Bugun...


YAZAR : CEM BAYINDIR

facebook-paylas
30 Ağustos İçin:KURDUN ÖLÜMÜ
Tarih: 13-09-2026 12:41:00 Güncelleme: 13-09-2026 12:41:00


30 Ağustos İçin:KURDUN ÖLÜMÜ

 

“Yahya Kemal’e de Sipahi Ocağında, ya da Park Otel’in barında sık sık rastlardım. Şişman gövdesi tıklım tıklım kendi benliği ile dolu olan üstat (usta), hoşsohbet (tatlı ve güzel konuşan) bir adamdı.

Bundan ötürü çoğu zaman birkaç hayranı bulunurdu yanında. Onlara kendi şiirlerinden mısralar okur, Osmanlı tarihinden vakalar (olaylar) anlatır, sırasına göre politik taşlamalar yapar, adam çekiştirirdi. Yerin dibine batırdığı birine ertesi günü rastlayacak olsa, her şeyi unutur, adamı bağrına basardı.

1920 yıllarında Millî Kurtuluş Savaşını destekleyen birkaç yazı yazmıştı İleri gazetesinde. Çok seviyor, çok önemli buluyordu bu yazıları.

Hele Alfred de Vigny’den ilham alarak (esinlenerek) kaleme aldığı “Kurdun Ölümü” başlıklı yazıya hayrandı. Büyük zaferi (Kurtuluş Savaşı zaferini) müjdeleyen (muştulayan) bir haykırış saydığı o yazıdan birçok cümleler belleğine iyice yerleşmişti. Kimi zaman tekrarlardı (yinelerdi) o cümleleri”

(Nadir Nadi, Perde Aralığından, s. 133)

"KURDUN DİŞİSİ VE YAVRULARI

Fransız mekteplerinde (okullarında) çocuklara şair Alfred de Vigny’nin "Kurdun Ölümü” diye meşhur (ünlü, tanınmış) bir şiiri okutulur. Bu şiiri dinlerken çocukların gözleri dolar, gönüllerinde saf (tertemiz) bir dağ rüzgârı eser. Fikirlerini hürriyet (özgürlük) ve istiklâl (bağımsızlık) sevdası alır.

Eski bir hanedanın asalet unvanını (soylu bir ailenin adını) taşıdığı gibi, hilkaten de asil (yaratılış olarak da soylu biri) olan şair Vigny sakin (soğukkanlı), münzevi (yalnızlığı seven), mütevekkil (işi oluruna bırakan) ve ahlâka en yüksek tarifini veren (anlatan) kadim (çok eski) felsefenin Revâkıyye (Stoacı) mezhebindendi. (kolundandı).

Kendi yaradılışına tamamıyla uyan bu mezhebin felsefesini hikâye kılıklı (öykü biçiminde) küçük bir şiirde canlandırmış.

Şair bu şiirinde bir kurt avındaki serencamını (yaşanan, başa gelen olay) anlatır:

Şair, dostları, birçok asilzadelerle (soylu kişilerle) dağlarda bir kurt avına çıkar. Vakit gece, ıssız bir ay aydınlığı var.

Alevlenmiş gibi yanan ayın üzerinden bulutlar geçiyor. Siyah ormanlar ufuklara kadar dayanıyor. Tabiatın böyle tenha bir saatinde avcılar birbiri ardından tüfekleri tetikte, yürüyorlar.

Bir aralık avcıların kurt avlarında en ziyade tecrübelisi (en çok deneyimlisi) yere yatıyor ve yerde taze tırnak izleri görüyor ve avcılara haber veriyor ki bu izler, oradan biraz evvel geçmiş iki kurtla iki yavrusunun izleridir.

Bütün avcılar hemen bıçaklarını hazırlıyorlar, tüfeklerini ve tüfeklerinin beyaz parıltılarını saklıyorlar. Ağaç dallarını ayıraraktan adım adım yürüyorlar, o sıra üç avcı duruyor, şair Vigny de ne gördüklerini aranıyor ve birdenbire karşısında iki alev saçan göz görüyor:

Kurt! Biraz ötede de yavruları ve gölgeleri raksa benzeyen bir kımıldanışla kımıldanıyor. Kurdun yavruları sessiz sessiz oynuyorlar, yavru olmakla beraber bir kurt sevk-i tabiîsiyle (içgüdüsel) biliyorlar ki düşmanları olan insanoğlu birkaç adım yakında, pusudadır.

Kurdun dişisi, bu tehlike karşısında, bir zamanlar Roma’nın banileri (kurucuları) Remus ve Romulus’u emzirdiği için Romalıların taptığı heykel gibi camit (donmuş, donuk) duruyor.

Erkek kurt anlıyor ki bütün yollar kapalı, ric’at tariki (dönüş yolu) kesilmiş, geliyor, ön ayaklarının tırnaklarıyla kumluğa saplanarak çömeliyor, üzerine atılan köpeklerin en ziyade cüretkârca saldıranını (en korkusuzca saldıran) seçiyor, o köpeğin gırtlağına dişlerinin bütün savletiyle (gücüyle) sarılıyor, avcılar üstüne vira (aralıksız, üst üste) ateş ediyorlar, vücudunu delik deşik bir hâle sokuyorlar, bıçaklarını böğrüne üşürüyorlar. (batırıp batırıp çekiyorlar)

Lâkin (Ama) kurt, demir gibi çene kemiklerini çözmüyor, köpeği bırakmıyor, nihayet köpeği gebertiyor.

Kurt, etine, kabzasına kadar saplı duran bıçaklarla çömelmiş kanlar içinde avcılara bir bakıyor. Avcılar tüfekleri tetikte, etrafını sarıyorlar.

Kurt ağzından akan kanları diliyle yalıyor, avcılara bir defa daha bakıyor. Nihayet nasıl öldürüldüğünü bilmeye tenezzül etmeksizin (başı dik, yiğitçe), iri gözlerini kapıyor ve hiçbir ses çıkarmadan ölüyor.

Şair Vigny, bu maceradan sonra başını tüfeğinin namlusuna dayıyor, dişi kurtla yavrularının peşinden koşmaya karar veremiyor ve diyor ki:

“Eğer bu iki yavru olmasaydı o güzel ve kederli dul, erkeğini bu büyük imtihan karşısında yalnız bırakmazdı!"

"Lâkin bir vazifesi (görevi) vardı, o iki yavruyu dağlara kaçırmak, onlara orada açlığa tahammül etmeyi (dayanmayı) ve şehirlerde bir lokma ekmeğe ve bir yatacak yere mukabil (karın tokluğuna) insanın önünde av avlayan zelil hayvanların (alçak köpeklerin) insanla akdettiği ittifaknameye (anlaşma yapmasına) hiçbir zaman dâhil olmamayı öğretmekti."

Şair Vigny hikâyesinin bu noktasında kalmıyor ve felsefesinin bir cezbesiyle (Stoacı düşüncenin coşkusuyla) şiirini bitiriyor, diyor ki:

“Hayattan ve bütün ıztıraplardan (acılar, üzüntüler) nasıl feragat edilir (cayılır, vazgeçilir) ? Ey ulvî (eşsiz) hayvanlar, yalnız siz biliyorsunuz!”

Yeryüzünde ne olduğumuzu ve arkamızdan ne bıraktığımızı bir kere iyice hesap ettikten sonra anlaşılır ki “ulvî (yüce, benzersiz) olan ancak sükûttur (susmak, sessizlik), maadası zaaftır. (gerisi boştur)”

Şâir, kurdun o son bakışında ne demek istediğini anlıyor. Asil hayvan, o son bakışıyla demek istiyor ki:

“İnlemek, ağlamak, yalvarmak hepsi zillettir. (aşağılayıcı işlerdir). Kaderinin seni sevkettiği yolda uzun ve ağır vazifeni (görevini) dişini sıkarak ifa et! Sonra da benim gibi hiç ses çıkarmaksızın ıztırap çek ve öl!”

Bu kurt hikâyesi kaç defa beni derin derin düşündürdü.

Zannettim ki şair Vigny “bizi”, bizim maceramızı anlatmış!

O erkek kurt, ölen ordudur; o dişi kurt, anne Anadolu’dur; o kurdun yavruları İnönü ve Dumlupınar çocuklarıdır ki dul annelerinden aldıkları dersi tekrar ediyorlar:

“Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklâl!” "

(Yahya Kemal Beyatlı)

(Düzenleme ve parantez içlerindeki açıklamalar benimdir)

CEM BAYINDIR

26 Mayıs 2017

KAYNAKLAR :

1-Emin Özdemir, Anı ve Anı Dilimiz Üzerine, Türk Dili Dergisi, 1 Mart 1972

2-Yahya Kemal Beyatlı, Kurdun Dişisi ve Yavruları, 4 Mayıs 1921, İleri Gazetesi

3-Nadir Nadi Abalıoğlu, Perde Aralığından, 1965

4-Yahya Kemal Beyatlı, Eğil Dağlar İstiklal Harbi Yazıları, 1966

5-Alfred de Vigny, Kurdun Ölümü, 1839; La Mort du Loup.

 



Bu yazı 1676 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
3896 Okunma
3389 Okunma
3137 Okunma
1057 Okunma
747 Okunma
712 Okunma
638 Okunma
637 Okunma
580 Okunma
457 Okunma
389 Okunma
386 Okunma
384 Okunma
378 Okunma
336 Okunma
323 Okunma
306 Okunma
296 Okunma
295 Okunma
275 Okunma
221 Okunma
197 Okunma
165 Okunma
147 Okunma
3997 Okunma
3934 Okunma
3896 Okunma
3674 Okunma
3601 Okunma
3398 Okunma
3389 Okunma
3327 Okunma
3283 Okunma
3137 Okunma
2703 Okunma
2653 Okunma
2532 Okunma
2523 Okunma
2460 Okunma
2303 Okunma
2187 Okunma
2067 Okunma
1585 Okunma
1275 Okunma
1194 Okunma
1057 Okunma
1052 Okunma
1000 Okunma
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI