Bugun...


YAZAR : CEM BAYINDIR

facebook-paylas
KAZANCAKİS Mİ CACOYANNİS Mİ?
Tarih: 16-08-2026 11:24:00 Güncelleme: 16-08-2026 11:24:00


KAZANCAKİS Mİ CACOYANNİS Mİ?

 

 

 

“Hiçbir şey ummuyorum. Hiçbir şeyden korkmuyorum. Özgürüm.”

Nikos Kazancakis’in hece taşında yazan bu sözler, yalnızca yazarın değil, yarattığı en büyük kişiliklerden "Aleksis Zorba"nın da ruhunun özetidir. Yazın tarihinin en kanlı canlı kişiliklerinden biri olan Zorba, kâğıt üzerindeki mürekkepten taşarak beyaz perdede Anthony Quinn’in bedeniyle tümleşmiş, ölümsüzleşmiştir.

Gelin; Giritli yazar Nikos Kazancakis’in dünyasına bir yolculuk yaparak 1946 tarihli Zorba romanı ile Michael Cacoyannis’in 1964 yapımı filmi arasındaki estetik, felsefesel ve kurgusal ayrımları masaya yatıralım:

Nikos Kazancakis

Romanı ve filmi anlamak için önce yaratıcısını anlamak gerekir. Nikos Kazancakis (1883-1957), modern Yunan edebiyatının en önemli figürü olmasının yanı sıra, yaşamı boyunca “Tanrı” ve “İnsan” kavramlarıyla boğuşmuş bir düşünürdür.

Girit’te doğan yazar, Doğu ile Batı, madde ile anlam, Hristiyanlık ile Marksizm, Buda ile Nietzsche arasında gidip gelen büyük bir iç savaşa ev sahipliği yapmıştır beyninde.

Kazancakis’in yapıtlarındaki temel çatışma, ruhun kurtuluşu ve bedenin istekleri arasındadır.

Aleksis Zorba romanı da bu çatışmanın en somut biçimidir. Yazarın kendisini temsil eden “Patron” (anlatıcı) kişiliği, sürekli okuyan, düşünen, yaşamı kitaplardan öğrenmeye çalışan, değişken ve “Apollon" biçimli bir duruşu simgeler.

Karşısına çıkan Zorba ise yaşamı iliklerine kadar duyumsayan, içgüdüleriyle ilerleyen, dans eden, seven ve acı çeken “Dionizyak” bir güçtür. Kazancakis, bu romanında kendi entelektüel tutsaklığından Zorba’nın ilkel özgürlüğüne kaçışını anlatır.

Roman ve Film

Hem 1946 tarihli roman hem de 1964 tarihli film, ana iskelet olarak aynı öykü üzerinden yürür. Girit’e linyit madeni işletmek (filmde bu biraz daha belirsizdir, tomruk işine odaklanılır) için giden İngiliz asıllı, eğitimli bir yazar ile Pire limanında tanıştığı yaşama sevinci içindeki yaşlı biri olan Zorba’nın dostluğu anlatılır.

Her iki yapıtta da mekân kullanımı (Girit’in yabanıl doğası, yoksul köy yaşamı) ve yan kişiliklerin trajedisi (Madam Hortense ve Dul Kadın) belirgindir. Cacoyannis’in filmi, Kazancakis’in kaleminin o kavurucu Girit güneşini ve esen yelini siyah-beyaz sinematografiyle ustaca yansıtır. Mikis Theodorakis’in artık bir marşa dönüşen müziği, kitabın satır aralarındaki ezgiyi kulaklara taşır.

Ancak bir yazın yapıtı sinemaya uyarlandığında kaçınılmaz olarak dönüşür. Zorba özelinde bu dönüşüm, felsefesel derinliğin görsel bir şölene evrilmesi biçimindedir.

Romanın en büyük gücü, anlatıcının (Patron) içsel sorgulamalarıdır. Kitapta Patron, Buda üzerine bir el yazması üzerinde çalışır. Bu ayrıntı, onun yaşamdan kopukluğunu simgeler. Filmde ise bu içsel süreçler, yerini Anthony Quinn’in jest ve mimiklerine, yani Zorba’nın baskınlığına bırakır. Kitapta yazarın ruhsal sancılarını okurken, filmde Zorba’nın yaşam enerjisini izleriz. Alan Bates’in canlandırdığı "Patron" kimliği filmde daha edilgen kalırken, kitapta onun dönüşümü ve Zorba’dan öğrendikleri daha yoğun işlenir.

"Son"un Yorumlanışı

İki yapıt arasında en belirgin ayrım sondadır. Film, unutulmaz bir sahneyle biter: Teleferik projesi çöker, büyük bir başarısızlık yaşanır ve Patron, Zorba’dan kendisine dans etmeyi öğretmesini ister. İkili sahilde sirtaki yaparken kamera uzaklaşır. Bu, “yıkıma karşın mutlu olmak” adına çok büyük, umut dolu bir sondur.

Ancak roman burada bitmez. Roman, ayrılığı ve sonrasını da anlatır. Zorba ve Patron ayrılırlar aradan yıllar geçer, mektuplaşmaları sürer.

Zorba’nın Balkanlardaki serüvenlerini, yeniden evlenmesini ve sonunda da ölümünü öğreniriz. Romanın sonu, filmin o coşkulu finalinden çok, hüzünlü ama bilgece bir kabulleniştir.

Kitap, Zorba’nın ölüm anında pencereye tırmanıp ayakta, dünyaya meydan okuyarak ölmesiyle, onun kişiliğini söylenceleştirir. Film bu süreci göstermez, o anki dostluğu dondurur…

Filmde Dul Kadın’ın (Irene Papas) köylüler tarafından linç edildiği ve öldürüldüğü sahne, sinema tarihinin sarsıcı anlarından biridir. Burada görsel anlamda çok sert, dramatik ve izleyiciyi dehşete düşüren bir anlatım vardır.

Bu olay kitapta da yaşanır ancak Kazancakis, olayın toplumsal ve dinsel ikiyüzlülüğünü sözcüklerle, kilise eleştirisiyle daha derin bir katmanda irdeler. Film olayın vahşetine, kitap ise olayın arkasındaki insan doğasının karanlığına odaklanır.

Zorba’nın “Bubulina”sı Madam Hortense, her iki yapıtta da geçmişe özlem duyan, yaşlanmış bir sokak kadınıdır. Ancak filmde Lila Kedrova’nın (Oscar kazanan) başarısı kişiliğe daha trajikomik, kırılgan bir hava katar.

Kitapta Hortense’ın ölümü sırasında köylülerin evini yağmalaması sahnesi (“tavuklar gibi üzerine üşüştüler” betimlemesi), filmde de çok etkileyici bir biçimde verilir; bu sahne insanın açgözlülüğünün ve acımasızlığının en açık tablosudur.

Nietzsche’nin 'Trajedyanın Doğuşu' yapıtında söz ettiği Apollon (düzen, akıl, ışık) ve Dionysos (kargaşa, şarap, dans, içgüdü) karşıtlığı, Zorba ve Patron ilişkisinin temelidir.

Romanda Kazancakis, bu ikiliği sözcüklerle kurar. Patron, maddeye ruh üflemeye çalışırken; Zorba maddeyi olduğu gibi yaşar. Patron için bir taşın kimyası ya da tarihi önemlidir; Zorba için taşın biçimi, duruşu ve “taş oluşu” bir mucizedir. Roman, bu felsefesel diyaloğu, “Tanrı”, “Şeytan”, “Yurt” gibi kavramları sorgulayarak derinleştirir.

Filmdeyse Cacoyannis bu felsefeyi görsellikle anlatır. Sözcüklerin yerini “Dans” alır. Sözcüklerin bittiği, yetersiz kaldığı yerde Zorba ayağa kalkar ve dans eder. Film, felsefeyi tartışmaktan çok, onu “gösterir”. Kütüklerin aşağı yuvarlandığı, teleferiğin yıkıldığı sahnedeki o büyük gürültü ve ardından gelen kahkahaya yıkımın da yaratım denli yaşamın parçası olduğunu gösteren yüzlerce sayfalık felsefesel metnin sinematografik özetidir.

Yazın uyarlamalarında sıkça sorulan “Kitap mı, film mi?” sorusu bana göre Zorba için geçerli değildir. Çünkü ikisi birbirini tamamlayan iki yarım gibidir. Kazancakis’in romanı, insan ruhunun dolambaçlı yollarında dolaşan, okuru kendi varoluşuyla yüzleştiren, altı çizilecek tümcelerle dolu bir bilgelik kitabıdır.

Cacoyannis'in filmi ise bu bilgeliğin ete kemiğe bürünmüş, Girit’in toprağına ve denizine karışmış biçimidir.

Anthony Quinn, Zorba'yı oynamamış, deyim yerindeyse "Zorba" olmuştur; ancak Kazancakis bize Zorba'nın yalnızca bir adam değil, içimizde uyuyan o “saklı özgürlük duygusu” olduğunu gösterir. Romanı okurken düşünürsünüz, filmi izlerken duyumsarsınız.

Kitaptaki Zorba; daha uzun, daha kemikli, yaşlı bir “Sinbad” gibidir. Ancak Anthony Quinn, bu kişiliğe öyle bir fiziksel heybet ve karizma katmıştır ki, bugün -ben dahil- kitabı okuyan herkesin gözünde Zorba imgesi olarak Quinn canlanmaktadır.

Quinn’in üstün oyunculuk yeteneği, kitabın felsefesel derinliğini biraz gölgeleyip, kişiliği daha “sevimli bir hayta”ya dönüştürse de, Zorba’nın “yaşam enerjisi”ni kusursuz yansıtır.

Filmdeki Madam Hortense (Lila Kedrova) oyunculuğu da kitaptakinden daha trajiktir. Kitapta “Bubulina” lakaplı bu eski fahişe, geçmişin hayaletleriyle yaşayan bir karikatürken; filmde Kedrova’nın oyunculuğuyla izleyicinin derin şefkat duyduğu, kırılgan bir figüre dönüşür.

Kazancakis, kitaplar, teoriler, inançlar ve kağıtların birer “hapishane” olduğunu gerçeğin ise, teleferik yıkıldığında atılan kahkahada saklı bulunduğunu söyler. Özetle Zorba'nın dediği gibi gerçek; yağan yağmurda, yenen kirazda, öpülen kadındadır.

Roman, okura “kalemini bırak ve yaşa” derken film izleyiciye “ayağa kalk ve dans et” der.

Özetle; aralarındaki ayrım ne olursa olsun, her iki yapıt da aynı limana varır: “İnsan, ancak zincirlerini sevdiği zaman özgürdür ya da onları kırıp atacak denli delirdiğinde.”

"Zorba" romanda da filmde de bu deliliğin en güzel biçimidir...

CEM BAYINDIR

 



Bu yazı 49 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
4263 Okunma
1055 Okunma
936 Okunma
842 Okunma
666 Okunma
605 Okunma
585 Okunma
562 Okunma
543 Okunma
452 Okunma
447 Okunma
419 Okunma
368 Okunma
333 Okunma
306 Okunma
248 Okunma
241 Okunma
220 Okunma
209 Okunma
208 Okunma
190 Okunma
184 Okunma
100 Okunma
4263 Okunma
3920 Okunma
3801 Okunma
3772 Okunma
3742 Okunma
3662 Okunma
3350 Okunma
3047 Okunma
2961 Okunma
2816 Okunma
2318 Okunma
1338 Okunma
1170 Okunma
1147 Okunma
1137 Okunma
1124 Okunma
1105 Okunma
1055 Okunma
967 Okunma
962 Okunma
936 Okunma
901 Okunma
856 Okunma
853 Okunma
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI