Anımsıyorum; yaşım henüz çok küçüktü.
Keban Çayı gürül gürül akardı o zamanlar. Evimize kadar gelirdi o meşhur şelalenin sesi. Okula giderken sabahları ilk o ses karşılardı beni, ilçenin yaşadığının kanıtı gibiydi. Ailece pikniğe giderdik; sadece biz değil, onlarca aile Keban Çayı’nın serinliğinde nefes alırdı. Abilerim yüzerken, ben kenardan onları izler; "Bir gün büyüyeceğim ve ben de burada yüzeceğim" diye kendi kendime söz verirdim. Teyzem kucağına alır, beni suya daldırıp çıkarırdı; o serinlik hala tenimde...
Babam bazen o çaydan "sarı balık" tutardı. Kızartmasının lezzeti hala damağımızdadır. Keban Çayı’nın kendine has, yaşayan bir ekosistemi vardı.
Derken, o karanlık gün geldi.
Bir gün okuldan döndüm, mahallede garip bir hareketlilik... Herkesin dilinde aynı kahreden cümle: "Çayın suyunu kesmişler!" İnsanlar ellerinde filelerle bahçelerden aşağı iniyor, can çekişen son balıkları tutmaya çalışıyorlardı. O an kimse bilmiyordu; o tutacakları son balıklardı, o gün Keban’ın bir parçasını kopardılar bizden.
Peki, sonra ne mi oldu?
Keban Çayı kurutuldu. Kanalizasyon suları karıştı yatağına. Sarı balıklar bir daha hiç gelmedi. Kimse o çayda yüzemedi, kıyısında piknik yapamadı bir daha. Artık kimsenin gitmediği, terk edilmiş bir yere dönüştü çocukluğumuzun cenneti.
İlçemizin sürekli nüfus kaybettiği şu yıllarda hiç düşündünüz mü; Keban Çayı bizlere neler kazandırabilirdi? Arapgir’in Kozluk Çayı’ndan daha muhteşem, Darende’ye eş değer bir güzelliğimiz vardı bizim. Bir yanımız yemyeşil bahçeler, bir yanımız Seftil Dağı’nın heybeti... Aşkla akıyordu o çay.
Bugün bunu yüksek sesle dile getiriyorum:
Neden kurutuldu Keban Çayı? Kimse neden ses etmedi? Bunu okuyan ve çocukluğu o çayın kenarında geçen abilerim, ablalarım... Anılarınıza neden sahip çıkmadınız?
Bu ilçenin en büyük değerlerinden birini kaybettik ama geri kazanmak bizim elimizde. Ben bu güzelliği yeniden kazanmamız gerektiğini düşünüyorum. Deremiz yeniden aksın, Keban yeniden nefes alsın diye..
Miraç DOĞAN