NE MUTLU AİLESİNİ AŞAN EVLATLARA
Bir atasözü derki çırak ustayı geçmezse sanat ölür. Gerçekten çok yerinde sözler bunlar. Yılları geride bıraktıkça, dünden daha kaliteli ve daha hoş şeyler görüyoruz. Sadece köylünün kullandığı tarım araç gereçlerine bakınca, nereden nereye geldiğimizi anlıyoruz. Kara sabandan traktöre, harmanda rüzgarı bekleyen yaba’dan biçer dövere, saymakla bitmez. Kısa bir genel bakıştan, asıl anlatmak istediğim aile içinde gelişen ve yükselen başarılara gelmek istiyorum.
Bilim insanlarının söylediğine göre, bir çocuk kişilik duruşunun % 60’ını anne ve babasından alırmış. Geriye kalan 40’ıda, yine aile içerisinde olan diğer bireylerden başlayıp, gittiği yaşam yollunda karşısına çıkanlardan tamam etmeye çalıştığını sanıyorum bana göre. Her anne baba dünyaya gelen evlatlarını, en iyi şekilde yetiştirmeye çaba harcadığından hiç kuşkumuz olamaz. Niyetler çok candan olsa da şartlar bazı engellerin boyunu yükseltiyor maalesef. Azimle çaba harcayanlar yüksek engelleri aşmayı başaranlar oluyor. Bu başarıyı elde edenlerin emeğinde kendi çabası varsa eğer, çevresi tarafından helal olsun sözleri yüksekçe söylenir. Gençler ister okusun ister okumasın sonuçta illa ki bir iş uğraş içine girecek. İş hayatın’a sıfırdan başlayıp ekmek kapısı dediği işini sevmesi şart. Hangi iş alanında olursa olsun bir insan paydos saatinin gelmesini iple çekmemeli. Yaptığı işten keyif alıyorsa eğer, zaman zaten su gibi akar gider. Ben çocuklarıma olsun veya sohbet ettiğim her hangi bir genç olsun, konu iş uğraş meselesiyse eğer şunu söylerim hep. Çalıştığınız iş yerinin çarkında önce bir dişli olmalısınız. Siz gerçekten o iş yerinin çarkının bir dişlisi olursanız, o iş yeri sizin emeğinizin karşılığını kesin kes verir. Ha oldu ki bir istisna emeğinizin karşılığı verilmedi, hiç sorun değil. Siz zaten işi öğrenmeye heveslisiniz, bunun karşılığı da her meslek erbabı gibi, gittiğiniz kapılar ardına kadar açılır. Sonuç ayaklarının üzerinde duran birinin, ekmeğini kazandıracak altın bilezik kolunda olur zaten.
Meseleyi toparlayacak olursak eğer, başarı sağlamış her evlat anne ve babasının gözünde kat be kat büyür. Köyde veya bir şehrin mahallesinde, iğneci Fatma'nın kızı Ayşe okuyup Doktor olmuşsa eğer, çevresi de bu başarıyı takdir eder. İğneci Fatma'nın kızı Ayşe yerine, Doktor Ayşe'nin annesi Fatma denmeye başlar. Bu kısa misal aslında toplumumuz içinde, kendiliğinden oluşan bir nişan bir rütbedir. Soyadı kanunu çıkmadan önce insanlar ya aileden gelen bir lakapla, ya da kendi lakabıyla anılırdı. Misal Palancı gilden Rüstem olarak anılırken, Rüstem bir meslek erbabı olmuşsa eğer, mesleği ile söylenip bilinirdi. Palancı gilden Rüstem ekmek kazanmak için çobanlık yapmış veya yapıyorsa eğer, kesin çoban Rüstem olarak anılırdı. Sonuç Palancı gil gitmiş, yerine çoban Rüstem gil gelmiştir. Kısaca bu sistem kendiliğinden oluşan en doğru yoldu Osmanlı zamanında. Demek istediğim ve yazının asıl konusu olan şey, evlatlar bir meslek erbabı olup anne ve babasını aşması gerek. Her başarı gerek ailesinden gerek çevresinden takdir toplar. Bu takdirler ise yaşamı boyunca maddi ve manevi açıdan insanın ruhuna bir başka güzellik katar.
Selam ve saygılar…
Selahattin Yalçıner.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|