KİRAZ BAHÇESİ
Merzifon 5.Ana Jet Üssünde göreve yeni başlamıştım. Yeni kiraladığımız evimizi daha yerleştiremeden, ihtiyaçlarımızı karşılamaya fırsat bulamadan İncirlik Üs'üne intikal görevi çıkmıştı. İntikal dönüşü Ahmet Benli beni telefonla arayarak “Sakın bu hafta sonu başka program yapma, birlikte bizim bahçeye kiraz yemeye gideceğiz” dedi. Ben içinde bulunduğumuz durumu izah ederek gelemeyeceğimizi söyledim, fakat o “Mazeret istemem, biz orada kurban da keseceğiz, Cumartesi sabahı sizi arabayla alacağız” diye ısrar edince zorunlu kabul ettim.
Ahmet Benli: Balıkesir 9.Ana Jet Üs'ünde birlikte çalıştığımız bir ağabeyimizdi.1971 yılında tayinimiz Merzifon’a çıkınca o beni arayarak; “Babam kamyonu ile gelip eşyalarımı alıp götürecek, araba boş gitmesin senin ve samimi olduğun arkadaşlarından bir veya iki kişinin eşyasını da götürebiliriz” demişti. Ben: “Sevgili ağabeyim daha ilişiğimi kesmedim, ev tutmadım, Merzifon'u görmedim bilmiyorum, eşyayı nereye götürüp nereye bırakırız?” diye kaygılarımı bildirince o: “Merak etme senin gelmen şart değil, avlumuz geniş eşyaları oraya koyar ve evlerinizi tutunca eşyalarınızı evinize teslim ederiz.” Teklif gayet mantıklıydı; o yıllarda eşyamız çok az ve sade olunca birlikten iki arkadaşımızı daha yanımıza alarak dört evin eşyasını aynı kamyonla gönderdik ve ilişiğimizi kestikten birkaç gün sonra da biz Merzifon’a hareket ettik. Merzifon’a geldiğimizde evlerimiz kiralanmıştı, onların yardımıyla eşyalarımızı evimize taşıdık ve sonraki günlerde de ailece yardımlarını esirgemediler. Şimdi de bizleri yalnız bırakmak istememişlerdi.
Telefonda söylediği gibi cumartesi günü sabahtan beni ve eşimi evimizden alarak Tavşan dağının yamaçlarında bulunan bahçelerine getirdiler. Bahçeye geldiğimizde Benli ailesinin tüm fertleri oradaydı. Bunun dışında Ahmet Benlinin amcası eşiyle birlikte herkesin Ana diye hitap ettikleri orta yaşlarda bir bayan bulunuyordu. Bahçede bulunanların her biriyle tanıştık, bir süre oturup sohbet ettik. Ahmet Benli’nin amcası sohbeti bölerek; “Buraya oturmaya mı geldiniz, kalkın beğendiğiniz ağaçtan kiraz toplayıp yiyin?” deyince kalkıp bahçeye dağıldık. Bahçenin alt yamacında boydan boya kırmızı ve beyaz kiraz ağaçları sıralanmıştı ve dallarından olgunlaşmış kirazlar sarkıyordu. Her ağaçtan birer ikişer avuç koparıyor, yıkamadan zevkle yiyorduk. kiraza doymuştuk, tıkanmıştık. Sıra bahçeyi gezmeye gelmişti.
Kiraz ağaçlarının bulunduğu yamaçtan yukarıya doğru çıktığımızda düz bir tarla, tarlanın muhtelif yerlerinde farklı meyve ağaçları vardı. Tarla sürülerek ekin ekilmiş ve ürün kaldırılmıştı. Tarlanın orta yerinde bulunan bir çeşmeden oluk oluk buz gibi sular akıyor. Çeşmenin yaklaşık on metre önünde büyükçe bir havuz bulunuyordu. Havuzun önünde de bahçeye gelenlerin oturup dinlendikleri bir yaz evi... çeşmenin buraya nasıl geldiğini izah ederlerken “Bu çeşme, muhtemelen şu radarın bulunduğu dağlardan buraya künklerle getirilmiş. Buranın eski sahiplerinin Ermeni olduğu söyleniyor. Bu suyu da onlar buraya getirmiş. Ne suyun kaynağı, ne de geliş yolu bilinmiyor” diye anlatıyorlar. Bizler de can kulağıyla dinleyerek dağarcığımıza yeni bir şeyler ilave etmeye çalışıyoruz.
Çeşmenin başına konmuş kalaylı bakır tası her gelen su doldurup içebildiği kadar içiyor. Biz çeşme başında su içip suyun kaynağını tartışırken yanımıza yanaşan beş ve yedi yaşlarında iki erkek çocuk da bizlerden görüp özenerek tası su doldurup içmek istediler. O anda bağıran bir kadın sesi “Sakın o sudan içmeyin kolera, kolera” diye bağırdı. Çocuklar tası bırakıp geri çekildiler, kadın çocukların yanına gediğinde suyun içinde soğumaya bırakılmış biralardan açarak çocuklara birer tane verdi ve onlar da biraları su içer gibi içtiler. Biz çeşme başından ayrılınca şaşkınlığımı belirterek bunların kim olduğunu sordum: “Bu sarışın kadın Ana dediğimiz kadının Alman gelini, bu çocuklar da torunları” cevabını verdiler.
Ana dedikleri kadın eşimi karşısına almış, karşılıklı bir şeyler konuşuyor veya tartışıyorlardı. Biz bahçeyi gezdik, oturduk, arada bir göz atıyordum fakat eşim ve Ana halen sohbete devam ediyorlardı. Uzun süren bir sohbetin sonunda kadın eşimle birlikte kalkarak bahçede dolaşmaya başladılar. Ben onları göz ucuyla izlemeye çalışırken boynuzlarından çekilerek getirilen kurbanlık bir koç kesilerek yüzülmeye başlandı. Kurban olarak kesilen koç muhtemelen Ahmet Benli’nin baba ocağına dönüşü adına adanmış bir adak olmalıydı. Yüzülen koçun etleri parçalanırken yanıma gelen eşim beni kolumdan çekerek ağaçlara doğru gitmemizi sağladı. Merakımı gidermek için “İki saattir ne konuşuyordunuz” diye sordum? Eşim gülerek “Ali bu kadın Merzifon’da herkesi tanıyor ve beni da çok sevdi, kısa zamanda bize çok iyi bir ev bulacak, tayin işimi de kısa sürede ayarlayacak” dedi. Gayet olumlu karşıladım. İçimden “İyi ki gelmişiz” diye düşündüm.
Eşimle birlikte gelip kalabalığa katılıp oturmak üzereydim ki Ahmet Benli’nin amcası kolumdan tutarak: “Ali bey, biraz dolaşalım mı?” deyince oturmadan tekrar bahçenin içini doğru yürümek zorunda kaldım. Merzifon’un geçmişi ve günümüzdeki değişimlerden bahsederek kendi yaşamına döndü. “Anladığım kadarıyla eşiniz öğretmen, ben de öğretmenim” diye başlayıp bir süre sonra asıl konuya döndü: “Anladığım kadarıyla bu kadın sizi yanına çekmeye çalışıyor. Ali bey, bu kadın buranın en zenginiydi. Merzifon’a gelen her üs komutanı, her kaymakam, her emniyet müdürü önce buna uğrar, bunun misafiri olurdu; şu anda da değişen bir şey yok. Çılgınca para harcar, geçmişte Merzifon’un yarısı bunlara aitti. Bu bahçe de onundu. Benim ağabeyim onun yanında ırgattı. Kendisinden memnun kaldığı için ücretini bu bahçeyi ve bir kaç tarlayı vererek karşıladı. Miras yedi gibi mallarının çoğunu sırayla satarak yedi. Tek oğlu Almanya’da okudu. Şu anda bir un fabrikası ile birkaç parça bağ bahçesi kaldı. Oğlan da sonunda kalan malları satıp soluğu Almanya’da alacak.” O anlatmaya devam ediyordu ki ben araya girdim: “Öğretmenim benim bu anlattıklarınla ne ilgim var onu anlayamadım” dedim. Elini omzuma koyarak babacan bir tavırla “sabırlı ol anlatacağım” dedi.
Bahçe içerisinde dolaşırken tekrar kiraz ağaçlarının bulunduğu bölgeye gelmiştik. Ben birkaç kiraz daha kopararak yerken “Sizi dinliyorum” dedim. Öğretmen anlatmaya devam etti. “Az evvel ben otururken bu kadının eşinle konuştuklarını duydum. Eşine kendi evinin yanında bir ev tutacağından bahsediyordu.” Ben araya girerek “Evet eşim bana anlattı” dedim. O devam etti. “Bu kadın ben ev tutacağım diyorsa, dilediği evi tutar. Hatta dilediği evi boşaltıp size verilmesini sağlar. Benim anlatmak istediğim, size ev tutuktan sonrası.” Ben “Sonrasını anlayamadım” deyince o devam etti. “Sizi komşu olarak yanına aldıktan sonra, daha ilk akşam sizin yorgun olduğunuzu bahane ederek yemeğe alır. Size vereceği yemeğin maliyeti 2.500 liradan fazla olur. Siz bu ayarda bir yemek veremeyeceğinizi düşünerek onun yemeğine karşılık vermez iseniz o tekrar sizi yemeğe alır. Bu kez en az 3.500 lira değerinde bir sofra kurar. Siz mecbur olursunuz ve borç harç onu yemeğe alırsınız. O yine altında kalmaz. Çünkü sevdiği kişilere bunu hep yaptı ve o insanlar ellerinde avuçlarında ne varsa satmak zorunda kaldılar.” dedikten sonra son sözlerini şöyle tamamladı: “Dostum, biliyorum sen ve eşin çalışıyorsunuz. Aldığınız maaşların toplamı onun dilencilere verdiği sadaka gibi kalır. Sakın iki tatlı söze kanıp evinizin düzenini bozmayın. Benden size dost tavsiyesi!” Bozulmuştum ama konuştukları mantıklıydı. Söylenecek söz bulamadığımdan uyarıları için kendisine teşekkür ediyordum ki yemeğin hazır olduğunu bildiren uyarı ile yemeklerin servis edildiği alana doğru yürümeye başladık.
Çeşmenin hemen yanındaki koca ağacın gölgesine hazırlanan masaların çevresine yerleştirilen sandalyelerden eşimin yanında bir sandalye çekerek oturdum. Kesilen kurban etlerinden hazırlanan kavurmaya ilave olarak tereyağlı bulgur pilavı, tabaklar dolusu salatalar ve ayran sunulmuştu. Oturup karnımızı doyurduk ve ardından bahçede dolaşıp kiraz topladık, çeşme başında soğuk su içtik. Çaylar demlendi çayımızı içtik... Akşam güneş batmak üzereydi, gösterdikleri konukseverliklerine teşekkür ederek birbirimizle vedalaştık. Ahmet Benli ve ailesi bizleri götürdükleri gibi getirip evimize bırakıp gittiler. Güzel insanlarla güzel bir gün geçirmiştik. Evimize gelinceye kadar eşime Ana denen kadının önerisi ve Ahmet Benli’nin amcasının anlattıkları hakkında söz açmadım. Eve dönünce her iki görüşü ayrı ayrı değerlendirme imkanımız oldu. Ahmet Benli’nin öğretmen amcası bana dostça tavsiyelerde bulunmuştu. Tavsiyelerinde yanılma payı olsa bile kaybedeceğimiz tek şey eşimin halen yapılmayan tayin yeriydi, elbette uygun bir yere yapılacaktı. Bir kaç gün sonra akşam üzeri eve gelen bir bayan Ana’nın kendi evine yakın bize uygun bir ev ayarladığını ve bizden haber beklediğini söylemesi üzerine gidemeyeceğimizi, gösterdiği ilgiye teşekkürlerimizi bildirmesini söyledik. Böylece olay kapandı, sanıyorum doğru olanı seçmiştik...
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|