BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR… BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…” Nâzım Hikmet Şiirin bu unutulmaz dizeleri, yalnızca bireysel özgürlüğü veya toplumsal dayanışmayı anlatmaz. İnsanın kendi kimliğini koruyarak toplumun müşterek hayatına nasıl katılabileceğini gösteren büyük bir insanlık tasavvuru ortaya koyar. Burada “ağaç”, tek ve hür insanı; “orman” ise farklılıklarını kaybetmeden kardeşçe yaşayabilen toplumu temsil eder. BİR AĞAÇ GİBİ… Ağaç, göğe doğru yükselirken köklerini toprağın derinliklerine salar. Güneşe yönelir; fakat beslendiği toprağı unutmaz. Rüzgârda eğilir; fakat kolayca yıkılmaz. Mevsimlerle değişir; ancak özünü kaybetmez. İnsan da bir ağaç gibidir. Kökleri ailesi, köyü, dili, türküsü, inancı, hatıraları ve kültürel mirasıdır. Gövdesi bugün kurduğu hayatı ve şahsiyetidir. Dalları hayallerini, yaprakları düşüncelerini, meyveleri ise dünyaya bıraktığı eserleri temsil eder. KÖKLER: AİLE, DİL, TÜRKÜ, İNANÇ VE HATIRA Köklerinden koparılan insan, bir süre daha ayakta duruyor gibi görünse bile zamanla içten içe kurumaya başlayabilir. Kendi kültürünü bilmeyen, atalarının tecrübelerini küçümseyen, toprağıyla ve müşterek hafızasıyla bağını kaybeden insan, rüzgârın önündeki kuru bir dala dönüşebilir. Bu nedenle hürriyet, köksüzlük değildir. Gerçek hürriyet; insanın kendi köklerinden beslenerek göğe doğru özgürce büyüyebilmesidir. GÖVDE: ŞAHSİYET VE BUGÜNKÜ HAYAT Gövde, insanın bugün hayatta kurduğu duruşu temsil eder. İnsan yalnızca geçmişinden ibaret değildir. Geçmişinden aldığı bilgi, değer ve tecrübeyi bugünün şartları içinde yeniden yorumlamak zorundadır. Sağlam bir gövde, ne geçmişi bütünüyle reddeder ne de geçmişte donup kalır. Köklerinden aldığı gücü bugünün hayatına taşır ve geleceğe hazırlanır. DALLAR: HAYALLER VE HÜR DÜŞÜNCE Dallar insanın hayalleridir. Her dal başka bir yöne uzanır. Çünkü her insanın düşüncesi, yeteneği, amacı ve hayat yolu farklıdır. İnsanların aynı kalıba sokulması birlik değildir. Gerçek birlik, farklı insanların aynı müşterek hayat içinde kendilerine özgü yönleriyle gelişebilmesidir. Bir toplumun gücü, bütün dalların aynı yöne uzanmasından değil; farklı yönlere uzanan dalların aynı hayat ağacını birlikte yaşatabilmesinden doğar. YAPRAKLAR: FİKİRLER Yapraklar, insanın düşüncelerini ve dünyaya sunduğu fikirlerini temsil eder. Her yaprağın biçimi, rengi ve gövde üzerindeki yeri farklı olabilir. Farklı düşünceler toplum için bir tehdit değil, doğru bir iletişim ve ahlak içinde büyük bir zenginliktir. İnsan düşüncesini özgürce açıklayabilmeli; fakat başka insanların düşünme ve konuşma hakkını da korumalıdır. MEYVELER: ESERLER VE GELECEĞE BIRAKILAN MİRAS Bir ağacın değeri yalnızca gövdesinin büyüklüğüyle değil, sunduğu gölge, ürettiği oksijen ve verdiği meyvelerle anlaşılır. İnsanın meyveleri de yetiştirdiği çocuklar, aktardığı bilgiler, yaptığı iyilikler, ürettiği eserler ve geleceğe bıraktığı kültürel mirastır. İnsan dünyadan ayrıldığında sözü, eseri, davranışları ve yetiştirdiği insanlar yaşamaya devam eder. TEK OLMAK: KENDİSİ OLABİLMEK “Tek olmak”, yalnız kalmak değildir. Kendi düşüncesine, iradesine, yeteneğine ve hayat yoluna sahip olabilmektir. Her ağaç farklı büyür. Kimi erken çiçek açar, kimi geç; kimi meyve verir, kimi gölgesiyle korur. Hiçbir ağacın diğerinin aynısı olması gerekmez. İnsanlar da aynı kalıba sokulamaz. Her insan, başka insanların haklarına zarar vermeden kendi sesiyle ve kendi iradesiyle yaşayabilmelidir. HÜR OLMAK: BAŞKASININ HAKKINI DA KORUMAK Hürriyet, insanın canının istediği her şeyi yapması değildir. Bir ağacın özgürlüğü, yanındaki ağaçların suyunu tüketmek, köklerini kurutmak ve gökyüzünü yalnızca kendisine ayırmak değildir. Gerçek hürriyet, kişinin kendisi olarak yaşayabilmesi kadar başka insanların da kendileri olarak yaşama hakkını korumasıdır. İnsan düşüncesini açıklayabilmeli, inancını yaşayabilmeli veya herhangi bir inanca bağlı olmamayı seçebilmeli, kendi dilini konuşabilmeli ve hayat yolunu baskı altında kalmadan belirleyebilmelidir. Fakat aynı insan, kendisi için istediği hakların başkaları için de geçerli olduğunu kabul etmelidir. Hürriyetin olgun cümlesi şudur: “Ben kendim olarak yaşayacağım; senin de kendin olarak yaşama hakkını koruyacağım.” BİR ORMAN GİBİ… Orman, yalnızca yan yana duran ağaçların oluşturduğu bir kalabalık değildir. Ağaçların kökleri toprağın altında birbirine dokunur. Su, mineral ve hayat paylaşılır. Yaşlı ağaçlar genç fidanları fırtınadan korur. Kuruyan yapraklar toprağa düşerek yeni hayatın besinine dönüşür. Kuşlar, böcekler, mantarlar ve sayısız canlı aynı hayat ağına katılır. Ormanda hiçbir canlı bütünüyle yalnız değildir. Toplum da böyle olmalıdır. İnsanlar yalnızca aynı ülkede yaşayan kalabalıklar değil; birbirini gözeten, bilgisini paylaşan, zayıfını koruyan ve müşterek hayatın sorumluluğunu birlikte üstlenen bir dayanışma ağı meydana getirmelidir. ORMAN OLMAK: DAYANIŞMAK, PAYLAŞMAK VE YAŞATMAK Tek başına hür olmak yeterli değildir. Yanındaki insan köleyse senin hürriyetin de güvende değildir. Komşunun çocuğu açsa senin sofrandaki bolluk gerçek huzur getirmez. Bir köy susuz kalmışsa şehirde akan çeşmeler müşterek hayatın adaletini göstermez. Bir usta bilgisini aktaracak çırak bulamıyorsa toplumun kültürel hafızası eksilir. Bir sanatçı sesini duyuramıyorsa ormanın bir kuşu susmuş demektir. Orman olmak; suyu, toprağı, ekmeği, bilgiyi, sorumluluğu ve geleceği adaletli biçimde paylaşabilmektir. KARDEŞÇESİNE: FARKLILIKLARLA BİRLİKTE YAŞAMAK Kardeşlik, herkesin aynı soydan, aynı düşünceden veya aynı hayat biçiminden gelmesi değildir. Kardeşlik; farklılıklara rağmen birbirinin hayat hakkını, onurunu ve hürriyetini korumaktır. İnsanları birbirine benzetmek kardeşlik değil, tek tipleştirmedir. Gerçek kardeşlik; bir insanın kim olduğunu sormadan yarasını sarmak, komşunun tarlasını imeceyle sürmek, yangında ağacı, selde hayvanı, savaşta çocuğu korumaktır. Kardeşlik yalnızca söylenen bir söz değil, günlük hayatta gösterilen bir davranıştır. AĞAÇ İLE ORMAN ARASINDAKİ DENGE Şiirin asıl sırrı, ağaç ile orman arasındaki dengededir. Yalnızca ağacı görürsek bencilliğe düşebiliriz. Herkes yalnızca kendi çıkarını düşünür; güçlü olan büyürken zayıf olan kurur. Yalnızca ormanı görürsek insanı kalabalığın içinde kaybedebiliriz. Toplum, devlet, parti, cemaat veya başka bir müşterek yapı adına bireyin sesi bastırılabilir. Oysa şiir, iki değeri birlikte dile getirir: Tek ve hür; fakat aynı zamanda kardeşçesine… İnsan topluma kurban edilmemeli, toplum da kişisel çıkarlara teslim edilmemelidir. Ne bireyi ezen bir topluluk ne de müşterek hayatı yağmalayan sınırsız bireycilik doğru bir hayat düzeni kurabilir. Gerçek hürriyet, köklerinden beslenerek büyümek; gerçek kardeşlik ise başkasının da güneşini, suyunu ve hayat hakkını korumaktır. BUGÜN NEDEN ORMAN OLAMIYORUZ? Bugün şehirlerde milyonlarca insan yan yana yaşamakta; fakat birbirini tanımamaktadır. Aynı apartmanda oturanlar selamlaşmamakta, aynı sokaktaki çocuklar birlikte oynamamakta, insanlar ekranlarda binlerce kişiyi takip ederken yanı başındaki insanın derdini bilmemektedir. Kalabalık büyürken toplum küçülmekte; binalar yükselirken insanlar birbirinden uzaklaşmaktadır. Mahalle kültürü, köy odaları, çeşme başları, imece alanları, meydanlar ve müşterek üretim mekânları giderek kaybolmaktadır. İnsanların buluşabileceği yerler azalırken yalnızca tüketebilecekleri alanlar çoğalmaktadır. Yan yana tüketen insanlardan bir orman meydana gelmez. Orman olabilmek için birlikte düşünmek, üretmek, paylaşmak ve sorumluluk almak gerekir. TOHUMDAN GELECEĞE Bir tohumun gelişebilmesi için toprağa, suya, güneşe ve korunmaya ihtiyacı vardır. Çocuklar ve gençler de böyledir. Onlara yalnızca nasihat vermek yetmez. Yaşayabilecekleri temiz bir tabiat, düşünebilecekleri özgür bir eğitim, üretebilecekleri bir atölye, kendilerini ifade edebilecekleri bir sahne ve köklerini tanıyabilecekleri canlı bir kültürel hafıza bırakılmalıdır. Bir çocuğa öğretilen türkü, bir gence aktarılan zanaat, korunan bir ata tohumu, temizlenen bir dere, dikilen bir fidan, onarılan bir köy evi, kayda alınan bir masal ve yeniden kurulan bir imece geleceğin ormanına ekilmiş tohumlardır. Tohumu korumak, onu bir sandıkta saklamak değildir. Onu toprağa ekmek, gelişmesine imkân vermek ve yeni bir hayata dönüşmesini sağlamaktır. KÜLTÜREL MİRAS ORMANI Kültürel mirasımız da bir orman gibidir. Türküler, masallar, halk oyunları, dokumalar, yemekler, şenlikler ve el sanatları bu ormanın farklı ağaçlarıdır. Her yörenin kültürü kendine özgüdür. Ege’nin zeybeği ile Karadeniz’in horonu, Trakya’nın karşılaması ile Kafkasların dansı, bozkırın bozlağı ile Torosların uzun havası birbirinden farklıdır. Fakat bu farklılıkların tamamı büyük kültürel miras ormanımızı meydana getirir. Birini üstün, diğerini değersiz sayamayız. Her yerel kültür, millî kültürün yaşayan bir dalıdır. Yerel kültürler ekindir. Millî kültür harmandır. Bu harmandan doğan müşterek bereket ise medeniyettir. Kültürel Miras Seferberliği’nin amacı bütün ağaçları birbirine benzetmek değildir. Her ağacı kendi toprağında, kendi rengi, dili ve kokusuyla yaşatmak; sonra hepsini büyük bir kültürel miras ormanında buluşturmaktır. ŞEHİRLERİMİZ ORMAN GİBİ OLMALI Bir orman gibi kardeşçe yaşamak istiyorsak şehirlerimizi de buna göre yeniden düşünmeliyiz. Şehirler, insanları birbirinden ayıran beton kulelerden ibaret olmamalıdır. Mahalleler, meydanlar, bahçeler, yaya yolları, sanat atölyeleri ve müşterek üretim alanları bulunmalıdır. Çocuk toprağa dokunabilmeli, yaşlı bir ağacın gölgesinde oturabilmeli, insanlar yürüyerek birbirine ulaşabilmelidir. Evler birbirinin güneşini ve ufkunu kapatmamalıdır. Köyler boşaltılmamalı; eğitim, sanat, sağlık ve üretim imkânlarıyla yeniden canlandırılmalıdır. Ormanı yok ederek kardeşlik kurulamaz. Dereleri kurutarak, hayvanları öldürerek, toprağı betonla örterek ve insanı tabiattan kopararak hür bir toplum meydana getirilemez. Tabiatla kardeşçe yaşamayı öğrenmeden insanlarla kardeşçe yaşamamız mümkün değildir. BU HASRET BİZİM Şair “Bu düzen bizimdir” demez; “Bu hasret bizim” der. Çünkü henüz bütünüyle ulaşamadığımız bir hayatı anlatmaktadır: İnsanın tek ve hür olduğu fakat yalnızlaşmadığı, toplumun kardeşçe yaşadığı fakat bireyi ezmediği, emeğin sömürülmediği, farklılıkların düşmanlığa dönüştürülmediği ve tabiatın yağmalanmadığı bir dünya… Hasret yalnızca beklemek değildir. Hasret, kavuşmak için yürümektir. Bir orman bir günde kurulmaz. Önce tohum ekilir. Sonra filiz korunur. Kök derinleşir, gövde güçlenir, dallar birbirine yaklaşır, kuşlar gelir ve gölge büyür. Bir gün tek tek ağaçlar, müşterek hayatın ormanına dönüşür. Bizim görevimiz, belki gölgesinde oturamayacağımız ağaçları bugünden dikmektir. Çünkü kültürel miras, geçmişten aldığımız bir emanet olduğu kadar geleceğe bıraktığımız bir tohumdur. İnsanın köklerini kaybetmeden büyüyebildiği, kendi gövdesi üzerinde dimdik durabildiği, başka ağaçların güneşini kesmeden dallarını göğe uzatabildiği ve kendisini korurken bütün ormanın hayatını da gözettiği bir dünya mümkündür. Bir ağaç gibi tek ve hür… Kendi kökü, kendi gövdesi, kendi sesi ve kendi iradesiyle… Bir orman gibi kardeşçesine… Birbirini koruyan, besleyen ve yaşatan müşterek bir hayat içinde… BU TOHUM BİZİM. BU ORMAN BİZİM. BU GELECEK BİZİM. BU HASRET BİZİM. KÜLTÜREL MİRAS SEFERBERLİĞİ Tasarımcı: Mehmet Yılmaz – KDT Sanal Okulu Sahibi ve Eğitmeni