Bugun...


EĞİTİMCİ - YAZAR : MİDRAN YOKUŞ

facebook-paylas
Dikili Taşlar 12-YAŞAR KEMAL
Tarih: 04-10-2026 14:44:00 Güncelleme: 04-10-2026 14:44:00


 

Dikili Taşlar 12-YAŞAR KEMAL  

 

Hayatı süresince barış, insan hakları, özgürlükler ve demokrasi için mücadele eden, edebiyatın büyük ustası, toplumun vicdanı Yaşar KEMAL’in 2015 yılı 28 Şubat günü vefatı ülkeyi yasa boğdu. O gün bu haberi alan tüm televizyon kanalları canlı olarak bağlandıkları yazar-çizer ve sanatçılardan duygularını anlatmalarını isterken, kim onunla nerede, ne zaman karşılaştığını, nasıl tanıştığını anlatırken, böyle bir gurura nail olma şansına sahip olduklarını anlatarak söze başlamalarında haklıydılar. Böyle bir şerefe erişmek, ulaşmak ve kavuşmak bana da nasip olduğu için o an da şimdi de ve ebediyen bu gururla yaşamanın mutluluğunu tadanlardayım.

 

Bu hikâyeyi daha önce de yazmıştım. Ne var ki, her hikâye yeniden yazıldıkça değişime uğrar. Yeniden yazıldıkça baştan başlanır. 1969 yılının Mayıs ayı sonuydu. Tunceli Öğretmen Okulu son sınıfında öğrenciyken Tunceli Sesi Gazetesi Sanat Sayfası’nda yazılarım ve şiirlerim yayınlandığından basınla yakın bir bağım vardı. 26 Mayıs 1969 günü Yaşar KEMAL’in Tunceli’ye geleceğiyle ilgili haber bana gazeteden iletilmişti. Haberi aldıktan sonra, ustayı göreceğimin heyecanını yaşıyordum. Ancak yatılı okuyan bir öğrencinin okuldan izinsiz çıkması, verilecek cezayı da göze alması demekti. Bunu göğüslemeyi kabul etmiş olmalıyım ki, ilk fırsatta okuldan firar edip Munzur kenarında yapılan o toplantıya katılmayı başarmıştım. Toplantıda bana Yaşar KEMAL ve Behice BORAN’ı, Kemal BURKAY hocam tanıtmıştı. Konuşmacıların anlattıkları daha çok Türkiye İşçi Partisi ile ilgiliydi. Bizim yaşımızdakilerin anlamakta zorluk çektiği politik sözlerdi. Gürül gürül akan Munzur’un kıyısında ve salkım söğüt dallarının gölgesinde bir süre sonra, sıradan sohbet konuşmaları başlayınca, Yaşar KEMAL’in Ağrı Dağı Efsanesi romanını yazdığını ilk defa duyuyorduk. O ara, çekine çekine kendilerine uzattığım “Günlük” defterimi elimden alan Yaşar KEMAL, sevecen bir bakışla elini omuzuma vurarak, Türkçe şiir, öykü ve roman yazarlarının en çok da Köy Enstitüleri çıkışlı olduklarıyla ilgili yaptığı konuşma, bana bir “Baba Nasihatı” gibi gelmişti. Defterime yazdığı not, beni çok mutlu kılmıştı. 

 

Ne kadar zaman oturdum hatırlamıyorum, oradan ayrılıp okula döndüğümde arkadaşlarım etrafımı sarmış, neler anlatacağımı merak ediyorlardı. Topu topuna nihayet birkaç saat, hadi buna yarım güne yakın bir zaman dilimi diyelim, bu kadar kısa bir görüşmeyi aylarca, yıllarca anlata anlata bitiremedim. Öyle ki, bu konuyla ilgili yıllar önce TRT Diyarbakır Radyosu Sabah Kahvesi programında bir söyleşim bile oldu.

 

Kırk beş yıl sonra, 2014 yılında Anı Yayınları arasında çıkan üçüncü kitabım BIRÎWAN’ın kapısını büyük usta Yaşar KEMAL’in 1969 yılında “Günlük” defterime yazdığı notla açmak, boynumun borcuydu.

Vecihi TİMUROĞLU, Cahit KÜLEBİ, Kemal BURKAY, Aziz NESİN, Bülent HABORA, A. KADİR, Adnan YÜCEL, Vural OKUR, Ayhan KIRDAR, Jülide GÜLÜZAR, İrbam ERDEM, Dr. Celal KILIÇ, Metin TURAN, Süleyman ÇİLTAŞ, Haydar ÜNAL, Av. Kenan COŞAR, Zeki SARIHAN, Nimri DEDE, gibi ünlü yazar, şair ve sanatçıları tanımayı hayatın bana verdiği özel büyük bir armağan olarak görüyorum. Her biri benim için bir okuldu. Onlardan yüzlerce şey öğrendim. Şu yazarla burada oturdum, bu şairle şöyle söyleştik dersem, aranızdan birileri ola ki, “Adam nerdeyse Maksim Gorki’yi de tanıyor (!) derse, kendimi böyle tanıtmaktan yüzümün kızaracağını bilmelerini isterim. Çünkü yüzü kızarmayan insanın etik duygusu da yok demektir. Demem o ki, insan eksiklerini ancak birikimli ve donanımlı insanlardan öğrendikleriyle giderir. Dolayısıyla Yaşar KEMAL, bizim kuşağımızdakileri derinden etkilemiştir. Okumanın dibe vurduğu bu ülkede, dileğimiz, bizden sonraki kuşakların da onu okuması ve tanımasıdır.

 

Şah da ölür padişah da! Yaşar KEMAL atına binip gitse de öbür dünyada da yazacağına inanıyorum. Dostlarının deyimiyle:

“İnsan var

Karartır ak gündüzü

İnsan var

Ağartır gecemizi”

Güller içinde uyu, büyük usta. İnanıyorum ki gecen de yerin de aydınlık olacaktır. Karanlık hiç işin olmadı ki…

 

…Özgün Müzik

Urfa’da yaşlı bir adam bana bir fıkra anlattı…

Bir adam Urfa’ya gelmiş bilmem kaç yıl önce, 20 yaşında bir delikanlı hayran kalmış Urfa’ya; herkes evine çağırıyor, herkes selam veriyor, herkes kardeş gibi davranıyor, inanılmaz bir güzellik. Sonra bu adamı Urfa’nın ahırlarına götürmüşler. Dünyanın en güzel atları tabi. Urfa tarihten bu yana çok ünlüdür atlarıyla. Asurlar devrinde her yıl Asurlulara 360 tane at verirmiş Çukurova. Adam bir ay kaldıktan sonra memleketine dönmüş, sonra 90 yaşına gelmiş, yahu şu dünyadan zaten ölüp gideceğiz, ağzımın tadıyla ayrılayım şu dünyadan, demiş, yeniden gidip bakmış ki selam verse kimse yüzüne bakmıyor. Yıkılmış, bir de atlara bakayım demiş. Bir sürü at. Derisi kemiğine yapışmış, dağlarda yayılıyor. Şaşırmış kalmış adam, keşke gelmeseydim buraya demiş. Bir hanın önünden geçerken yaşlı bir adam uyukluyormuş, ağzına, yüzüne sinekler dolmuş. Uyandırmış, hele kalk, yahu demiş, burada bir zaman çok iyi insanlar, çok güzel atlar vardı, ne oldu? demiş. Yanıtlamış karşısındaki: “O iyi insanlar o güzel atlara bindiler, çektiler, gittiler.”

Yaşar KEMAL 

 

Ölüme dair söylenenler ve yazılanlar:

 

Ölüm teması her şairin su içtiği çeşmedir.

                                                   Behçet NECATİGİL

-

Özdemir ASAF Şiirleri

 

Ölmek için doğmuştur insan

o yüzden bayılır

her yağmur sonrası

toprak kokusuna.

………………………………………………………………………………………………………

 

Felsefe Edebiyat Dünya Klasikleri

Her yaşayan insan hayatın askeridir. Ölüm var her zaman. Ölüm hayata sığıyor ama hayat ölümü aşıyor. Hayat doğadır.

                                                                       Halikarnas BALIKÇISI

-

“Hüseyin oğlu/ Polaç Adem/ Görgülü/ R. Fatiha D.1928 Ö.25.2.2005/ (Mezar taşında Yeni Rakı resmi) ÇOK SEVERDİ”  

………………….

Ölüm ne zaman ve nereden/ Gelirse gelsin mezarıma siyah/ Siyah beyaz güller atılacaksa/Mezarıma ‘Beşiktaş’ yazılacaksa/Öyle ölüm/Hoş gelmiş sefa gelmiş.

……………………

Mezarı onun gibiydi; basit, sade, kederli ve sessiz…

………………………

Bir can verdi bize/ bin alır/Gideriz gözümüz/ arkada kalır.

……………………….

Mezarıma şöyle yazın: Ben varsılım. Oğuz OĞUZ

…………………..

Ölüm gerçek/Ben/ Yalanım hayır/Ölüm yalan/Ben gerçeğim

Fatma PLATİN

……………………

Ölüm bir tamamlanıştır. Doç. Dr. Şafak NAKAJİMA

…………………..

Real Psikoloji- Ölünce tabutuma şunu yazdırmak istiyorum: Dikkatli taşımaya gerek yok, artık kırılmaz; sağken yeterince kırıldı.

                                                                                   (Hüseyin Gündüz)

…………….

Acı da bir gün/ olur mu olur/ ölür. Savaş ARSLAN

………………

GÖÇERİ’Lİ SARI ÇİZMELİ MEHMET AĞANIN / MEZARI. Bu mezar 1800’li yıllarda yaşayan Sarı Çizmeli Ağa’nın anısına sanatçı Barış Manço tarafından yaptırılmıştır.

…………………

Öbür dünyada/ ‘Konserim var’ de/ Kafamıza sıkıp/ Yanına gelelim Müslüm Baba. Araç Plakası TR 01 R 1981

…………………

Sy. Rahmetli/ altında yattığın mezarın parası verilmedi, aile bireylerine duyurulur.

………………..

Kaderim böyleymiş. (Mezar taşında tabanca resmi).

……………….

Aliş oğlunun kızı Fatma Tezcan Ö.03.03.1952 Pazartesi günü çamaşır yıkarken vefat etmiştir.

……………….

Hiçbir kadın cenneti bulmak için erkeğin cehennemine katlanmak zorunda değildir…

………………..

Köylük yerde bizim içimiz ayıp, dışımız geçim, sol yanımız sevgi, sağ yanımız ölüm…

………………..

Önümüz kış/ Gidiyoruz artık bu dünyadan/ Onurlu bir yaşam/Ardımızda kalan izlerimiz.Hasan AKARSU

……………….

Ayın on ikisinde/ göçmüşler yatar sinde/ Tanrı geçinden versin/ yatarız bir gün biz de. Osman Nuri AYDIN

…………………

Elveda demiyorum

Manuela Leon, 1872’de Ekvator Devlet Başkanı’nın emriyle kurşuna dizildi.

Devlet Başkanı idam kararını imzalarken Manuela’yı Manulel yaptı, zira kendisi gibi centilmen bir beyefendinin, kaba bir yerli bile olsa, bir kadını idam mangasının önüne gönderdiğine dair bir kanıt bırakmak istemedi.

Manuela toprakların ve köylerin altını üstüne getirmiş, yerlileri vergi ödemeye ve köle gibi çalışmaya karşı ayaklandırmıştı.

… idam günü o son an geldiğinde, Manuela idam mangasının karşısına gözlerini bağlamadan çıktı. Ve söylemek istediği bir şey var mı diye sorulduğunda kendi dilinde şöyle dedi:

“Manapi”

Hiçbir şey.

                                                            (Eduardo Galeano, Kadınlar, sy.99)

 

………………………….

(Yazı devam edecek.)

 



Bu yazı 147 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
3078 Okunma
2202 Okunma
2079 Okunma
2056 Okunma
1494 Okunma
875 Okunma
770 Okunma
717 Okunma
701 Okunma
686 Okunma
481 Okunma
345 Okunma
290 Okunma
281 Okunma
258 Okunma
258 Okunma
247 Okunma
236 Okunma
211 Okunma
156 Okunma
132 Okunma
5711 Okunma
3678 Okunma
3427 Okunma
3291 Okunma
3241 Okunma
3078 Okunma
3043 Okunma
2590 Okunma
2438 Okunma
2346 Okunma
2309 Okunma
2202 Okunma
2079 Okunma
2056 Okunma
1494 Okunma
1436 Okunma
1216 Okunma
1176 Okunma
1117 Okunma
1086 Okunma
978 Okunma
903 Okunma
875 Okunma
865 Okunma
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI