Değerli meslektaşlarım, kıymetli çalışma arkadaşlarım,
+++
Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. yıl dönümüne yaklaştığımız bu günlerde, bugün sizlerle benim için çok özel bir insanı buluşturmanın mutluluğunu yaşıyorum.
+++
Bugünkü konuğumuz, Prof. Dr. Ramazan Demir. Ama benim için o, yalnızca değerli bir bilim insanı ve saygı duyduğum bir akademisyen değil; aynı zamanda babam.
+++
Babam, Cumhuriyetin henüz emekleme döneminde dünyaya gelmiş. Eğitim hayatına, bugünden geriye baktığımızda hayal etmekte bile zorlanacağımız imkânsızlıklar içinde başlamış. Cumhuriyetle birlikte büyümüş; ülkemizin geçirdiği değişime, gelişime ve eğitimin açtığı yeni ufuklara kendi yaşamı boyunca tanıklık etmiş.
+++
Düşünüyorum da… Bir zamanlar eğitim alabilmek için büyük güçlükleri aşmak zorunda kalan bir çocuğun, yıllar sonra bir bilim insanı olması, hayatını bilime ve eğitime adaması, öğrenciler yetiştirmesi gerçekten çok kıymetli bir hikâye.
+++
Üstelik bu, yalnızca babamın kişisel hikâyesi değil. Aynı zamanda Cumhuriyetin insanlara açtığı imkânların, eğitimin dönüştürücü gücünün ve bir insanın hayatında bilginin neleri değiştirebileceğinin de hikâyesi.
+++
Benim için bu hikâyenin bir de çok özel, çok kişisel bir tarafı var.
+++
Çünkü ben, babamın yalnızca evladıyım değil; aynı zamanda öğrencisi de oldum.
+++
Akademik yolculuğumda ondan çok şey öğrendim. Elbette bana bilgi aktardı, yol gösterdi. Ama sanırım bana bıraktığı en değerli şey, yalnızca bildikleri değildi. Bilime nasıl yaklaşmam gerektiğini, bir meseleye nasıl farklı açılardan bakabileceğimi, nasıl sorgulamam ve kendi yolumu nasıl bulmam gerektiğini de ondan öğrendim.
+++
Bazen bir insanın hayatımıza kattıklarını anlatmak kolay değildir. Çünkü bazı şeyleri kelimelerle ifade etmekten çok, yaşarken hissederiz.
+++
Bir babanın evladına yol göstermesi başlı başına çok kıymetlidir. Ama aynı insanın akademik yolculuğunuzda hocanız olması, düşünce dünyanızı şekillendirmesi ve size yeni ufuklar açması, sanırım insana hem büyük bir mutluluk hem de derin bir minnet duygusu veriyor.
+++
Bugün burada, bir bilim insanının yaşam öyküsünü konuşurken aslında biraz da geçmişi, eğitimin gücünü, Cumhuriyetin bize kazandırdıklarını ve kuşaklar arasında aktarılan birikimi konuşacağız.
+++
Babamın yaşamına baktığımızda, geçmişin zorluklarını aşarak bilime ve eğitime adanmış bir ömrü görüyoruz. Yetiştirdiği öğrencileri, paylaştığı bilgileri ve açtığı ufukları düşündüğümüzde, bir insanın geride bıraktığı en değerli mirasın ne olduğunu da yeniden hatırlıyoruz.
+++
Bence bu miras, yalnızca akademik başarılar ya da kazanılan unvanlar değil. İnsanların hayatına dokunabilmek, onların düşüncelerinde bir iz bırakabilmek ve öğrendiklerini kendilerinden sonraki kuşaklara aktarabilmek…
+++
İşte bugün, babamın hikâyesi üzerinden bunları birlikte düşünme fırsatı bulacağız.
+++
Dilerim bu buluşma, Cumhuriyetin kazanımlarını yalnızca tarih kitaplarında okuduğumuz kavramlar olarak değil, kendi hayatlarımızda hissettiğimiz, değerini bildiğimiz ve gelecek kuşaklara aktarmakla sorumlu olduğumuz bir miras olarak yeniden düşünmemize vesile olur.
+++
Ve şimdi…
Bilime ve eğitime yıllarını vermiş, yetiştirdiği öğrencilerle ve açtığı ufuklarla pek çok insanın hayatına dokunmuş değerli hocamı, Prof. Dr. Ramazan Demir’i kürsüye davet etmek istiyorum.
+++
Benim için bu anın anlamı, sanırım bütün bu cümlelerden biraz daha fazla.
Babacığım, iyi ki benim babamsın, iyi ki hocamsın.
Şimdi söz senin. Kürsü senin.