Bayram tatilinde neredeyse bütün Elazığ Keban'a aktı. Savaklarının sosyal medyada gündem olmasıyla birlikte ilçemiz müthiş bir ziyaretçi yoğunluğuyla karşı karşıya kaldı. İnsanlar oturacak yer bulamadı, işletmeler kilitlendi, trafik durma noktasına geldi. Bu sınavdan maalesef kaldık. Peki neden? Ve nasıl kalmayabilirdik?
Savaklar açılınca Keban sahili ve mesire alanlarının su altında kaldığını, dolayısıyla kapandığını biliyoruz. Bu kaçınılmazdı. Fakat insanları sığdırabilecek alternatif bir alanımızın da olmadığı ortaya çıktı; baraj sahası(set bölgesi) bile bu yoğunluğu kaldıramadı. Sonunda ziyaretçiler, geldikleri gibi geri döndüler. Binlerce insan geldi, gördü ve gitmek zorunda kaldı. Bu, bir fırsat değil; tam anlamıyla bir hüsrandır.
Şimdi gelin, başlık başlık konuşalım.
1. Otopark Problemi
Türkiye'deki hemen hemen bütün turizm ve mesire alanlarının kocaman otoparkları vardır. Bizimkinin yoktu — su basmadan önce de yoktu zaten. Bu sorunun bir an önce çözüme kavuşturulması şarttır. Otopark olmayan yerde turizm olmaz; insanlar arabalarını bırakacak yer bulamazsa dönüp giderler, nitekim öyle oldu.
2. Trafik Problemi
Yoğunluğun yaşandığı süreçte ziyaretçiler araçlarını yol kenarlarına park etmek zorunda kaldı, trafik kilitlendi. Emniyetin bu konuda herhangi bir öngörüsü ve hazırlığı yoktu. Oysa savaklarla birlikte böyle bir akının geleceği önceden tahmin edilebilirdi. Planlı bir trafik yönetimi, hem ziyaretçilerin hem de Kebanlıların yaşamını kolaylaştırırdı.
3. Yetersiz Tesis Problemi
O bölgede yalnızca dört tesis aktif olarak çalışıyordu; Çırçır Şelalesi'ni de eklersek beş. Ne kapasite anlamında ne de otopark konusunda bu tesisler bu yoğunluğu karşılayabildi; hepsi sınıfta kaldı. Keban'ın bu potansiyel için çok daha fazla ve çok daha donanımlı tesise ihtiyacı olduğu açıktır.
4. Farklı Bölgelere Yönlendirme Yapılabilirdi
Keban–Zırkı yolu üzerinde Fırat'ın eşsiz manzaraları uzanıyor. Bu güzergahta planlı bir şekilde mesire alanları oluşturulabilir, tesisler açılabilir. Barajı gören ziyaretçiler geri dönmek zorunda kalmazdı; yolculuklarını bir keşfe dönüştürebilirlerdi. Öte yandan Keban Çayı'ndan daha önce de söz etmiştim: turizme kazandırılması halinde kocaman bir potansiyel barındırıyor. Gerekli adımlar atılsaydı, yoğunluğun bir bölümü oraya da akabilirdi.
5. Kültürel Varlıklar Turizme Katılmalı
Bugün ziyaretçilerin Keban içine adım atmaları için herhangi bir gerekçe yok, çünkü içeride onları bekleyen düzenlenmiş, sunulmuş, tanıtılmış bir şey yok. Oysa Yusuf Ziya Paşa Camii değerli bir yapı; Toma Kilisesi restore edilmesi şartıyla ilgi çekecek tarihi bir mekân. Bunların yanı sıra Keban Hamamı şu an atıl durumda ve oldukça geniş bir araziye sahip. Restore edilerek turizme kazandırılması hiç de uzak bir hayal değil. Elazığ'da, Harput'ta ve pek çok ilde eski hamamların yeniden hayat bulduğuna tanıklık ettim; Keban neden bunun dışında kalsın?
6. Keban Baraj Gölü Turizme Açılmalı
Keban Baraj Gölü, sahilleri ve mesire olanakları iyileştirildiğinde müthiş bir potansiyel taşıyor. Savak yoğunluğunun yaşandığı o günlerde, gelen ziyaretçilerin göle açılıp piknik yapması sağlanabilirdi. Bunun yerine insanlar yol kenarlarında piknik yapmak zorunda kaldı — bu tablo, içler acısıdır ve tek başına her şeyi özetlemektedir.
Yukarıda saydığım maddelerin tamamı kendi gözlem ve öngörülerimdir. Keban, istenirse çok büyük bir turizm potansiyeline sahiptir; bölgenin güzide bir turizm merkezine dönüşmesi mümkündür. Başta Keban bürokrasisi, ardından Kebanlı iş insanlarının atacakları adımlarla bu senaryo hiç de uzak değildir.
Bugün elimizden kayan fırsatın farkında mıyız?