ÇOCUK YAŞIMDA KEKLİK SEVDAM
Henüz dört beş yaşımdayken, kendimize ait kuzu gıdık çobanlığına başlamıştım. Yaş aldıkça ağabeylerim birer birer İstanbul’a gidiyorlardı. Bu arada rütbemin davar çobanlığına getirildiğini fark ettim. Ağabeylerimin tamamı İstanbul’a gidince, Dummu dağlarının baş çobanı ben olmuştum. Fırat kenarında bizden başka aile olmadığı için, kendi kardeşlerimden hariç kimse yoktu. Yaşıma uygun arkadaşım yok. Köyümüzde olan arkadaşlarım kuzu otlatmaya, en az iki üç kişi birlikte gittiklerini hep duyardım. Ben ise tek başına başta kuzuların, sonra davarların peşinde giderken yapa yalnızdım. Tek arkadaşım davarlar, onlarında sesi soluğu çıkmaz sadece otlanırdı. Ben kendime göre oyunlar oynardım. Taş devrinde yaşayan bir çocuk gibi, elimde sopa omzumda ekmek torbam, toprakla taşla kendime göre eğlence buluyordum. Fırat yatağında akarken sesi çıkardı, ama konuşmazdı. Ağabeylerimden öğrendiğim kadarıyla, köşker ipinden olta yapar ayda iki ayda bir balık tutardım. Balıklar bereket versin üç beş kilo ağırlığında olduğundan, tüm ailemize yetiyordu. Durum böyle olunca, Karadeniz kıyısında yaşayan insanlar gibi, aile olarak balık kültürüne alışkındık. Ve hepimiz o gün bu gün balık severiz.
Daha önceki satırlarda dile getirdiğim gibi, eğlence olanağım tek düze ve keyifsizdi. Aklım ermeye başlayıp doğada bazı şeyleri öğrenip kavrıyordum. Keklik yavrularına merak sardım. Bazen yakalar kaçırır, bazen de tuttuğumu büyütürdüm.
Bir gün sonbahar aylarının ilk günleriydi, Hıclı dere yatağının Demigin suyu mevkiinde, alçak uçan bir kartal gördüm. Yakın olduğu için koşup yanına varınca, kartal havalandı. Üç adım yakınıma pike yapınca, sopayı kapıp üzerine gittim ve tekrar havalandı. Bir baktım ki ne göreyim, ölmez otunun altına saklanmış kocaman bir keklik. Tek hamlede yakaladım. Henüz saat erken, öğlen vaktine daha çok var. Kekliği koyacak elimde uygun bir torba falanda yok. Eve götürüp bir yerde saklamam lazım. Davarları sığır yatağına doğru salıp, kekliği eve götürdüm. Niyetim kekliği kesip yemek değil, bakıp beslemek. Eve gelip durumu detaylıca anlattığımda, ablalarım bu keklik korkmuştur beslenmez dediler. Ben ısrarla hayır ben ona bakarım deyince, ablalarım tamam dediler. Yazlaklardan birinin içinde hiç kullanmadığımız ocağı, kafes şeklinde düzenleyip kekliği bırakıp gittim davarların peşine. Ha yem olarak ta koca bir avuç, buğday bırakmayı ihmal etmedim.
Davaların başına gittim ama kafamda bin bir planlar yapıyorum, nasıl bir şey bulayım da, kekliği her gün yanımda taşıyayım diye. Öğlen olup eve geldiğimde doğru kekliğin olduğu yazlağa gittim. Bir de göreyim ocak boş ve keklik yerinde yok. Büyük bir hırsla koşup ablalarıma sordum, ama bilmiyoruz kaçıp gitmiştir dediler. Ben içten derin üzüntüler yaşıyorum lakin elden bir şey gelmiyor. Hiçbir sır vermediler, ama kesin kes kekliği salıp uçurdular. Bağırmam çağırmam fayda vermiyordu. Fakat yaş kemali bulunca, bu anım her aklıma geldiğinde, iyi ki saldılar diyorum. Aile olarak varlıklı değildik, fakat gönlümüz gözümüz yoktu. Evimizde 60 civarında davarımız vardı, sebzeler çıktığında babam iki kez gıdık keserdi. Kışa doğru nüfusun durumuna göre üç veya dört kavurmalık keserdik. Bazı zamanlarda balık yakalardık oltayla, kısaca evimizden et eksik olmazdı. Babamın av merakı da yoktu, avcılık yapanlara da hep kızardı. Yani av için dağda taşta dolaşıp zaman harcayacağına, git bağında bahçende çalış evine faydan olsun demek isterdi…
Selam ve saygılar…
Selahattin Yalçıner
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|