ÇÖKÜNTÜ
Ülkemizde dur durak bilmeyen akıl almaz bir çöküş yaşanıyor. Çabuk elde ediyoruz maalesef kısa bir zamanda tüketiyoruz. Modern çağa ayak uydururken, zihniyet fukarası olmaya başladık. Dış görüntümüz kendimize göre muhteşem, fakat iç dünyamız oldukça geri kalmış durumda. En ileri teknoloji sayesinde evlerimiz caddelerimiz, hatta iş yerlerimiz gece gündüz ışıl ışıl. Lakin içimizin zifiri karanlıkta kaldığını çok iyi biliyoruz. Peki içimizi aydınlatmak için bir çabamız var mı? Ne yazık ki aklımıza her geldiğinde hep ileriye erteliyoruz. Bu halimiz nereye kadar gider inanın bende bilmiyorum. Sadece dış görüntümüze özen gösterip, iç dünyamızda her gün daha da çöküntüler yaşıyoruz. Gelir düzeyimiz yükseldikçe, yemek keyfimizi dışarılarda aramaya başladık. Tavuk bile tencereden kaçar oldu. İlla da tava veya ızgara diyor başka laf etmiyor. Eskiden tek televizyon var iken ev ahalisi daha mutluydu, şimdi ise binlerce kanal bize yetmez oldu. İnsanların bu durumunu keşfeden cin fikirli film yapımcıları, adına aksiyon dedikleri seviyesi düşük diziler yapıyorlar. Sigara ve içki görüntüsünü kamufle ederken, ahlaki değerlerden yoksun görsel ve sözeller alenen servis ediliyor. Kısaca sanatsal içeriği olmayan dizilerin ekseriyeti, genç nesillerimizin geleceğine kurulmuş birer tuzaktır. Bunun adına bizler kültürel çöküntü diyoruz.
Bir genç kendi terazisinde kötünün iyisi olarak tarttığı, ayda en az 60 tane dizi izliyor. İzlesin ama ayda bir tane kitap okusa, o izlediği 60 dizinin toplamından daha keyif alacağı muhakkak. Fakat gençlere de bir şey diyemiyoruz, çünkü evde annesi babası da okuma alışkanlığına sahip değiller. Kolay olsun diye dizi tercih ediyorlar maalesef. Hal böyle olunca, geçmişini merak etmeyen, geleceğine kültürel yatırım yapmayan sadece kalabalık bir toplum oluyoruz. Okul bitince kalem kağıt hatıralarda kalıyor. Eskiden insanların kalem taşıma alışkanlıkları vardı. Not almaya meraklı insanların ayrıca cebinde illa ki küçük bir defteri vardı. Şimdi üç beş kişi bir arada olsak, birinin adresini yazmak istesek, kalem lazım olunca bir kişide ya bulunur ya bulunmaz. Cep telefonları da ayrı bir sevda. Zaten cep telefonları, telefonu çoktan aşmış bire bir bilgisayarı aratmıyor. Trafik kazalarına şimdi bir yenisi daha eklendi. İnsanlar yolda yürürken sanki el aynasına bakar gibi haller sergiliyorlar. Özellikle duraklarda inenler binenler arasında, insanlar bir birleriyle çarpışıyor telefon yüzünden. Elektrik direklerine toslayıp elindeki telefonu düşürenleri saymıyorum. Biz ona kendi düşen ağlamaz diyoruz. Eskiden gençler güzel yazı yazmaya özen gösterirdi. Aşk şiirleri yazardı. Hatta aşk romanları aşk şiirleri okurdu. Yeni bir şey okumuşsa eğer, ertesi gün illa ki bir arkadaşıyla onu paylaşırdı. Maalesef şimdi aşk sözcükleri tuşlarda yaşıyor. Sevgili dostlar bu yazımda, dilim döndüğünce az çok içimi döktüm. Eksik fazla af olsun dileklerimle.
Selahattin Yalçıner…