ŞİŞELİ GAZ LAMBASI


Çocukluğumun hatırlayabildiğim ilk yıllarından başlayarak ilkokul dördüncü sınıfa geçiğim tarihe kadar evimizde aydınlatma aracı olarak idare lambası kullanılırdı. Tenekeden huni şekline dönüştürülmüş bu lambanın içine yerleştirmiş bir fitilin ucu tepe bölümünden dışarıya çıkarılmıştı. Hemen fitilin çıkarıldığı tepe noktasına yakın bir alanda bulunan mecradan içine gaz konuyordu. Fitil gazı emerek yanmasını sağlıyordu. O yıllarda Elazığı gidiş gelişler sınırlıydı, Kebana da işi olanlar veya bir yük odununu, boğazında artırdığı yağ veya peynirini satmaya gidenler eşeklerine binerek giderlerdi. Ben de ailenin büyük çocuğu olduğum için bir kaç kez eşeğime yüklediğim bir yük odunu satmak için Keban’a gitmiştim. Keban’a gidenler ya gaz bulamadıklarından veya parası yetmediğinden sürekli köyde gaz sıkıntısı olurdu. Zaten lambaya da acil durumlar dışında ihtiyaç olmazdı. Kış aylarında geceleri bir hayvanın hastalanması veya doğum yapması dışında arada bir misafirliğe gelen komşular için lamba yakılırdı. Yaz aylarında ise herkes geç saatlerde işlerinden döner, hemen yemeğini yetikten sonra damlara serilen yataklarına uzunır ve uyurlardı. Biz çocuklar da evlerde erkenden yataklarımıza girerek uyumaya çalışırdık. İdare lambası yakıldığı zaman da ancak çevresini aydınladırdı. Köyde geceleri bostan tarlalarına, meyve bahçelerine izinsiz girilirdi ama evlere el uzatanlara rastlanmazdı. O günler fakirliğin, yoksulluğun hemen her evde kol gezdiği bir dönem olmasına rağmen bilmeyerek birbirlerine zarar veren komşular birbirlerine bağırır, ağız dalaşına girer fakat, sonraki günlelerde birbirlerinin yüzüne bakacakları için çirkinleşmezlerdi.
Köyde hemen herkesin ürettikleri dışında bir gelirleri yoktu. Bir yıl boyunca ürettikleriyle geçinmek zorundaydılar. Evlerindeki zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak üzere köylülerimizin bir çoğu her yıl eylül ve ekim aylarında Elazığ’a giderdi. Elazığ’a giderken de cevizleri, badem içleri, kayısı kurları, kuru fasulye veya bir iki koyun keçisini yanında götürerek satar, parasının yettiği oranda ihtiyaçlarını alıp dönerdi. Babam vefat ettikten sonra annem, ihtiçlarımızın karşılanması için her yıl bir çuval kuru fasulyesini veya iki çuval çevizini eşeğimize yükleyerek Elazığ’a gidecek komşulara götürüp satmalar için bin bir ricayla eşeğine yükler komşulara teslim ederdi. Satışa gönderdiği eşyalar satılır ise evimizin ihtiyacı olan çay, şeker, sabun, tuz ve ev ihtiyacı eşyaları almalarını tembih ederdi. Fakat annem, çoğu kez yükünü hazırladığı halde onu götürecek komşu bulamazdı. İlkokul dördüncü sınıfa geçtiğim yıl yine Elazığ da satılmak üzere hazırladığı eşyaları eşeğimize yülkledikten sonra annem, giden komşulara yalvarıcasına ricada bulundu. Fakat her birinin kendince bir bahanesi vardı; götüremeyeceklerin sölüyorlardı. Annem çok dil döktü ama onlar arkalarına bakmadan sırtlarını dönüp yollandılar. Annem kimsesizliğin, sahipsizliğin kendisini ne hallere düşürdüğünü çok iyi biliyordu; hüzünlendi, ağlayacak gibi oldu ve ani bir kararla:
“Oğlum düş eşeğin peşine git yetiş onlara, eşeğin sırtında iki çuval ceviz var yorulduğunda sen de binersin. Nasıl olsa bunlar pazara gidecek, cevizleri satarsan evin ihtiçlarını alırsın satamassan onlar dönerken takılırsın peşlerine gelirsin.”
Takıldım eşeğimizin peşine “Ço,ço” diyek gidiyordum fakat, gidenler gözden kaybolmuşlardı. Alko deresini geçtim, Kurçi deresine ulaştığımda önden gidenler bir hayli uzata olsalar da seslerini işitiyordum. Aşağı mahallaye ulaştığımda onlar yaklaşık elli metre önümdeydiler. Biraz daha hızlanarak onlara yetiştiğimde içlerinden biri eşeğin yükünü göstererek;
“Götüremeyeceğimizi söylediğimiz halde neden getirdin? Biz annene bunu götüremiyeceğimizi söylediğimiz halde peşimiz sıra neden gönderdi? Yol yakınken eşeğini al da dön eve!” Ben hemen araya girerek:
“Annem yükü size zorla götürüp satmanız için göndermedi; ben de Elazığ’a geliyorum...” kendilerine yük olacağımı düşündüklenden yüzleri asılmıştı ama gelemezsin de diyemiyorlardı. Çaresiz yola devam edecektik.
Aşağı ve Yukarı mahallelerden de kafileye katılanlarla kalabalık bir ekip oluştu. Önce köyden az eğimli Aşan dağına ulaştık, burada yol dik bir inişle Hedi(Aydınlar) köyüne doğru indik. Köyün altından geçen dereyi geçince köyün içinden geçerek yolumuza devam ettik. Yol uzundu; git git bitmiyordu, eşeklerimiz aç olduğu için ikide bir yolun dışına çıkarak buldukları otlara saldırıyorladı. Bu yüzden bir türlü yol bitmiyordu; Elazığ’a varmayı beklerken akşama doğru bilmediğim bir alanda bulunan bir çeşmenin önünde durduk ve yüklerimizi indirdik. Geceyi burada geçirecektik. Çeşmenin önünde üç dört dut ağacı ve suların aktığı alanlarda yeşil çimenlerin bulunduğu şirin bir alandı.
Geceyi burada geçirdik. Sabah gün ağarmadan yüklerimizi eşeklerimize yükleyerek çıktık yola... hava aydınlanmaya başladığında pazardaydık. Yüklekimizi indirdikten sonra yüksüz kalan eşekleri götürüp hana bırakıp döndük. Artık alıcı bekliyorduk. Her gelen müşteri elindeki taşla çuvalların içine elini daldırarak altından üstünden bir avuç ceviz alıp kırdıktan sonra fiyatını sorup çekip gidiyorlardı. Uzun süre gelip cevizleri kırıp gidenlere bakakaldım. Nihayet Bir kaç saat sonra gelen bir müşteri ile anlaştım ve cevizlerimi sattım. Cevizleri tartıya götürdüğümüzde pazarın bir köşesinde kulübede oturan biri cevizleri tartamadan önce yanında bulundurduğu bir ölçekle her çuvaldan birer ölçek alarak yanındaki çuvala boşaltıktan sonra tarttıyordu. Tartıdan sonra bana uzatılan makbuzda yazılan ücerti ödemem istenince: “Hakkını aldın para neyin nesi?” diye sordum. Kantarcı kızarak: “Aldığım cevizler kantarcının hakkı, kestiğim makbuz da yer parası!”
Nihayet komşularım getirdikleri eşyalar da satılınca birlikte alışverişe çıktık, ben hiç bir yeri bilmiyordum onların peşine düştüm... alış verişe başladık; çay, şeker, tuz, sabun gibi ihtiyaçlarımızı alırken bir dükkünda cam şişeli gaz lambalarına gözüm takıldı. Dükkana girdim gaz lambalarının fiyatlarını sordum. Lambalar büyüklüğüne göre 7 den 14 numaraya kadar farklı fiyataydı. Orta boy bir lambayı seçtim ve aldım. Az ileride gaz satılıyordu küçük bir bidon da gaz alarak eşyalarımızı topladık ve hana döndük. Hancıya borcumuzu ödeyerek eşeklerimizi alıp, binerek dönüş için yola çıktık. Yolda hiç durmadan yol alıyorduk. Eşeklerimize bindiğimiz için daha hızlı yol alıyorduk. Köye döndüğümüzde gecenin muhtemelen yarısını geçmişti ve annem uyumadan beni bekliyordu.
Eve döndüğün günün sabahı gaz lambamı çıkardım ve incelemeye başladım. Lamba: bir cam haznesi, cam haznesinin orta kısmıdaki çukur kısmda bir metal çember ve bu çembere bağlı iki dik metal çubuğa geçirilmiş yuvarlak bir yansıtma levhası vardı. Haznenin tepeliği vidalı bir yataktan oluşmuştu, buraya madeni başlık çevrilerek takılıyordu. Başlığın ortasından geçen fitilden ışığı artırp eksiltmek ve Fitil yanarak bittikçe hareket etiren dişli bir çark vardı. Başlığa takılan cam şişe fitil yanarken hem iyi aydanlatıyor hem de herhangi bir esintide lambanın sönmesini engelliyordu. Hemen cam hazneye gaz yağı doldurdum ve duvara çaktığım çiviye taktım, gelip gidip ona bakıyordum. Büyük bir iş başarmıştım, bundan böyle daha aydınlık geceler olacaktı. Sonraki günlerde kullandıkça cam şişenin islendiğin gördükçe şişeyi söküp ıslak bir bezle silip tekrar lambaya takıyordum. Uzun süre lambayı kimseye elletmedim, kendim yakıyor kendim söndürüyordum. Işığı kısmak için fitili ısıran dişli çarka sola çeviriyor, ışığı artırmak için sağa çeviriyordum. Lambayı söndürmek için önce ışığı kısıyor, sonra şişesinin tepesindeki ağız boşluğundan üfleyerek söndürüyordum. Söndürürken çiğ gaz kokusu başlangıçta rahatsız etse de zamala o kokuya da alışmıştım.
Günümüzde elektiriğin girmediği ev kalmadı, çocuklarımızın elinde çağın modern cihazları var. Yaşadığımız çocukluk dönemini anlamaları mümkün değil. Bizler idare lambasından cam şişeli gaz lambasına geçişi bir devrim olarak görmüştük ve günlerce onun mutluluğunu yaşamıştık. İlkokuldan sonra Keban da evlerin çoğunda Etibank’ın verdiği elektirik olduğu halde tuttuğumuz kiralık evde elektirik hattı çekilmediği için gaz lambasının ışığında ders çalıştık ve bu günlere öyle ulaştık. Umudumuz daha gelişmiş, çağdaş bir ülke ve daha mutlu bir toplum.
NOT: Sevgili canlar, sağlık durumumda bir değişiklik yok; çocuklar canlarını dişlerine takmış dallarında uzman doktorlara götürüyorlar ama, verilen ilaçlardan şimdilik bir düzelme olmadı. Sevgiler Ali Oğuz/29.06.2026
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|