Bugun...


EĞİTİMCİ - ŞAİR - YAZAR : SÜNDÜS ARSLAN AKÇA

facebook-paylas
SUÇ SAMUR KÜRK OLSA
Tarih: 17-04-2026 16:42:00 Güncelleme: 17-04-2026 16:42:00


SUÇ SAMUR KÜRK OLSA

Görünen tabloda herkes payına düşeni alsın. Çürümüşlüğün bizi getirdiği nokta burası. Görünmeyen, görmezden gelinen çocuklar en yüksek sesi çıkarır.

Önce biz yaptık. Doyumsuz ve sorumsuz yaptık el birliğiyle. Ebeveynliği sadece dünyaya getirmek ve ihtiyaçlarını karşılamak sandık. Sevgi vermek yerine hediyelere sarıldık. Çocuğun kalbine dokunmadan, eline dokunmanın yeterli olacağını düşündük.

Sonra öğretmenin elini kolunu bağladık. “Çocuğum üzülmesin” dedik; hayatın ona öğreteceği en gerekli duyguları biz törpüledik. Sınır koymayı sertlik sandık, disiplini baskıyla karıştırdık. Öğretmeni saygı duyulan bir rehber olmaktan çıkarıp, gerektiğinde şikâyet edilecek biri hâline getirdik. Öğretmen kaşını kaldırsa cimer’e şikayet ettik. Ve kurumu öğretmenini yalnız bıraktı.

 

Çocuğumuz hata yaptığında “Benim çocuğum yapmaz” dedik. Yaptığında ise sorumluluğu dağıttık. Oysa sorumluluk paylaşıldıkça azalmaz; sadece görünmez olur.

  Bugün geldiğimiz noktada mesele tek bir yerde düğümlenmiyor. Bu, uzun süredir biriken ihmallerin doğal sonucudur. Hiçbir kırılma bir günde yaşanmaz; hiçbir çöküş bir gecede ortaya çıkmaz. Bu çocuklar bir günde değişmedi, biz yıllarca bakmadık.

Eğitim sistemi bu tablonun önemli bir parçası. Çocuğu tanımak yerine onu kalıba uydurmaya çalıştı. Sınav var, rekabet var; ama anlam geri planda kalıyor. Bilgi veriliyor, fakat değer inşa edilemiyor. John Dewey’in “Eğitim hayata hazırlık değil, hayatın kendisidir” sözü tam da burada anlam kazanıyor. Biz ise eğitimi hayattan kopardık; sınıfın içinde başka, hayatın içinde bambaşka bir dünya kurduk.

Üstelik bu yapı da sürekli değişti. Her gelen yeniden başlattı. Oysa çocuk bir deneme alanı değildir. Süreklilik olmayınca kök de tutmaz. Eğitim politikası kısa vadeli kararlarla değil, bir nesli gözeten bir anlayışla kurulmadıkça bu savrulma devam eder.

   Bu noktada aileye dönmemek mümkün değil. Veliler, belki de en ağır sorumluluğu taşıyor. Çocuğunun yanında duran değil, gerektiğinde karşısında durabilen veli azaldı. Doğruyu öğretmekten ziyade, her durumda çocuğunu haklı çıkarmaya çalışan oldu. Maria Montessori’nin “Çocuğa yardım et ki kendi başına yapabilsin” uyarısı bugün daha anlamlı. Biz ise onun yerine yaptık. Düşmesine izin vermedik; kalkmayı öğrenemedi. Kaybetmesine izin vermedik; sabretmeyi öğrenemedi. Oysa insanı büyüten sadece başarı değil, sınırla tanışmasıdır.

   Ailede başlayan bu yaklaşım zamanla daha geniş bir alana yayıldı. Medya ve dijital dünya bu boşluğu hızla doldurdu. Şiddet sıradanlaştı. Ekran, çocuğun en güçlü öğretmenlerinden biri hâline geldi. Oyunlar rekabetten çok yok etmeyi, sosyal medya ise görünür olmayı var olmakla karıştırmayı öğretti. Çocuk kendini ifade etmeye çalışıyor; ama çoğu zaman duyulmak için değil, fark edilmek için çabalıyor. Bu çağda görünmek, değerli olmanın yerine geçti.

Çevre faktörünü de geri plana atamayız. Çevre değişti. İyi örnekler geri çekilirken, olumsuz örnekler daha görünür hâle geldi. Oysa çocuk yalnızca ailesinden değil, gördüğü her şeyden etkilenir. Biz o alanı yeterince dolduramadık.

Bütün bunlar bir araya geldiğinde daha derin bir kırılma ortaya çıkıyor: Bir milleti millet yapan değerler yavaş yavaş zayıflıyor. Kültür, ahlak ve hafıza bir anda kaybolmaz; önce önemini yitirir, sonra gündemden düşer, en sonunda unutulur. Bugün birçok çocuk geçmişiyle bağ kurmakta zorlanıyor, kendini hangi hikâyenin devamı olarak göreceğini bilemiyor. Geçmişle bağı zayıflayan bir toplum, başkasının çizdiği yolda yürür.

Bu noktada eğitimdeki bir başka eksiklik daha belirginleşiyor. Okullarda, özellikle üniversitelerde tarih ve edebiyat geri plana itiliyor. Yüzeysel anlatımlar, hızla geçilen konular… Oysa tarih bir milletin hafızasıdır, edebiyat ise o hafızanın dili. Yahya Kemal Beyatlı’nın “Kökü mazide olan âtiyim” sözü bu bağı en yalın hâliyle anlatır. Geçmişle bağ kuramayan bir neslin geleceği sağlam olmaz. Çünkü yön dediğimiz şey geçmişle çizilir.

Sanat, edebiyat ve tarih zayıfladığında toplumun dili de, duyarlılığı da zayıflar. İnsan, insana yabancılaşır. Medeniyet dediğimiz şey de tam burada anlam kazanır; bu, sadece teknik ilerleme değil, insan yetiştirme biçimidir.

Bu nedenle zaman zaman başka ülkelere bakmak faydalı olabilir. Örneğin Japonya’da çocuklara öncelikle davranış kazandırılır. Saygı, sorumluluk ve birlikte yaşama bilinci küçük yaşta öğretilir. Çocuklar okullarını temizler, ortak sorumluluk alır; kültür günlük hayatın içinde canlı tutulur.

Bir başka örnek Finlandiya’dır. Eğitimde başarısı sıkça konuşulur; ancak bu başarı yoğun sınavlardan değil, çocuğu merkeze alan bir yaklaşımdan gelir. Daha az sınav, daha çok rehberlik vardır. Öğretmenlik saygın bir meslektir. Çocuklar yarışarak değil, anlayarak öğrenir. Bu iki örnek bize açık bir gerçeği gösterir: Eğitim sadece bilgi aktarmak değil, insan yetiştirmektir. Bizde ise çoğu zaman bilgi yükleniyor, fakat bu bilginin hayata yansıması yeterince desteklenmiyor.

Bu yüzden medeniyeti ayakta tutan temel unsurların yeniden hatırlanması gerekiyor: sanat, edebiyat ve tarih. Bunlar zayıfladığında toplum da içten içe çözülür. Bugün yaşanan birçok sorun da bu çözülmeden bağımsız değildir.

Ve sonra bütün bu sürecin sonunda bir çocuk çıkar karşımıza. Elinde öfke, gelecekle ilgili belirsizlik vardır. Biz ise dönüp “Suçlu bu çocuk” deriz. Evet, son noktada sorumluluk ona aittir; ancak o noktaya gelene kadar yazılan her cümlede bizim de payımız vardır.

 Peki ne yapmalı? Önce kendimize bakmalıyız. Çocuğa zaman ayırmalı, onunla gerçek bir ilişki kurmalıyız. Sınır koymayı yeniden öğrenmeli, sevginin sadece hoş görmekten ibaret olmadığını kabul etmeliyiz. Öğretmeni yalnız bırakmamalı, onun rehberliğini desteklemeliyiz. Eğitimde süreklilik sağlanmalı; çocuklar sürekli değişen sistemlerin içinde yönsüz kalmamalıdır. Medya ve dijital içerikler konusunda daha bilinçli olunmalıdır.

Ve en önemlisi; tarih, edebiyat ve sanat yeniden hayatın merkezine alınmalıdır. Çocuk kendi hikâyesini bilmeli ki başkalarının hikâyesinde kaybolmasın.

Çocuklarımız bu sürecin bir sonucudur. Eğer sonuçtan rahatsızsak, başlangıcı değiştirmek zorundayız. Aksi hâlde her seferinde üzülür, suçlu arar ama aynı hataları tekrar ederiz. Ve o zaman suç samur kürk olsa, hiç kimse üstüne almak istemez.



Bu yazı 1768 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
3192 Okunma
2761 Okunma
2172 Okunma
1295 Okunma
1258 Okunma
809 Okunma
807 Okunma
622 Okunma
591 Okunma
555 Okunma
484 Okunma
459 Okunma
408 Okunma
399 Okunma
384 Okunma
349 Okunma
337 Okunma
333 Okunma
259 Okunma
245 Okunma
243 Okunma
239 Okunma
234 Okunma
208 Okunma
4099 Okunma
4058 Okunma
4025 Okunma
3832 Okunma
3816 Okunma
3606 Okunma
3356 Okunma
3304 Okunma
3192 Okunma
3112 Okunma
2987 Okunma
2783 Okunma
2761 Okunma
2554 Okunma
2399 Okunma
2172 Okunma
1659 Okunma
1295 Okunma
1258 Okunma
1134 Okunma
1086 Okunma
1058 Okunma
1037 Okunma
1018 Okunma
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI