Yeniden
Bedenim, bir takanın kırık parçası gibi
savruluyor ufuksuz boşluğa.
Göğsümde tuz kokulu bir yorgunluk,
batmamaya çalışan son insanım ben.
Bu denizi geçmek için
Musa olmak lazım.
Mucize değil bize;
ikiye bölünmüş bir umut gerek.
Çıkmaz olduğunu ezberlediğim bu sokaklara
koca puntolarla,
Ve temiz ellerimle
“Yusuf kuyudan çıktı”
yazmak geliyor içimden.
Çünkü insan en çok
umutsuzluktan korkar.
Nasıl bir çağa doğdum bilmiyorum.
Ama saçlarımı yolmamak için
Eyüp’ün sabrı lazım bana;
sessizce çürümeyi bilmek,
şikâyet etmeden yaşamayı öğrenmek lazım
İnsan bazen
devrik bir cümlenin altında bile yanıyor.
Üzerime düşen her söz
kor gibi.
Yanmamayı
gidip İbrahim’den öğrenmeli insan.
Ateşin ortasında bile
içinde serin bir yer bırakabilmeli.
Ve dünya…
Bir gün kırılmalı o değirmen taşı.
Avuç avuç demir bilyeler atıp içine
öğütsün diye beklemeli belki.
Ya da Yunus olup
bir balığın karnından
başka biri olarak çıkmalı insan.
Bana bir diriliş lazım.
Yedi Uyurlar’ın mağarasında
Üçyüz sene uyuyup
yine bir umuda tutunarak uyanmak…
Belki de İsa’dan bir nefes isteyip
yeniden dirilmeli.
Yeniden sevmeli.
Ve yeniden,
“yeniden” demeli