KARINCALAR
Atalarımızdan miras kalan sözcüklerden biri de, gecesini gündüzüne katan her alanda çalışkan insanlar için, karınca gibi çalışkan denmiş. İnsanoğlu evlerini ve işlerini yer yüzüne kurarken, karıncalarda yer altına kurmuşlar. Eskiden kalan iş hanlarına şöyle bir baktığımız zaman, bazıları derme çatma olmanın yanında, bazıları da, tam bir sanat eseri. Şu anda gökdelen şeklinde yapılan kulelerin çoğu, modern dünyamızın adeta birer belgesi oluyor. O göz kamaştıran devasa binalar, karınca yuvalarının yanında, hiç bir sanat yönü olmayan birer karton kutuya benziyor dersek, asla abartmış olmayız.
Ülke genelinde çalışkan insanlara karınca gibi çalışıyor sözlerinin yanında, Nimri köyümüzde Mırkım (Mırğım) gibi çalışıyor sözünü de kullanırdık. Mırkım ise karıncanın en küçük boyda olan cinsine denirdi köyümüzde. Sanırım Keban ilçemiz ve köylerinde de küçük boy karıncalara Mırkım deniyor olması muhakkak. Çünkü Nimri köyümüzde kullandığımız hemen hemen her sözcük, Keban ilçemiz ve köylerinde birebir söyleniyor.
Karıncalar üzerine rahmetlik annem Fidan Yalçıner'in, şu sözlerini yazmadan geçmek vefasızlık olur sanırım. Annem derdi ki bir karınca bir tek buğdayla yedi yıl yaşamış. Annemin verdiği örnek genelde karıncaların çok çalışkan olmalarının yanı sıra, çok ta tasarruflu olduklarını da belirtiyordu. Ayrıca gerek annem gerek babam, bizlere devamlı tembih ederlerdi, sakın karınca yuvalarına zarar vermeyin. Yolda yolakta yürürken karıncaların üzerlerine basmayın derlerdi. Çünkü evlerimizin yakın yerlerinde ve dağ tepe her yerde karıncaların yuvaları vardı.
Karıncalar yukarıda dile getirdiğim gibi, yaşam yerlerini toprağın altına kurmuşlar. İnsanoğlu evlerini ve işlerini yeryüzünde kurarken karıncalar bunun tam tersini yapmışlar. Bizler yaşam alanlarımızı kat kat, üst üste, veya yan yana yaparken, karıncalarda kendi ırklarına göre aynı sistemde, yerin altına kat kat, ve alt alta, geniş alanlara kurarak yayılmışlar. Giriş çıkış tek kapıdan ama, kendi aralarında guruplara ayrılıp ayrı mekanlar oluşturmuşlar. Askeri birlik gibi nizamiye kapısından giren yine nizamiye kapısından çıkar. Zaten çalışma ve yaşam sistemleri askeri disiplinle birebir. Merak edip biraz araştırınca karıncılar insanlardan daha disiplinli diyebiliriz. Çünkü kendi aralarında iş bölümü yapmışlar. Dişi karıncalar farklı görevdeler, asker karıncalar yuvanın güvenliğini sağlamak için görevlendirilmiş. Yeni kurulan koloniler için, yine aynı yuva için başka alanlarda, içindeki toprağı boşaltıp evlerini imar ediyorlar. Oyularak açılan yeni evleri de, aynı koloninin üyeleri tarafından büyük uğraşlarla yapılıyor. Karıncalar çalışkan olmalarının yanı sıra, çokta iktisatlı bir yaşam sürüyorlar. Her kolonide ana kraliçe ve kraliçeler var, sanırım kendi aralarında rütbeye benzer bir sınıflandırma oluşturmuşlar. Ana kraliçelerde çalışıyorlar, asla boş durmak yok. Yerin altına kurulan büyük karınca kolonileri, 3000 metre kareye yayılan tek yuvaya sahip olanlarında var olduğunu okuyoruz. Tabii ki bu geniş alanda yine kendi aralarında binlerce kolonilere sahipler.
Karıncalar çalışkan, disiplini ve iktisatlı olmalarının yanı sıra çokta güçlü birer yapıya sahipler. Yıllardan beri atalarımızdan duyduğum kadarıyla, bir karınca kendi ağırlığının 60 katını yerinden sürükleyip yuvasına taşıya bildiği söylene gelir.
Selam ve saygılar…
Selahattin Yalçıner