EY ORTA DOĞU’NUN KİMSESİZ ÇOCUĞU: GAZZE

Arap dünyasının üvey evladı, yalnızlığın ve acının başkenti Gazze...
Yıllardır gökyüzünden üzerine ölüm yağıyor. Yitirdiğin canların sayısı yüz binleri çoktan aştı, yaralılarının hesabı tutulamıyor.
Bir zamanlar odalarımızda, ekran başlarında yitip giden yaşamları yalnızca birer istatistik gibi izliyorduk. Şimdi o da yok; bu yaşananların televizyonlarda haber değeri bile kalmadı artık. Üç beş siyasal dinci aktivistin, salt adlarını duyurmak ve topluma hava basmak için hiçbir yararı olmayacağını bile bile Akdeniz'deki gemilerde şov yapmasından başka bir şey izletmiyorlar bizlere...
Sınırın hemen öte yakasında, insanlıktan çıkmış kalabalıklar, senin ölümünü bir şölenmiş gibi, ellerinde içecekleriyle tepelerden seyrediyor. Sanki izledikleri bir futbol karşılaşması. Ölümün ardından sıkılan yumruklar, havaya kalkan parmaklar ve "işlem tamam" çığlıkları...
Bu, bin yıl öncesinin ilkelliği ile günümüzün akıl, bilim ve evrensel hukuk ilkelerine dayalı devlet anlayışı arasındaki kan donduran doku uyuşmazlığıdır; insanlığın vicdanında açılan en derin erdemsizlik yarasıdır.
Sevgili Gazze... İsrail’in seni ittiği bu kanlı çukura sakın ağlama. Çünkü bu karanlığın tek sorumlusu sen değilsin. Ağlanacak o denli çok yaran, o denli derin bir yalnızlığın var ki; asıl sen dönüp "kardeş" bildiklerinin utancına ağla.
Bugün yeryüzünün kullandığı sayı sistemini, matematiği insanlığa armağan eden bir belleğin çocuklarıydınız. Eğer ağlayacaksan, son bin yılda insanlığa tek bir bilimsel buluş sunamamış, aklı ve bilimi yadsımış coğrafyana ağla.
Önceden böyle değildi bu topraklar. 1200 yıl önce Doğu, Batı’ya çalar saat gönderdiğinde, Avrupa'nın şaşkınlığı anlatılmaz boyuttaydı. Şimdi ise dünya çapında tek bir çağdaş üniversiten, ürettiğin tek bir özgün bilgin olmadığı için; yüreğin günde kaç kez çarptığı, tepende dönen elin uydusuyla izleniyor. Asıl bu tutsaklığa, bu bilimsel çoraklığa ağla.
Sen günde 1-2 dolarla, açlık ve susuzlukla yaşam savaşı veriyor, yılın en soğuk günlerinde, yıkıntıların arasında titriyorsun. Biliyoruz ki çocuklarının boğazından bir öğünde iki lokma geçmiyor. Eğer ağlayacaksan; yanı başındaki ülkelerde yalnızca açılışına milyonlarca dolar harcanan yaldızlı otellere, Avrupa liglerinde Manchester City, PSG, Real Madrid gibi kulüplere transferler için akıttıkları milyarlarca avroya, "deve güzellik yarışmaları" uğruna çöllere dökülen servetlere ağla.
Bir hurmayla gün doğumundan gün batımına dek oruç tutulduğunu yazarken İslam tarihi; sen Ramazan ayında, "seferî" sayılmak, oruç tutmamak için Batılı ülkelere kaçanlara ağla, şatafata, gösterişe ve saltanata tapan, lüks içinde yüzen devlet yöneticilerinin duyarsızlıklarına ağla.
Afrika’nın en batısından İran’a dek uzanan, petrolün varsıllığına sığınmış yirmi iki ülke ve yüz milyonlarca insan var. Sense yalnızca bir avuçsun ve ateş hattındasın.
Kardeşlerin, toprağın altından çıkan o karasuyu satıp kazandıkları milyarlarca doları, yine yapay savaşlar korkusuyla silah tüccarlarına geri veriyor. Özgürlüğü ve insanlık onurunu değil, yalnızca kendi görgüsüzlüklerini ve geçici iktidarlarını besliyorlar.
Bugün seni bu kıyıma terk edenlerin tutarsızlığına, ilkesizliğine ağla asıl. En acısı da, bu ülkelerin kurtarıcı olarak bağırlarına bastıkları, göbekten bağlı oldukları Amerika'yı bir "kurtarıcı" gibi görmeleridir. Özgürlükten, insan haklarından, onurlu ve bağımsız bir yaşamdan nasibini almamış bu yönetimler; senin uğradığın kıyımı, işkenceleri, çocuklarının cansız bedenlerini yalnızca kınamakla, boş sözlerle geçiştiriyorlar.
Dost bildiğin ülkelerin yöneticileri, İsrail’e karşı sözden öteye geçebilen tek bir yaptırım uygulayamıyor. Boyunlarına geçirilmiş emperyalist zincirlerle, efendilerinin çizdiği sınırların dışına çıkmaya korkuyorlar.
Kendi halklarına baskıyı hak gören, insan haklarına böylesine duyarsız, vicdanları böylesine körelmiş bir dünyada, yalnızsın Gazze. Onlar katliamları izlerken, senin üzerinden timsah gözyaşları döküp iç politikalarına malzeme yapıyorlar. Dön bir kez de o ikiyüzlülüğe ağla.
Senin inancın; insanlığa yararlı olmayı, iki günü aynı geçeni zararda sayarak çalışkanlığı anlatan bir inançtı. Eğer ağlayacaksan dost bildiklerinin unuttukları-unutturdukları bu kutsal değerlere ağla.
Çocukların acısı, dünyadaki hiçbir acıya benzemez. Sen ciğer parçanı, o küçücük bedenleri kanlar içinde kucağına alıp hastanelere koşarken, sanma ki vicdan sahiplerinin yüreği yanmıyor, içleri kan ağlamıyor... Bil ki senin yanında olanlar da var...
Asıl sorun yüz yıl önce o sınırlar çizilirken başladı; zaman geçtikçe cehaletin, teslimiyetin, boyun eğmenin adı oldu bu topraklar... Türkler 400 yıl boyunca "kavm-i necib" deyip senden ne vergi ne asker aldı. Eğer ağlayacaksan, yüz yılda düştüğün bu duruma ağla.
Gözyaşlarını silin o çocukların. Çünkü onların gözyaşları, bu kurumuş, sevgisiz, şatafata tapınan ve onursuz Orta Doğu çölünde yeşertecek bir tohum bulamaz.
Siz direnirken, insanlık onurunu ayaklar altına alanlar düşünsün. Siz, karanlıklar içinde çocuklarınıza sarılırken bilin ki; asıl yıkım sizin üzerinize düşen bombalardan çok, insanlığın ve dost bildiklerinizin üzerlerine düşen bu utanç gölgesidir.
Ağlama... Bırak, vicdanını yitirmiş bu dünya, kendi çürümüşlüğüne ağlasın.
CEM BAYINDIR
* Prof. Dr. Mahir Aydın'ın 2009 yılında Cumhuriyet gazetesindeki "Ağlama Gazze" adlı makalesinden etkilenilerek yazılmıştır. Daha azını gör