Keban'a hasretle

Yollasan bir meltem, gelmez mi kokun?
Etrafın yine mi badem çiçekleri?
Açtı mı dağlarında boynuzgelincik,
Akıyor mu eski gücüyle Fırat?
Başın karlı mı hâlâ, yoksa çözülüp karıştı mı suya?
Sabahları geliyor mu o sıcak ekmek kokusu?
Herkes unutsun, bak ben seni unutamadım.
Yukarıdan aşağı kıvrım kıvrım yolların,
Toprağa tutunan o yığma evlerin...
Koca kavakların gölgelediği bahçelerde,
Bu sene de yenir mi cağalan, eriğin?
Yemyeşil çimenlere daldan düşen her anı,
Tuz döküp saklar mısın çocukluğun o ekşi tadını?
Fırat'ın serinliği döver mi kıyılarını?
Hangi taşın bağrına gömdüler o nazlı Keban Çayı'nı?
Müteahhitler setler örüp alsa da hatıralarımızı,
Onlar unutsun, bak ben seni unutamadım.
Dizleri kanayan çocukların sesi gelir mi uzaktan?
Güneş çekilirken tepelerin o yorgun omzundan...
Gölgeler uzasa da, sönse de evlerin ışığı,
Sıraya girse de geçse baharı, kışı;
İki dağ arasındaki bu aşkın milyar yıllık nakışı...
Zaman unutsun varsın, ben seni unutamadım.
Miraç Doğan-Keban