MÜLKÜN TEMELİ VE ZAMANIN YARGISI :
.jpg)
,“Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gâmın da rûzgârın görmüşüz” (Nâbi)
“Sen sen ol korkma karanlıktan
Dik ışık çekirdeklerini
Çünkü en berrak sular bile
En yağlı çamurlarla gelir
Nasıl doğmakla başlarsa ölüm
Ölmekle başlar öyle hayat
Bil ki dünyayı sarsan sıçramalar
Birikmiş şuurlarla gelir” (Attilâ İlhan)
2010 ve 2017 yıllarındaki halk oylamalarıyla "hukuk" alanında yapılan değişiklikler; hukuku, demokrasiyi ve cumhuriyetin kazanılmış değerlerini sarsan köklü sistem değişiklikleriydi. Bu süreçte en derin yarayı kuşkusuz "yargı" aldı. Oysa yasama, yürütme ve yargı erkleri içinde en yaşamsal olanı, en bağımsız kalması gerekeniydi yargı...
Öteki erklerin neye yaradığını bile umursamayan sıradan yurttaşların en güvendiği, sırtını dayadığı, canını ve malını emanet ettiği yargı...
Toplumsal değerler yozlaştıkça, adalete sığınma gereksinimi daha da artar. İnsanoğlunun her başı derde girdiğinde "adâlet isterim!" diye haykırması boşuna değildir.
Tarih boyunca, adaleti sağlayan yargıcın güvenceli olması gerektiğine inanılmıştır; çünkü adalet, herkes için her zaman gereklidir.
Uğradığı bir haksızlığı anlatmak isterken, kendisini geçiştiren ve "Allah’a havale et" diyen Sokollu Mehmet Paşa’yı, Kanuni Sultan Süleyman’ın huzurunda azarlayan Türk köylüsünün o meşhur sözünü hiç unutmayın:
"Her şey Allah'ın adaletine kalacaksa, mülkün adaleti ne işe yarar Mehmet Paşa?"
Ama emin olun; en zorlu dönemler bile zamanın o amansız ve öğütücü çarkları karşısında umarsız kalacak; hukuk ve adalet er ya da geç bu topraklarda yeşerecektir.
Çünkü başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır; bu hem tanrısal bir gerçeklik hem de bilimsel bir kuraldır. Yeryüzündeki hiçbir makam, hiçbir acı, hiçbir zulüm kalıcı değildir.
Böylesi dönemlerde insanın ruhunun daralması, içinin kararması olağan. Kısa vadede işlerin düzeleceği olasılığı az. Hatta tersine olumsuzlukların daha artması beklenebilir ama yine de umutlu olmak gerekir.
Hava ne denli dumanlı olursa olsun, -bizi Orta Doğu toplumlarından ayıran-, geçmişimizde saklı o derin direnç ve dayanma gücü hep oradadır.
Ferîdüddin Attâr’ın Mantıku't-Tayr adlı yapıtında bir kıssa anlatılır:
Bir sultan, günün birinde vezirlerini toplayıp, "Bana bir yüzük yaptırın ve üzerine öyle bir şey yazdırın ki ona her baktığımda; hüzünlüysem neşeleneyim, neşeliysem hüzünleneyim," diye buyurunca vezirler aradıkları hikmeti gezgin bir dervişte bulurlar ve Sultan’ın parmağına o meşhur sözü takarlar.
Yani; Selçuklu Türklerinin "İn nîz beguzered"; Arapların "Küllü hâlin yezûl"; İstanbul Rumlarının "K'afto ta perasi" dediklerinin Türkçesi:
"Bu da geçer yâ hû."
Geçecektir de...
Cem BAYINDIR / Mayıs 2026