Bugun...


YAZAR : CEM BAYINDIR

facebook-paylas
FATİH’İN ŞAİRLİĞİ
Tarih: 04-06-2026 11:10:00 Güncelleme: 04-06-2026 11:10:00


FATİH’İN ŞAİRLİĞİ

 

 

 

“Bilmezem bu hulkat-i alemde mi insaf yok

Olmadım mı yoksa ben hâla sezâ-yı merhamet”

Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı imparatorları içinde en ayrı kişilik olup, aynı zamanda Türk kültür ve sanatı açısından da çok önemli biridir.

Arap ve Fars dili ve kültürünün de etkisiyle oluşmuş Divan edebiyatı o tarihlerde temellerini atmış ama henüz olgunluk aşamasına ulaşmamıştı. Daha ne Fuzulî ne Baki ne de Nefi ne Şeyh Galib vardı.

Fatih de çocukluğundan başlayarak bu kültürün içinde şiirler yazdı. En büyük özelliği ise, şehzadeliğinde ve padişahlığında döneminin bilim ve sanat insanlarıyla sürekli söyleşmek, tartışmak, onların meclisinden büyük tat ve bilgiler almaktı. Kendisinden bize kalan şiirleri ise Fatih Divanı adı altında toplanmıştır.

Babası II. Murad iyi bir şairdi. Onun bu ilgisini oğluna da aşıladığı, hocalar tuttuğundan olsa gerek ki Fatih de şiire büyük ilgi duyardı. Fatih’in şiirle uğraştığı, kafa yorduğu, zaman zaman gazeller yazdığı, şiirlerinde “Avni” imzasını kullandığı bilinir ve bazı şiirlerinden oluşmuş küçük divanı ilk kez 1904 yılında Berlin’de, tanınmış Türkolog ve oryantalist Prof. Dr. Georg Jacob tarafından bastırılmıştı.

İlk kez Fatih’in şiirlerini kültür dünyasına tanıtan bu çalışmadan kısa da olsa ilk kez söz eden Faik Reşad’dır. Sonraları, Şahabeddin Süleyman ve Fuad Köprülü de bu kitaptan söz etmişler, özellikle de Yeni Mecmua’da Fuad Köprülü, bu divanın eksik ve yanlış olduğunu ileri sürmüştür.

Fatih’in İstanbul’da Fatih Millet Kütüphanesi’nde Ali Emiri tarafından vakfedilen kitaplar arasında da yazma bir divanı bulunuyordu. Yine, bu divanlardaki şiirleri Ahmed Halid Kitabevi’nde Saffet Sıtkı ve Kemal Edib Ünsel tarafından toplanarak iki kez ayrı ayrı kitap biçimine getirilmiştir.

Bu iki kitapta ayrı ayrı içerikte Fatih şiirleri vardır. Bunların ilki, Ahmed Halid Kitabevinin bastığı Fatih Divanı ki, bu yalnız Ali Emiri’nin kütüphanesinde yazma eserler arasında numara 305’te kayıtlı bulunan kitabın kopyasıdır ve arkasına bir de sözlük eklenmiştir.

İkincisi ise Tarih Kurumu’nun bastırdığı ve Ankara Üniversitesi DTCF Kütüphane Müdürü Kemal Edib Ünsel’in hazırladığı "Fatih'in Şiirleri" çalışmasıdır. Bu yapıtın geneli Ali Emiri’nin yazma nüshasından kopyadır.

Ali Emiri Efendi’nin Millet Kütüphanesindeki yazma nüshasında Fatih’in 65 tam gazeli, 3 eksik gazeli, 1 muhammes, 1 terciibent, 1 kıta, yine Fatih’in bir mısraı ve yapılan nazireler yer alır.

Kemal Edib Ünsel’in çalışmasında ise, sonradan bulunmuş birkaç şiir, Ali Emiri’nin yazma nüshası kopyasına eklenmiş ve sonuna da bir sözlük koyulmuştur. Bu ikinci kitapta 85 şiirden 83’ü Türkçe, ikisi Farsçadır.

Bu yüzyılda Şeyhi, Melihi, Necati, Ahmed Paşa gibi güçlü şairler yaşamışsa da belirttiğimiz gibi daha olgunlaşmış bir “divan edebiyatı”ndan söz etmek olası değildir.

Fatih’in şiirlerinde de bu eksiklikler görülür. Türkçe sözcükler aruzun kalıplarına göre hazırlanmamış, aynı zamanda aruz da daha Türkçe için bir gelişme ve büyüme yoluna girmemiştir. Ancak buna karşın yine de Fatih’in, Hafız Şirazi ve Nizami’nin etkisini taşıyan güçlü şiirleri vardır.

Bu şiirlerinin çoğu günümüze ulaşmamış, pek azı bu divanda yer almış ve divan bazı gazellerden ve birkaç beyitten oluşmuş olsa da bize onun şairliği hakkında bilgi vermeye yeterlidir.

Bu şiirlerde zamanın sanat unsurlarını taşıyan ve aruz vezinli, oldukça da güzel bir dil görürüz. Fatih’in şiir dili, edebi sanatlarla süslüdür.

Gerçekte büyük bir imparator, bir kahraman, asker ve kumandan olan Fatih, şiirlerinde ise Divan edebiyatına egemen olan tüm düşünce, bilgi, beceri kaynaklarına sahip; aşka özlem duyan, yalnızlık çeken, seven, ince duygulara sahip, alçak gönüllü, içten ve sıcak bir kişi olarak görünür.

Fuad Köprülü, Yeni Mecmua nın 44’üncü sayısında çıkmış makalesinde, ‘Fatih’in divanı, hatta en seri ve sathi bir nazarla tetkik olunsa bile, İstanbul fatihine mütevassıt şairlerimiz arasında müstesna bir mevki ayırmak lüzumu derhal itiraf edilir’ der.

Yazdığı şiirlerde, İstanbul kalelerinin üstünde ve yıldızlı gök altında, Marmara’nın mavi sularına bakıp ağlar, ruhu güzelliklerini, güzel sevgilileri anar, arar; içi duyguyla, istekle, aşkla doludur ve Fuzuli’den yüz yıl önce,

“Aşıka dünya vü can terk eylemek âsân olur

Lîk canan terkini etmek gelübdür cana güç”

Diyecek kadar da iyi bir şairdir. Aşık için dünyadan da candan da caymak kolaydır ama sevgiliden ayrılmak mümkün değildir.

Dünyanın taç ve tahtını, devletini verseler, o yine sevgilisinin olduğu yerden ayrılıp gitmek istemez; orada, yüreği sevgi çarpıntılarıyla dolu kendi başına sultan olmayı üstün tutar.

Bir başka benzersiz ve güzel beytinde de:

“Benim sen şah-ı mehruya kul olmak iledir fahrum

Geda-yı dilber olmak yeğ cihanın padişasından”

der. (Senin gibi ay yüzlüye kul olmakla övünürüm; sevgilinin kapısına yoksul bir aşık gibi gönül bağlamayı cihana padişah olmaktan daha yeğlerim.)

Yine bir gazelde şöyle anlatır bahar havasını:

“Bahar oldı vü güller açıldı iy saki

Kadeh getür ki bu fasl eyler iktiza-yı şarab

Yeter çerağ bana şem’a ihtiyacım yok

Füruğ-ı mah-ı ruh-saki vü safa’yı şarab”

(Bahar oldu, güller açıldı; ey saki, kadeh getir! Bu mevsimde şarap içmek gerektir. Günümü, gözümü, gönlümü aydınlatmak için ışığa ihtiyacım yok... İçki veren güzelin yanağındaki ay parıltısı bana yeter; şarabın sefası bana yeter!)

“Gonca-i ser-beste mektub eyleyüb gül şahına

Gülşen içre bülbül ezberler teressül şah şah”

Fatih’in gül dalında daha açılmamış goncayı kapalı mektuba benzetmesini; bülbülün ise, gül bahçesindeki bu açılmamış gülde yazanları ezberlemekle meşgul olmasını anlattığı bu şiirindeki anlatımı iki yüz yıl sonra Şeyhülislam Yahya da kullanacaktır:

“Her gönce dest-i şahta bir name-i serbestedir

Bülbül umar kim açıla zımnında maksudun sezer.”

Fatih’in başka şiirlerindeki bu öncülüğünü, on yedinci asırda Yahya, on sekizinci asırda Nedim sürdürmüşlerdir. Yine, divanında bulduğumuz ‘Başkalarını memnun, beni mahzun ettin’ anlamına, “Gayri şad ettin veli ben şadı naşad eyledin” sözünü bir benzerini büyük Fuzuli de “Döne döne bizi naşad özgeyi şad eyledin” biçiminde kullanmıştır.

“Melal-i devri gönülden refik-i mey giderür

Velî diriğ ki yoktur bu devr içinde refik.”

Dediği şiirinde de içkiyi över, ama onun içkisi sonuç değil araçtır; gönlünün yarasını dindirecek söyleşecek bir araç; yalnızlığını, üzüntüsünü, iyi bir içki arkadaşının tatlı konuşması giderebilir yalnızca ama ne yazık ki, dünyada böyle bir dost, içten arkadaş yoktur...

“Iyd’e yüzün ü Kadr’e saçun olalı teşbih

Kadr ile bana Iyd hemin subh u mesadur.

Ahum feleke irdi yaşum dutdu cihanı

Halüme benim şahid olan arz u semadur”

Fatih şiirlerinde, dinsel ögeleri çekinmeden kullanır. Örneğin, bir yandan, “sevgiliye yüzün bayram ayına, saçların kadir gecesine benzeyeli, kadir ile bayram gece ile gündüz oldu” derken, devamında Ömer Hayyam’ın dizelerini görür gibi oluruz:

“Ahım göklere ulaştı, gözyaşlarım dünyayı kapladı, benim halime tanık olan yer ile göktür.” diyebilmektedir.

Ondan üç yüz yıl önce Hayyam da benzer şeyler söylemiştir:

“Ahım çıkıyor her gece tâ göklere dek,

Gözyaşlarım ırmaklara eş aksa gerek!”

Şu beyit de ilgi çekicidir:

Kesret-i meyden sudâ, irüb namaza çıkmadı

Zahid-i hod-bin bu özriyle meğer ma’zur imiş.

Burada da Fatih, çok içtiği şaraptan dolayı namaza duramamıştır ama keyfinden değildir bu, kabul edilebilir bir özrü olduğundandır.

Fatih Sultan Mehmed’in Bizans kaleleri arkasındaki varlıklarını düşlediği, kaşına gözüne övgüler dizdiği Rum güzelleri de çoktur. Hatta bir Galata güzeli için bir gün dayanamayıp kendi kendine,

“Avnîya kılma güman kim sana râm ola nigâr,

Sen Sıtanbul şahı isen ol Kalata şahıdır.”

(Avni sanma o güzel yüzlü sana boyun eğer, Sen İstanbul padişahıysan, o da Galata’nın padişahıdır.)

demiştir ama öyle bir şiiri var ki, aşk uğruna dinini, imanını bile bir kenara atacak, haç takıp kafir olmayı göze alacak derecede cüretkardır:

“Bağlamaz Firdevse gönlünü Kalata’yı gören

Servi anmaz anda ol serv-i dilarayı gören

Bir Firengî şivelü İsaî gördüm anda kim

Lebleri dirilmiş! der idi İsa’yı gören

Akl ü fehmin din ü imanın nice zapt eylesün

Kâfir olur mu Müsülmanlar o tersayı gören

Kevseri anmaz ol içdüğü mey-i nâbı içen

Mescide varmaz o varduğı kilisayı gören

Bir Firengî dilber oldığın bilürdi Avnîya

Beli vü boynunda zünnar ü çelipayı gören.”

Fatih’in divanında asıl yer tutan ise gazelleridir, onların birinden bir bölüm:

“Yine mestane gelün azm-i harabat idelüm

Hizmet-i pir-i mugân ile mubahat idelüm

Hum-ı meyden götürü alemi seyran idelüm

Tur-ı ışka çıkalum yine münacat idelüm”

Bugün bile zevkle okunan gazellerinde lirizm egemendir, şiirleri yaşadığı çağa göre son derece yalın ve açıktır, içtendir, dünya nimetlerinin çekiciliğinden sıyrılmış görünür, rindlik vardır, içkiyi över, öteki dinlere hoşgörülü yaklaşır; papaz, haç, Rum, kilise, çan, put, meyhane gibi öğeleri kullanmaktan hiç çekinmez, içinden geleni söyler.

Günümüzde bile, kılı kırk yaran hocaları, softaları, yobazları -ta o çağda- hiç umursamadan aşkını dile getirir, masum arzularını, yalvarışlarını ifade eder.

Cinas, tevriye, hüsn-i talil, iştikak, terdit, tezat, kinaye, teşbih, tekrir, tefahür kullandığı sanatlardır.

Fatih, şair bir babanın oğludur ve şair iki de oğlu vardır. Kalemi de kılıcı gibi ustaca kullanır. Sehî Bey, Aşık Çelebi ve büyük tezkireci Ali Emiri Efendi onu şiirde de büyük olarak sayarlar.

“Kime yâr olam cihan içinde yârum var iken

Kime kul olam o şah-ı tacdarum var iken

Hâr ü has neşv ü nema bulur bakâı irince ah

Ben hazan-ı hecre düştüm nevbaharum var iken

Bülbül ü gül işi naz ile niyaz illa benüm

Hasılım dağ-ı cefadur lalezarum var iken

Intisabum hidmetüm birağbet oldu akıbet

Hâr ü zâr oldum aziz ü kâmkârum var iken

Leşker-i gam şah-ı aşka nice bulsun destres

Avnîya meyhane gibi bir hisarum var iken.”

Onun şiir ve aruz sanatındaki yüksek bilgisi, büyük bir şair sayılması yani şiirsel gücü; Türkçeye, Arapçaya, Farsçaya, bazı Batı dillerine egemenliğinin, dünyaya bakışının; bilgiye, akla inancının, bilgeliğinin, hoşgörüsünün ve evrenselliğinin bir sonucudur.

Cem Bayındır

Kaynakça:

1- Ahmed Aymutlu, Fatih ve Şiirleri, MEB, 2005

2- Reşad Ekrem Koçu, Fatih Sultan Mehmed, Doğan Kitap, 2015

3- Andre Clot, Fatih Sultan Mehmed, Doğan Kitap, 2012

4- Halil İnalcık, Fatih Sultan Mehemmed Han, İş Bankası Yay., 2019

5- Namık Kemal, (Hazırlayan Kemal Erkan) Fatih Sultan Mehmed Han, Çamlıca Yay., 2015

6- Reşad Ekrem Koçu, Aşık ve Şair Padişahlar, Doğan Kitap, 2016

7- Vasfi Mahir Kocatürk, Osmanlı Padişahları, Edebiyat Yay., 1965

8- Reşad Ekrem Koçu, Osmanlı Padişahları, Doğan Kitap, 2015

 



Bu yazı 117 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
4544 Okunma
3024 Okunma
2057 Okunma
1973 Okunma
1680 Okunma
1124 Okunma
1091 Okunma
697 Okunma
599 Okunma
504 Okunma
482 Okunma
374 Okunma
363 Okunma
309 Okunma
277 Okunma
272 Okunma
262 Okunma
258 Okunma
234 Okunma
233 Okunma
230 Okunma
195 Okunma
187 Okunma
164 Okunma
5981 Okunma
5112 Okunma
4596 Okunma
4544 Okunma
4320 Okunma
4245 Okunma
4239 Okunma
4079 Okunma
3838 Okunma
3806 Okunma
3702 Okunma
3659 Okunma
3645 Okunma
3559 Okunma
3519 Okunma
3370 Okunma
3024 Okunma
2932 Okunma
2786 Okunma
2532 Okunma
2318 Okunma
2057 Okunma
1973 Okunma
1680 Okunma
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI