çoğunluğu günlük cebine giren kazancına bakar. Tamamı dar gelirli olan çalışan kesim ise, maaşını aldığı günlerde fatura vs derken uzun vadeli hesaplar yapamaz maalesef. Durum böyle olunca dar gelirli halkın işi pek kolay değildir. Ne kundaktaki bebeğinin, nede okula giden çocuklarının, geleceğine yönelik bir çıkar yolu kolay tarafından bulamaz.
İşte burada Devlet Baba devreye girer ve kendisinden beklenen babalığını gösterir. Sağlık eğitim ulaşım vs gibi birçok kalemi devlet baba kendisi üstlenir. Nüfusun ortalama sayısına göre özel sektör çarkının rahat dönmesi için plan ve projeler üretir. Amaç üretim sektörü çalışsın ki istihdam süreklilik kazansız. Aksi halde bir fabrikanın kapısına kilit vurması, işsiz kalan insanları etkilediği gibi, devletin dönen çarkına da sekte vuracağı muhakkak. Daha net izah etmek gerekirse şöyle anlatayım. Mesela bir fabrika kapandı, bin kişi işsiz kaldı diyelim. İşine son verilen bin kişinin ailesiyle birlikte ortalama 5 bin kişiyi etkiler. Ticari tarafını da katarsak işin içine, en az 10 bin kişinin ekmeğini aşını dar boğaza sokar. Buna benzer durumlar olmaması için devlet kapısı sanayiciye her zaman açık olmalı. Üreticinin genişlemek için yapacağı yatırımlarda, düşük faizli ve ödemesi kolay krediler sağlamalı. Küçük büyük demeden açmaza giren sanayiciye imkanı ölçüsünde hibe yardımı dahi sağlanmalı. Devlet baba gerektiği zaman bir tek canı kurtarmak için gece gündüz ambulans tahsis edebiliyorsa eğer, Milyonlarca insanın ekmek kapısı olan sanayiciyi de koruyup kollaması gerek. Bunun aksini dahi düşünmeye hiç gerek yok bence. Çünkü bir ülkenin geleceğe yürüdüğü yolları sürekli açık tutmak devletin olmazsa olmazıdır.
Konuyu toparlayacak olursak eğer, devlet babalık yaparken, halkımız da devlete layık iyi birer evlat olmak zorundadır. El eli yıkar el dönüp yüzü yıkar atasözünden yola çıkarak, devlet bir çark halk ise o çarkın birer dişlileridir. Devlet Halk'a, halk devlete muhtaçtır. Sözün özü halk kendisini yönetecek Milletvekillerini seçer, seçilen vekiller de halka hizmet etmeyi peşinen kabul etmiş olurlar. Ve bu hizmetleri hakkaniyetle yerine getirecekleri için yemin ederler.
Son olarak sadece bir sanayi dalından örnek veriyorum. Daha düne kadar tekstil sektörümüz ürettiği malları işlemek için, sadece makine ithal ederdi. Ülkemiz pamuğu kendi tarlasında yetiştirir, çeşitli aşamalardan geçtikten sonra, ayağımızdaki çoraptan başlayıp üzerimize giyindiğimiz her şey bire bir yerli ve Türk malıydı. Ne acı ki şu anda tekstil sektörünün ara malı denilen tüm kalemleri ithal ediliyor. Hal böyle olunca hızla artan nüfusumuz gelecekte zor şartlar içinde geçim derdine düşeceği bariz bir şekilde belli oluyor.
Selahattin Yalçıner