Consul Taylor, 1860’ların ortasında Doğu Anadolu ve Fırat havzasını karış karış gezerek Krallığa sunduğu raporda (Journal of a Tour in Armenia, Kurdistan, and Upper Mesopotamia), Keban Madeni’ne adım attığı anı şöyle kayda geçiriyor:
"Keban Madeni, Fırat’ın sol sahilinde, son derece sarp, çorak ve dik kireçtaşı kayalıklarının oluşturduğu dar bir boğazın tabanına kurulmuştur. Evler, nehrin aktığı yatağa doğru inen dik yamaçlar üzerine teraslar halinde inşa edilmiştir. Yıllardır maden fırınlarından çıkan yoğun duman ve gazlar, kasabanın üzerindeki kayalıkları tamamen karartmış, bölgeye kasvetli ve vahşi bir manzara kazandırmıştır..."
Taylor’ın bu tasviri bize tek bir şeyi fısıldıyor: Keban, o yıllarda sıradan bir taşra kasabası değil; Fırat’ın hırçın akıntısı ile dağların arasında gecesi gündüzü duman tüten bir sanayi ve maden odağıdır.
Taylor’ın raporunda belki de en çarpıcı bölüm, Keban fırınlarının düştüğü o büyük ekolojik ve iktisadi krizi anlattığı satırlardır. İngiliz konsolos, yıllardır kesintisiz çalışan eritme fırınları yüzünden Keban etrafındaki dağların tüm orman varlığının tükendiğini belirtir. Ve ekler:
"Günümüzde fırınları yakmak için gereken odun ve meşe kömürü, millerle ifade edilecek uzaklıklardan; Dersim dağlarından ve Munzur silsilesinden katır sırtında taşınmaktadır. Nakliye maliyetleri cevherin değerini aşacak seviyeye ulaşmış, bu durum maden idaresini büyük bir mali darboğaza sokmuştur."
Düşünün... Munzur Dağları’ndan katır sırtında odun getirip Keban’da gümüş ve kurşun eriten bir insan iradesi. Bugün kıyısından geçerken sadece bir su kütlesi veya baraj gölü olarak gördüğümüz bu coğrafya, imparatorluğun ve dünya diplomasisinin yakından takip ettiği ağır bir üretim bedeli ödemiştir.
İngiliz Diplomat Taylor, Keban’ın sosyal ve lojistik dokusuna da mercek tutar. Gümüşhane’den özel yetkilerle Keban’a getirilen Rum maden ustalarından, kasabadaki Ermeni ve Müslüman nüfusun maden idaresine olan bağımlılığından bahseder. Fakat lafı dönüp dolaştırıp yine Fırat’a getirir:
"Keban fırınlarında dökülen kurşun külçeleri ve ayrıştırılan gümüş, nehrin hırçın sularına rağmen keleklerle güneye, Birecik ve Bağdat istikametine sevk edilmektedir. Buradaki kelekçiler, nehrin dar boğazlardaki akıntısını ve kayalık engellerini çok iyi tanıyan tecrübeli yerlilerdir. Nehir, kasabanın dış dünyayla olan yegane ticari damarıdır."
Bundan tam 158 yıl önce Londra’da bir heyetin önüne konan bu rapor; Keban’ın sadece Elazığ’ın şirin bir ilçesi değil, Fırat’ın bağrında kurulmuş uluslararası bir küresel lojistik merkezi olduğunu tescilliyor.
Şimdi Fırat’ın kenarına inip o serin sulara baktığımızda, Taylor’ın bahsettiği o kelekçilerin avazını, fırınlardan yükselen dumanı ve Munzur’dan gelen katırların ayak seslerini duymak zor değil. Yeter ki bastığımız toprağın altındaki ve üstündeki o muazzam hafızaya kulak vermesini bilelim.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|