Aşağı Mahalle
Önce camları kırıldı evlerin,
sonra bazı damlar çöktü.
Kimisini deprem aldı,
kimisini zaman.
Şimdi gece yarıları
senfoni veriyor kediler.
İnanır mısın,
onlar bile azaldı.
Anneannemin balkondan ezanı beklediği
o eski oturakta oturdum geçen gün.
Mahallenin son endemik yaşlılarını saydım,
onlar da azalmış.
Camlarda örümcek ağları...
Doğa, "burası benim" deyip
geri almış sokakları.
Kadir amcanın beyaz Torosunun yerini
şimdi ben işgal ediyorum.
Top oynayınca kızardı rahmetli.
Bir an kapıyı açıp balkona çıkacak sandım,
"Duvarı yıkacaksınız yeter gidin!" diye.
Ali amcanın eriği yola sarkmış.
Üzerinde eksik yoktu;
saydım.
Demek ki büyümüşüz,
kimsenin gözü kalmamış dallarda.
Şükrü amcanın havuzunu yıkıp
yol yapmışlar.
Çocukluğumdan kalma bir atlet vardı damda,
ona üzüldüm biraz.
Yusuf amca tanımadı beni geçen gün.
Elinde baston, camiden dönüyordu.
İçerledim doğrusu;
beni tanımamasına değil,
bastona içerledim.
Hacer nene göçmüş mahalleden.
Şimdi kapı önlerinde
hâl hatır soran yok.
Kayısılar, erikler...
Hepsi bana kalmış sanki.
Çalacak başka çocuk yok.
Dönebilsem keşke bir günlüğüne…
Hatice öğretmenin bahçesinde
kılıççılık oynasak yine.
Harığa ayaklarımızı sarkıtıp
odun yarıştırsak bizim bahçeye doğru.
Camide tesbih savaşları yapsak,
ezan okununca suçüstü yakalansak.
Terlikle kaçılmıyor, yalın ayak koşsak...
Ah bir günlüğüne dönsem;
dalda nar bırakmam,
o gün hiç elimi yıkamam.
Annem kızarsa kızsın,
dut doldururum ceplerime.
Ama geçti gitti işte...
Çocukluğum, yaramazlıklarım,
dizimdeki kabuk bağlamış yaralar.
Birkaç iz kaldı yalnız;
birazı bedenimde,
gerisi içimde.
Şimdi bu sokaklar
kendi sessizliğini dinliyor.
Toprağın hafızası var mı bilmem ama,
bazı evler geceleri konuşuyor hâlâ.