Bugun...


YAZAR : ALİ OĞUZ

facebook-paylas
“BU ÇOCUKTA BİR GARİPLİK VAR”
Tarih: 02-05-2026 12:49:00 Güncelleme: 02-05-2026 12:49:00


“BU ÇOCUKTA BİR GARİPLİK VAR” 

 

 

Gerçek bir yaşam hikayesi... yazıda geçen isimler gerçek değildir.  

Suzan köyümüzde doğmuştu. Doğduktan kısa süre sonra başlayan Birinci Dünya Savaşı nedeniyle babası askere gitmiş, askerde şehit olmuştu. Kocasının şehit olduğunu öğrenen annesi bir süre sora evlenerek kızını da yanına aldı. Suzan evlatlık olarak gittiği evde çok sıkıntılı bir çocukluk dönemi yaşadı. Bir yandan evin bitmeyen işleri, diğer yandan paramparça üst baş ve geçim sıkıntısıyla büyüdü. Evlenecek çağa geldiğinde köyün çobanı Şako tarafından zorla kaçırılarak onunla evlenmek zorunda bırakıldı. Şako: köylümüz değildi, Murat nehrinin karşı kıyısındaki köylerden gelmişti ve köyümüzde küçükbaş hayvan çobanlığı yapıyordu. Kendi köyünde bir dam evi ve kıraç bir tarladan başka malı olmadığından yaşamını çobanlık yaparak sürdürüyordu. Oysa, geldiği köyün toprakları verimliydi ve burada yaşayanlar tarım ve hayvancılıkla geçiniyorlardı. Şako’nun geldiği köy: Murat nehir boyunca uzanan geniş arazilere sahipti, bu arazilerde ekilen buğday köyde yaşayanların önemli gelir kaynağıydı. Ekilen buğdaylar en kurak geçen yıllarda dahi iyi ürün veriyordu. Buğday ürünü bol olunca arazi sahipleri kendi ailelerini rahatlıkla geçindirebiliyorlardı. Köyün toprakları verimliydi; önlerinde Murat nehri akıp gitmesine rağmen içme suyu yoktu, su olmadığından gölgesinde oturacakları ağaçlar da yoktu.  

Suzan’ı kaçıran Şako on beş gün sonra tekrar köye dönerek hiç bir şey olmamış gibi Suzan’ı da yanına alarak köyün sürülerini toplayıp çobanlığa devam etti. Köye döndükten bir hafta sonra sürünün çobanlığını karısana devrederek kendisi evde yan gelip yatmaya başladı. Suzan, yalın ayak, üstü başı perişan bir halde sürülerin peşine takılmıştı. Çobanlık ve ev işlerini sürdüren Suzan geçen yıllar içerisinde peş peşe ilki erkek olmak üzere üç çocuk doğurdu. Daha onları büyütemeden hastalandı, kocası onu alarak getirip baba evine bıraktı. Birkaç ay sonra vefat ettiğinde yanında ne kocası, ne de çocukları vardı. Doğup büyüdüğü topraklara defnedildi. Suzan’ın çocukları da annelerinin kaderini yaşadılar, küçük yaşlarından başlayarak sürü peşinde koşuşturup durdular. Çocukların her biri sıkıntılarla büyüdü ve her biri evlendikten sonra da rahata erişemedi. Çocukların her birinin içler acısı yaşamları oldu. ben bu yazımda Suzan’ın ikinci çocuğu Göllü'nün hikayesini anlatmaya çalışacağım.  

Suzan’ın büyük kızı Güllü kendi köyünde Bayram ile evlendi. Şako’nun köyünde doğan Bayram, beş erkek kardeşin en küçüğüydü. Daha çocuk yaşta annesi vefat edince babası evlenerek çocuklarının başına bir analık getirmişti. Analık, sessiz kendi halinde bir kadındı. Anneleri kadar olmasa da çocukları ezip kırmadan büyüttü. Kardeşler büyüyüp sırayla askere gidip geldikten sonra evlenip ayrı evlere taşındılar. Bayram asker dönüşü babasının vefat ettiğini, analığın evden ayrılarak baba evine döndüğünü öğrendi. Babaları yaşadığı yıllarda birlikte ekip biçtikleri tarlalar babanın vefatından sonra kardeşler arasında pay edilmişti, her kardeş kendi payına düşen araziler üzerinde aile düzenini kurmuştu bile. Bayram’ın payına iki parça tarla ve bir kaç küçük baş hayvan düşmüştü. Evlenecek, ev kuracak bu iki tarlayı ekip geçinmeye çalışacaktı. O da kısa sürede işlerini düzene soktu, tarlaları sürüp ekmek için ağabeylerinden destek alınca evlenmeye karar verdi. Ağabeylerine Güllü ile evlenmek istediğini söylediğinde olumlu cevap alınca gidip kızı istediler. 

Güllü, küçük yaşlardan başlayarak babası veya kardeşleriyle birlikte çobanlık yapmış, evin büyük kızı olduğu için ev işleri de onun omuzlarına kalmıştı. Bayram’ın kendisine talip olmasından dolayı mutlu olmuştu. Kısa sürede köyde yapılan bir düğünle evlendiler. Bayram ile Güllü evlendikten sonra var güçleriyle çalışıp çabalayarak ellerindeki birkaç küçük baş hayvanı çoğaltmaya, sahip oldukları iki parça tarlayı ekip biçerek geçinmeye çalıştılar. Çok geçmeden Güllü ilk çocuğuna hamile kaldı, fakat hamilelik onu işinden alıkoymuyordu. Bayramın peşi sıra hayvanların bakımı, ev işleri ve tarlalarda yapılacak işlere koşup duruyordu. Ekinlerini biçip harmana taşıdılar, elde ettikleri ürünlerle doğacak çocuklarıyla birlikte geçinmelerinin zor olacağını gören Bayram, karısına iş aramak zorunda olduğunu söyleyip duruyordu. Çok geçmeden Güllü oğlu Asım’ı doğurunca Bayram, ellerindeki iki parça tarlanın kendilerine yetmeyeceğini söyleyerek karısıyla oğlunu bırakarak iş bulmak üzere köyden ayrıldı. Aylar sonra eve dönen Bayram, evin ihtiyaçlarını çoğunu karşılayarak iş bulmak üzere tekrar evden ayrıldı. Birkaç ay sonra evine döndüğünde oğlu emeklemeye başlamış, karısı ikinci çocuğuna hamileydi. Evde birkaç gün kaldıktan sonra karısını karşısına alarak, “Güllü, ben Almanya’ya gidiyorum!” Güllü, kocasının bu ani kararı karşısında donup kalmıştı. Bayram, onu rahatlatmak için: “günübirlik bulduğum işlerle geçinmemiz zor, düşündüm tek çaremizin bu olduğuna karar verdim. Ben evin ihtiyaçlarını karşılayıp hemen gideceğim. Orada işe girer girmez sizi parasız bırakmayacağım.” Yaklaşık bir hafta köyde kalan Bayram, sessiz sedasız çıkıp gitmişti.  

Bayram’ın oğlu ve hamile karısını arkasında bırakarak gitmesinden sonra Güllü, ne yapacağını bilmeden günlerce ağlayıp durdu. Küçük oğlu ve aylar sonra doğurduğu kızı Gönül ile sıkıntılı günlere hazırlıklı olmalıydı. Zor da olsa günler, haftalar ve aylar geçip giderken kocasından bir miktar paranın gelmesi onu rahatlatmıştı. Anlaşılan kocası gideceği yere varmış ve hayataydı. Güllü, yaz ayları geldiğinde çocuklarını da yanında götürerek ekin biçiyor, akşam karanlığında evine dönüyordu. Bir akşam yorgun argın eve döndüğünde kapıda kocası Bayram’ı görünce şaşkına döndü. Bayram, izinli olarak memleketine dönmüştü; çocuklarını kucaklayıp öptükten sonra karısına:  

“Güllü benim izinim az, ben evin ve çocuklarının acil ihtiyaçlarını temin edip döneceğim. İnşallah birkaç yıl daha çalışıp döneceğim, ne ihtiyacınız varsa belirleyin olur mu?” Sayılı günler çabuk geçiyordu, göz açıp kapatmadan Bayram valizini toplayıp vedalaşıp çıktı yola. 

Bayram bir yıl sonra tekrar geldiğinde evinin ve çocuklarının acil ihtiyaçlarını temin etmek için koşuşturup dururken eve gelen ağabeylerinden biri:  

“Bayram, Keban barajı bitmek üzere; tarlalarımız devlet tarafından istimlak edildi, Almanya’ya gitmeden önce gidip işlemlerini yaptır, paranı al öyle git.”  

Bayram şaşkınlıkla: “Abi anlamadım, ne parası bu?”  

“Yakında Keban barajının suyu bağlanacak tarlalarımız su altında kalacak, bu nedenle tarlalarımız istimlak edildi, yani devlet satın aldı.”  

Bayram ağabeyinin söylediklerini dinledikten sonra ne yapması ve nereye baş vurması gerektiğini sordu. İlgili kurumlara gidip baş vurarak parasını aldı, eline umduğundan fazla bir para geçmişti. O paralarla Elazığ’da iki odalı ve sobalı bir ev aldı. İzni bitmek üzereydi hemen karısı ve çocuklarını getirip eve yerleştirdi, ihtiyaçlarını giderdi, ailesine bir miktar para bırakarak döndü Almanya’ya. 

Güllü ve çocukları artık şehirli olmuşlardı, başında kocası yoktu ama komşularının çoğu ya kendi köylüsü, ya da çevre köylerden buraya taşınan insanlardı. Kocası da arada bir ihtiyaçlarını gidermeleri için belli miktar da para gönderiyordu. Onun çocuklarıyla birlikte beklentileri Bayram’ın döneceği günü sabırla beklemekten başka çareleri yoktu. Beklediler, fakat bir yıl geçtiği halde Bayram gelmemiş, gelip gelmeyeceğini bildirir bir haber de göndermemişti. Sürekli yolları gözleyip duruyorlardı fakat ne gelen ne de giden vardı. Bayram’ı beklerlerken kış gelip çatmıştı ve odun kömür alınmamıştı. Havaların aniden aşırı soğuması sonrasında oğlu Asım hastalanmış, giderek hastalığı artmaya başlamıştı. Güllü ne yapacağını şaşırmıştı, oğlunun gözleri önünde kayıp gittiğini fark ettiğinde komşulardan yardım istemek zorunda kaldı. Yardıma gelen komşulardan biri, 

“Anam bu çocuğun durumu anlattığından da kötü derhal doktora götür,” dedi. 

Güllü: “Ben yol bilmem iz bilmem, nereye götüreyim?” deyince komşusu Güllü’nün sıkıntısını hafifletmek için,  

“Çocuğu güzelce giydir, sar sarmala birlikte alıp hastaneye gidelim, haydi acele et.” 

Birlikte çıktılar, hastaneye vardıklarında bir süre beklediler. Sıraları geldiğinde doktor çocuğun ağzını açtırarak boğazına baktı, giysilerini soyarak boynundaki dinleme cihazı Stateskop’un iki ucunu kulaklarına takarak önce çocuğun sırtını, ardından göğsünü dinledi. Tuhaf bir şey bulmuş gibi yeniden yeniden çocuğun sırtını ve göğsünü dinledikten sonra:  

“Bu çocuğun kalbinde bir tuhaflık var, siz bu ilaçları kullandıktan sonra tekrar getirin” dedi.  

Doktorun yazdığı ilaçları alarak döndüler evlerine. O yıllarda bu semtte oturanların çoğu köylerden göç eden insanlardan oluşuyordu. Şehre taşınmışlardı ama köy yaşamından kopmamışlardı, komşuluk ilişkileri iyiydi. Komşular el birliğiyle Güllü’nün odun ve kömürünü aldılar ve çocuk iyileşinceye kadar sağlık durumunu sorup durdular. Çocuk kısa sürede iyleşmeye başlamıştı.  

Bayram, ikinci yılın yaz aylarında kendisinin kullandığı yep yeni bir arabayla çıkıp geldi, yanında sarışın bir kadın vardı. Güllü kocası ve yanında getirdiği misafiri güler yüzle karşıladı. Kocasına “Bayram bu kadın kim?” diye sorduğunda: “O Herta, ben onunla evlendim” cevabını alınca beyninden vurulmuşa döndü. Bayram yanında getirdiği kadınla bir süre Güllü’nün anlamadığı dilden konuştuktan sonra onu bir köşede bırakarak Güllü’nün yanına geldi. Güllü ağlıyordu, onu sakinleştirmek için: 

“Herta benim seninle evli olduğumu biliyor, merak etti seni görmek istedi ben de aldım geldim. Ben senden de ayrılmayacağım, yaşadığım süre boyunca yine size para göndereceğim. Evi Herta’nın üzerine yapmak istedim fakat kabul etmedi. Evde çocuklarla birlikte rahatça oturabilirsiniz. Biz bir haftaya kalmaz gideriz, senelerdir zaten yalnız yaşıyordun, ben evlenmeden gelseydim de iki hafta kalıp gidecektim. Benim o şekilde geldiğimi kabul edip yaşamınıza devam edin.” Dedikten sonra kalkıp yine yeni karısının yanına gitti. Güllü usulca kalkıp yemek hazırladı, odaya sofra bezini getirip sereceği sırada kocası, 

“Herta yerde yemek yiyemez ben geleyim de masayı getireyim” dedi ve kalkıp mutfaktaki kırma masayı alıp getirdi oturdukları odaya. Güllü Bayramla Herta’nın yemeklerini masaya taşıdıktan sonra çocuklarını alıp mutfağa götürdü, gözlerinden yaşlar süzülürken yere serdiği sofra bezinin üzerinde çocuklarını doyurmaya çalıştı.  

Bayram ve Herta on günden fazla kaldılar, kaldıkları süre boyunca sabah evden çıkıp akşama doğru, bazen de yatma saatinde dönüyorlardı. Dönecekleri gün Herta ağlayan Güllü’yü bir süre izledikten sonra gelip ona sarıldı ve anlaşılmayan bir şeyler söyleyerek gidip aracın ön koltuğuna oturuverdi. Bayram Güllü’ye “Hoşça kal, çocuklara iyi bak” diyerek arabaya doğru yürüdüğünde Güllü, iki yıldır özlemle beklediği kocasının bir daha gelmemek üzere ayrıldığının farkındaydı. Gözden kaybolan arabanın arkasında gözlerinden süzülen yaşları silerek bakarken;  

“O bir daha gelmeye gelmeyecek te inşallah söylediği gibi bizi buralarda beş kuruşsuz perişan etmez” diyordu. Bayram Almanya’ya gider gitmez sözünde durmuş, uzun bir süre yetecek miktarda parayı göndermişti. 

Bayram gittikten sonra geçmişte olduğu gibi, Güllü iki çocuğuyla baş baş kaldı. Zor da olsa seneler geçip gidiyordu. Oğlu Asım bu yıl okula başlayacaktı, götürüp okula kaydını yaptırdı, komşularının da yardımıyla gelen parayla çocuklarının ve evin ihtiyaçlarını temin etti. Sonraki aylarda da Bayram para göndermeye devam etti. Bayram Alman kadınla evlenmişti ama eski karısıyla çocuklarını da ihmal etmiyordu. Belirli aralıklarla para göndererek çocuklarının sıkıntıya düşmemeleri için elinden geleni yapıyordu.  

Yıllar gelip geçiyordu ve Bayram para göndermeyi ihmal etmiyordu. Çocuklar büyüyordu, Asım ilkokulu bitirdikten sonra ortaokula ve ardından liseye başlamıştı. Bir gün okulda beden eğitimi dersinde koşarken aniden fenalaşınca onu hastaneye götürdüler. Arkadaşları Güllü’ye haber ulaştırdığında hemen komşusuyla birlikte hastaneye koştu. Doktor çocuğu muayene ettikten sonra, “Bu çocukta bir gariplik var, derhal bir röntgen çektirin!” dedi. Röntgen çekildikten sonra yapılan tetkiklerde ortaya ilginç bir detay çıkmıştı; Asım’ın sağda olan iç organları solda, solda olana iç organları da sağdaydı. Doktor: çıkan sonucu çocuğun annesine anlatırken,  

“çocuğunuzda pek nadir rastlanan bir durumla karşılaştık oğlunuzun kalbi sağda, karaciğeri solda... Bundan sonraki süreçte oğlunuz fazla yorulmayacak, sakin bir yaşam sürmek zorunda” dedi. Güllü söylenenlerden bir şey anlamamıştı, doktorun yazdığı ilaçları oğluyla birlikte alarak döndüler evlerine.  

Okullar tatil olduğunda Asım lise son sınıfa geçmişti, birkaç arkadaşıyla birlikte bir geziye katılacaklardı. Güllü oğlundan ilk kez ayrılacağı için ona bir sürü nasihatte bulanarak yolcu etti. Ertesi gün kapıya yanaşan taksiden inen bir kadınla erkeği görünce kadını kocasının evlendiği Herta’ya benzetti. Yanılmamıştı, gelen Hertaydı. Güllü’yü kucaklayarak bir şeyler anlattı, onun söylediklerini yanında gelen erkek tercüme etti. 

“Seni kocasız bıraktığım için özür diliyorum, ben Bayram’ı çok sevdim diyor. Bayram uzun süre hastalanıp yattı, hastalandığında ben hep yanındaydım, ne yazık ki onu kurtaramadık vefat etti diyor.” Güllü: “Bayram öldü mü, cenazesini mı getirdiniz?” Güllü’nün söyledikleri Herta’ya tercüme edildi ve o da bir şeyler söyledi. Tercüme eden:  

“Evet Bayram bey vefat etmeden, ‘Cenazemi memlekete götürmeyin’ demiş oraya gömmüşler. Herta Bayram’ın kendisine aldığı tüm hediyeleri size getirmiş, ondan geriye bir anı kalmasını istemiyor. Ayrıca İstanbul’da (.......) banka şubesinde Herta adına açtırdığı hesapta bulunan parayı Herta banka şubesine uğrayarak sizin adınıza çevirmiş. İstanbul’da bankada bulunan parayı buradaki şubeye aldırabilir ve çocuklarınıza harcayabilirsiniz. Ayrıca Almanya’da Bayram beyin Herta adına açtırdığı hesapta bulunan parayı da çekip size getirmiş.” Güllü duydukları karşısında şaşkına dönmüştü. Tercüman Güllü’ye bir paket uzatarak:  

“Bu pakette Bayram beyin aldığı hediyeler ve bu da banka hesap defteri.” Herta, getirdiği hediyeleri, parayı ve banka hesap defterini Güllü’ye teslim ettikten sonra Güllü’ye tekrar sarıldı. Vedalaşırken Güllü’nün anlayamadığı bir şeyler söyledi ve geldiği gibi aynı taksiye binerek çekip gitti. Güllü onun arkasından bakarken “Kadın gavur ama dürüstmüş” diyebildi. 

Asım, liseyi bitirdikten sonra bir kamu kuruluşunda işe girdi. Oğlu işe girince Güllü hemen oğlunu evlendirmek için kolları sıvadı. Oğlunun beğendiği kızı gidip istediler ve mahalle düğünüyle çocukları evlendirdiler. Bir yıl sonra bir erkek torunu olunca adını Bayram koydular, torun evin neşesi olmuştu. Kızı Gönül de büyüyüp koca kız olmuştu ve hafta sonu istemeye geleceklerdi. O gün hazırlıklar yapıldı akşam saatlerinde misafirler peş peşe eve gelmeye başladılar. Çay ve kahveler yapılırken Asım ağlayan oğlu Bayramı kucağına aldıktan sonra yere düşerken kucağındaki çocuk bir yana kendisi bir yana savruldu. Kimi çocuğa koşarken, kimi de Asım’a doğru koştu, Asım hareketsiz düştüğü yerde kıvrılıp kalmıştı. Misafirler onu sarstı, kaldırmaya çalıştılar fakat hiç bir hareket yoktu. Asım oğlunu kucağına alırken veya yere düşerken can vermişti.  

Asım’ın vefatından sonra karısı çocuğunu alarak baba evine döndü, Güllü’nin yalvarmaları sonuç vermeyince torununu göremez oldu. Kızı Gönül Asım’ın vefatından birkaç ay sonra tekrar istendi ve sade bir düğünle evlendiler. Güllü, evinde tek başına kalmıştı. Onun yalnızlığını gidermek üzere kızı Gönül arada bir uğruyor, her gelişinde de ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyordu.Çevresindeki komşularının çoğu kendi köylüsü veya komşu köylerden geldikleri, başı sıkıştığında yardımına koştukları halde o kendini terkedilmiş gibi hissediyordu. 

 



Bu yazı 75 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
5385 Okunma
4399 Okunma
3303 Okunma
2135 Okunma
1148 Okunma
924 Okunma
842 Okunma
713 Okunma
680 Okunma
539 Okunma
532 Okunma
477 Okunma
465 Okunma
462 Okunma
387 Okunma
383 Okunma
377 Okunma
359 Okunma
331 Okunma
326 Okunma
313 Okunma
302 Okunma
289 Okunma
253 Okunma
6327 Okunma
5595 Okunma
5385 Okunma
5191 Okunma
4915 Okunma
4907 Okunma
4713 Okunma
4399 Okunma
4212 Okunma
3895 Okunma
3554 Okunma
3400 Okunma
3312 Okunma
3303 Okunma
3195 Okunma
3120 Okunma
2566 Okunma
2335 Okunma
2135 Okunma
2098 Okunma
2037 Okunma
1497 Okunma
1424 Okunma
1241 Okunma
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI