Bugun...


YAZAR : CEM BAYINDIR

facebook-paylas
HEDEF CUMHURİYETİN SİMGELERİDİR
Tarih: 31-05-2026 14:50:00 Güncelleme: 31-05-2026 14:52:00


HEDEF CUMHURİYETİN SİMGELERİDİR

 

 

 

 

Biliyoruz ki, öteden beri Türkiye’de siyaset, hiçbir zaman yalnızca sandıktan oluşan bir matematik oyunu olmadı. Hele ki konu Atatürk'ün kurduğu bir parti ve onun temsil ettiği tarihsel bırakıt olduğunda, sorun bir hükumet değişimi savının çok çok ötesindedir.

Bugün muhalefet blokunun ve genel olarak kamuoyunun gözden kaçırdığı en temel gerçek şudur:

Siyasal gücün ve kimi cumhuriyet karşıtlarının gözünde CHP, yalnızca rasyonel programlarla rekabet edilen sıradan bir siyasal rakip değildir. CHP; öfke duyulan ve hesaplaşılmak istenen bir rejimin sembolü; kökleri derinde olan 'Atatürk'ün kurduğu laik, akılcı, Batı yönelimli cumhuriyetin' ve 'Eski Türkiye'nin son büyük kalıntısıdır.

Tam da bu yüzden, muhalefetin muhtemel bir seçim başarısı, birileri için yalnızca bir iktidar yitimi ya da hükmedilen büyük güç mekaniğinin ellerinden kayıp gitmesi anlamına gelmez. Bu başarı, siyasal gücün yıllardır ilmek ilmek ördüğü, toplumu ve devleti yeniden biçimlendirme savı taşıyan o “tarihi misyonun son dönemeçlerinden birinin” kökten bozguna uğraması, yani felsefesel ve manevi bir başarısızlık demektir.

Siyasal gücün elitleri için Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucu değerlerini, cumhuriyetin seküler harcını ve o tarihsel sürekliliği sembolize eden CHP’yi tasfiye etmek ya da işlevsizleştirmek, siyasal bir zaferin ötesinde manevi bir fetih, tarihsel bir rövanştır. Bu manevi motivasyon anlaşılmadan, muhalefete yönelik atılan yargısal ve siyasal adımların mantığını kavramak olanaksızdır.

Peki, bu stratejik kuşatma karşısında mevcut durum neyi gösteriyor?

Siyasal güç için CHP’nin varlığını tehlikesiz bir biçimde sürdürmesine göz yummak, ancak ve ancak seçim başarısızlığı tescillenmiş, kitleleri mobilize etme yeteneğini gösterememiş eski lider kimlik ve modellerini (örneğin Kılıçdaroğlu tarzı bir yapıyı) kurumsal olarak geri getirmekle ya da partiyi iç kavgalarla kilitlemekle mümkün olabilirdi. Daha da önemlisi, CHP’nin sahip olduğu büyük maddi mal varlığı, hazine yardımları ve köklü örgüt yapısı ancak bu tür bir edilgenleştirme ya da hukuksal kıskaç aracılığyla muhalefetin dinamik unsurlarının elinden alınabilirdi.

Bu bağlamda, var olan yönetimin (Özel ve ekibinin) rasyonel sınırlar içinde kalıp yalnızca “normalleşme” ya da “hukuksal mücadele” hatlarında kalması belki de siyasal gücün tam da tasarladığı statükoyu beslemektedir. Başta TGRT olmak üzere havuz medyasının sürekli olarak seçenek sunduğu parti içi kavgaları veya “yeni parti” tartışmalarını köpürtmesi, kim bilir belki de muhalefetin enerjisini kendi içinde tüketme planının bir parçasıdır.

Ancak madalyonun öteki yüzünde çok daha sert bir gerçeklik var:

Bu ortamda CHP'nin tedbirle el çektirilen yönetime yeniden devredilmesi ya da klasik reflekslere sığınıp mahkeme kapılarında hak arayarak adil bir sonuç elde etme olasılığı son derece zayıf.

Bugün ülkede tümüyle tarafsız ve siyasal kaygılardan bağımsız bir kurumdan söz etmenin ne kadar olanaklı olduğunu takdirlerinize bırakıyorum.

Siyasal ve hukuksal süreçler o kadar iç içe geçmiştir ki, artık yargı mekanizmasının hızı, dosyaların açılış zamanlaması ve işleyiş biçimi doğrudan siyasetin yönünü ve aktörlerini belirleyen ana unsur biçimine gelmiştir.

Mevcut yargı pratiği ve deneyimlerimiz göz önüne alındığında, siyasal nitelikli bir davanın ya da kurumsal bir uyuşmazlığın kesin karara bağlanma süreci öteden beri hiç de küçümsenecek bir zaman dilimi değildir.

Özellikle yüksek mahkeme süreçleri, sudan nedenlerle ileri sürülecek usûl eksiklikleri, dosyaların bölge adliye mahkemeleri (istinaf) ile ilk derece mahkemeleri arasında adeta bir pinpon topu gibi gidip gelmesi (bozma ve geri gönderme kararları), pratik düzeyde hukuksal bir mücadeleyi 4-5 yıl gibi çok uzun ve yıpratıcı bir takvimsel sürece yayacaktır.

Bu durumun yarattığı belirsizlik ve zaman kaybı, siyasal arenada statükoyu korumak, mevcut gücü elinde tutmak ya da kurumlara atanan kayyum yönetimlerini kalıcı kılmak isteyen siyasal gücün lehine işleyen büyük bir avantaja dönüşmektedir.

Mahkemelerce koyulan ihtiyati tedbirlerin (kayyum atamalarının) “dava kesinleşinceye kadar” geçerli kılınması, yargılamanın uzadığı, sündürüldüğü her günü siyasal gücün hanesine net bir kazanç olarak yazacaktır.

Muhalefet adliye koridorlarında dilekçe verip yanıt beklerken, siyasal güç sahayı ve devlet mekanizmasını tamamen kendi ideolojik ajandasına göre yeniden kurmayı, yeni aşamalara geçmeyi sürdürecektir.

Bu rasyonel tablo karşısında, Pollyannacılık oynayarak hukuksal mücadelenin mutlak bir adaletle sonuçlanmasını beklemek, mevcut sistemin çarklarından nesnel ve olumlu bir karar çıkmasını umut etmek yalnızca ve yalnızca zaman kaybıdır.

Siyaset, etik haklılıkların değil, reel güç ve zaman yönetimi hamlelerinin sanatıdır. Siyasal pragmatizm ve yaşamda kalma güdüsü açısından bakıldığında, eldeki enerjiyi kör bir hukuksal kuşatmada eritmek yerine, rasyonel bir “B Planı” kısa zamanda masaya getirilmelidir.

Tarih, hukuksal kuşatmaları ve siyasal bariyerleri aşmak için statükonun dışına çıkan, yeni siyasal hatlar açan ve bu yolla tıkanıklığı tamamen bypass eden pek çok akıllıca örnekle doludur.

Gelinen noktada sorun artık “Eski Türkiye”yi geri getirmek, salt sosyal demokrat ya da CHP’li olmak, Özel yönetimini desteklemek ya da Kılıçdaroğlu’nu sevip sevmemek değildir. Asıl sorun, "seçme-seçilme", "seçim" gibi en temel anayasal haklara yapılan giderilmesi olanaksız keyfî müdahalelere karşı itiraz edebilmektir.

Siyasal enerjiyi adliye koridorlarının bunaltıcı havasında, bitmek bilmeyen duruşma takvimlerinde tüketmek yerine; sahada, halkın arasında yeni bir kurumsal kimlikle (yeni bir parti kurarak) ya da var olan, yasal engeli bulunmayan başka bir partinin çatısı altında dayanışma göstererek seçime girmek tek çıkış yolu haline gelebilir.

Zamanı doğru yönetmek, siyasal gücün kurduğu oyun alanını reddetmek ve yeni bir oyun kurmak adına bu hamle kuşkusuz en zor, en radikal ama günün sonunda en doğru hamle olacaktır.

Başka umar kalmadığında, tabelaları toprağa gömüp akıl ve iradeyi yaşatmak gerekir. Unutulmamalıdır ki; tabelalar günü geldiğinde o topraktan çıkarılıp yeniden boyanarak ait olduğu yere yeniden asılabilir. Ancak insanın, umudun ve akıp giden zamanın böyle bir şansı, geri dönüşü yoktur.

Cem BAYINDIR / 28 Mayıs 2026

 



Bu yazı 676 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
8398 Okunma
3949 Okunma
2570 Okunma
1876 Okunma
1539 Okunma
1349 Okunma
1131 Okunma
1084 Okunma
1035 Okunma
799 Okunma
754 Okunma
734 Okunma
694 Okunma
661 Okunma
498 Okunma
415 Okunma
384 Okunma
338 Okunma
336 Okunma
329 Okunma
315 Okunma
312 Okunma
303 Okunma
284 Okunma
8398 Okunma
4767 Okunma
4008 Okunma
3949 Okunma
3942 Okunma
3794 Okunma
3766 Okunma
3766 Okunma
3652 Okunma
3455 Okunma
3199 Okunma
3024 Okunma
2894 Okunma
2861 Okunma
2570 Okunma
2340 Okunma
1876 Okunma
1810 Okunma
1539 Okunma
1349 Okunma
1260 Okunma
1131 Okunma
1084 Okunma
1039 Okunma
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI