Bugun...


YAZAR : CEM BAYINDIR

facebook-paylas
GÖK KAPILARININ ARDINDAN BİR YIL:-Prof. Dr. Zafer Gençaydın’a-
Tarih: 10-05-2026 11:24:00 Güncelleme: 10-05-2026 11:24:00


 

GÖK KAPILARININ ARDINDAN BİR YIL

 

:-Prof. Dr. Zafer Gençaydın’a-

 




Zamanın durmak bilmez akışı içinde koca bir yılı geride bıraktık. Tam bir yıl önce Türk resim sanatının bilge insanı, usta sanatçı Prof. Dr. Zafer Gençaydın hocamızı sonsuzluğun kucağına uğurlamıştık.

Onu andığımız bu ilk ölüm yıl dönümünde; aklımızda yankılanan sözleri, gözlerimizde kalan çizgileri ve ruhumuzda bıraktığı o derin iz, geçen zamanın ne denli anlamsız olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Çünkü bazı adlar, bedensel varlıklarının ötesinde, yarattıkları tinsel evrenle aramızda yaşamayı, bize yön vermeyi ve ışık tutmayı sürdürürler.

Zafer Gençaydın hocamın adı duyulunca akla ilk gelen, doğa ile insanın, bilim ile sanatın o ince dengesidir. Onu yalnızca bir ressam olarak değerlendirmek eksik bir tanımlama olur; o aynı zamanda bir “resim bilimcisi”, bir estetik kuramcısı ve yaşamını bilginin doğruluğuna adamış bir bilim insanıydı. Hacettepe Üniversitesi çatısı altında geçen meslek yaşamı, yalnızca öğrenci yetiştirmekle değil, sanatın “neden” ve “nasıl” var olduğunu kavramsal bir düzleme oturtmakla geçti. O, fırçasını eline aldığında sadece renkleri karıştırmaz, düşüncenin açımlamasını da tuvale işlerdi.

Onu son yolculuğuna uğurladığımız gün, doğduğu ve gönülden bağlı olduğu Ağın’da gökyüzü delinmişti. Mezarlıkta toplandığımızda toprağın susuzluğunu dindiren o inanılmaz yağmur, sanki doğanın da bu büyük bilgeye duyduğu son saygı duruşuydu. Bizler ıslanırken, o toprağıyla buluşuyor ve gökyüzü sanki yerle birleşip ona olan borcunu ödüyordu.

Kim bilir belki o gün Ağın’da yağan yalnızca su değildi; o, bir aydınlanma çınarının göçüşüne dökülen yaşlar, toprağın bağrına basacağı evladına sunduğu kutsal bir arınmaydı. O yağmur serinliğiyle içimize işlerken, Zafer hocanın doğaya, canlılara, insana, memleketine olan tutkusunu da anımsatan bir işaret gibi belleğimize kazındı.

Benim ve ailem için Zafer Gençaydın, çocukluğumdan beri saygıyla anılan bir figürdür. Babamın en sevdiği, en güvendiği dostlarından biriydi. Babam, Ankara’ya her gidişinde mutlaka hocamla buluşur, genellikle yolları Zafer Çarşısı’nda kesişirdi. O çarşının o dönemde entelektüel dokusu vardı ve kitap kokusu ve sanat galerileri arasında uygun bir mekânda buluşurlardı. Kitaplar, resim sanatı, edebiyatın geleceği ve siyasetin kördüğümleri üzerine saatlerce süren o derin söyleşiler, aslında bir kuşağın Türkiye’yi anlama ve anlamlandırma çabasıydı.

1985 yılındaki görüşmelerine beni de götürdüğünü anımsadığım babam, onun keskin zekâsına ve olayları süzgeçten geçiren o bilimsel titizliğine saygı duyardı. Zafer Hoca’nın sanat, resim, plastik sanatlar, estetik üzerine yorumları, babam için her zaman değerli ve belirleyici olurdu.

Yalnızca babamın değil, rahmetli amcam Ahmet Bayındır’ın da meslektaşıydı. Amcamın sergilerine de destek olmuştu. Onların arasındaki o mesleksel dayanışma ve ortak dil, ailemiz için her zaman bir kıvanç kaynağıdır. Bilimsel bir makalenin satır aralarından, bir resmin leke değerine kadar uzanan o geniş yelpazede, Zafer Hoca her zaman “doğru olanın, iyinin, estetiğin” peşindeydi. Sözcüklerin kökenine, tarihin gerçekliğine ve sanatın dürüstlüğüne olan bağlılığı, onu yalnızca bir akademisyen değil, gerçek bir cumhuriyet aydını kılıyordu.

Zafer Hoca’nın belleğimdeki en özel yerlerinden biri, entelektüel namusuna olan tanıklığımdır. Bir gün, tarihçi Enver Behnan Şapolyo’nun adını bir metnimde yanlış yazmıştım. Telefonum çaldığında karşıdaki o etkileyici tok ses, beni kırmadan ama büyük bir kararlılıkla uyardı. “Cem, Behnan olmalı, o adı düzeltirsen sevinirim,” dedi ve başladı anlatmaya. Behnan Hoca’nın kim olduğunu, Türk kültür tarihine kattığı değerleri ve onunla olan anılarını öyle bir zenginlikle aktardı ki, o görüşme benim için unutulmaz bir derse dönüştü. Onun için bir harfin bile önemi büyüktü; çünkü o harf, bir tarihin, bir kimliğin taşıyıcısıydı. Bilginin yanlış aktarılmasına göz yummaması, aslında bilime olan sarsılmaz saygısının bir sonucuydu.

Yaz aylarını iple çekmemin en büyük nedenlerinden biri, Ağın’da Zafer Hoca ile buluşma olasılığıydı. Onunla genelde orta kahvede ya da Birol Korkmaz ağabeyin marketinde kültür, sanat ve tarih üzerine yaptığımız derinlikli konuşmalar, belleğimi her zaman diri tutardı.

Öz Türkçe konusundaki duyarlılığı, konuşurken seçtiği o duru ve köklü sözcükler, Türkçenin ne denli güçlü bir düşünce dili olabileceğini bana her seferinde yeniden kanıtlıyordu. Onun sözcük dağarcığı, sanki binlerce yıllık bir bırakıtın bugünkü sesi gibiydi. Karmaşık kuramsal sorunları, herkesin anlayabileceği ama derinliğinden hiçbir şey yitirmeden duru anlatımla sunması, onun ne denli usta bir eğitimci olduğunu da gösterirdi.

Zafer Gençaydın’ın resimlerinde o ciddiyet vardır, yapıtlarında bir rastlantısallık göremezsiniz. Her leke, her çizgi ve her renk katmanı, bir düşünce süzgecinden geçerek oraya yerleşmiştir. O, bir ressam olarak görselliğin sınırlarını zorlarken, bir bilim insanı olarak da o sanatın arkasındaki yasaları araştırırdı. “Sanat, doğanın bir kopyası değil, onun yeniden ve bilinçle inşasıdır,” dercesine kurardı kompozisyonlarını.

Onun yapıtlarında Anadolu’nun eskil geçmişinden izler bulurken, aynı zamanda çağdaş dünyanın karmaşasıyla da hesaplaşan bir akıl görürsünüz. Bu bireşim, onu Türk resminin özgün adlarından biri yapmıştır.

Aramızdan ayrılışının birinci yılında, bıraktığı boşluğu her geçen gün daha fazla duyumsasak da biliyoruz ki, o inanılmaz bilgi birikimi, yetiştirdiği öğrenciler ve o soylu duruşu, sanatımızın ve kültür yaşamımızın damarlarında akmayı sürdürüyor. Zafer Hoca, öğrencilerine, çevresine yalnızca okuma yazmayı, resim yapmayı değil; bakmayı, görmeyi ve en önemlisi “düşünmeyi” öğretti.

Kim bilir, o gün Ağın’da gökten boşalan yağmur altında ıslanan; başta kardeşi ve meslektaşım Erkal Gençaydın ağabey olmak üzere, ailesi, dostları, öğrencileri, Ağınlı hemşehrileri ve sevenleri, aslında onun ektiği o sorgulama, düşünme, bilim ve sanat tohumlarının birer filiziydi.

Zafer Gençaydın hocam, ışığın ve bilginin o sonsuz yolculuğunda, bize her zaman kılavuzluk etmeyi sürdürecektir.

Onu, o güzel Türkçesiyle, güçlü konuşmasıyla, gür sesiyle, sarsılmaz bilimsel duruşuyla ve fırçasının her darbesinde gördüğümüz o büyük sanatçılığıyla anımsıyor; sonsuz saygı ve özlemle anıyoruz. Babama, amcama ve tüm o güzel insanlara bizden selam götür hocam. Anıların, yapıtların tüm insanlığa mirastır...

CEM BAYINDIR / 2026



Bu yazı 138 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
4062 Okunma
3651 Okunma
3627 Okunma
2370 Okunma
2160 Okunma
1008 Okunma
706 Okunma
658 Okunma
481 Okunma
436 Okunma
380 Okunma
379 Okunma
370 Okunma
319 Okunma
306 Okunma
296 Okunma
291 Okunma
290 Okunma
286 Okunma
282 Okunma
265 Okunma
263 Okunma
261 Okunma
232 Okunma
6373 Okunma
5627 Okunma
5551 Okunma
4997 Okunma
4966 Okunma
4781 Okunma
4768 Okunma
4489 Okunma
4062 Okunma
4007 Okunma
3986 Okunma
3655 Okunma
3651 Okunma
3627 Okunma
3512 Okunma
3446 Okunma
3225 Okunma
3162 Okunma
2611 Okunma
2370 Okunma
2160 Okunma
1249 Okunma
1083 Okunma
1048 Okunma
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI