Bugun...


YAZAR : SELAHATTİN YALÇINER

facebook-paylas
ELEDİM ELEDİM ÖLLÜK ELEDİM
Tarih: 03-01-2026 10:59:00 Güncelleme: 03-01-2026 10:59:00


ELEDİM ELEDİM ÖLLÜK ELEDİM

 

Anadolu annelerinin sadece türkülerde şiirlerde kalan bir olmazsa olmazını, anlatmak istedim bu yazımda. Annelerin olmazsa olmazı dememin sebebi, dünyaya getirdikleri bebeklerini hangi şartlarda büyütüp besledikleridir. Sevgili dostlar asırlar önceye, hatta yıllar öncesine çok fazla gitmeye gerek yok. Henüz bundan 50 yıl kadar öncesinden bahsedeceğim. Anadolu insanımızı doğurup büyüten o cefakar annelerimiz, bir yandan hanesinin işini aşını bir tamam ederken, bir yandan da soyunun devam etmesi becerisine sahipti. Muhakkak ki babalarımızın da işi pek kolay değildi, ama annelerimizin işleri bitmez tükenmezdi. Sabahın alaca karanlığında ev ahalisi mışıl mışıl uyurken, annelerimiz hılada ekmek azalmışsa ekmek pişirir. Önceki günden yoğurt mayalamışsa, yayık yayar yağını ayranını gelecek günlere azık olsun diye ayrı ayrı kaplara koyardı. O cefakar annelerimiz sabahın erken saatlerinde işleri bitirmek üzereyken ancak ev ahalisi bir bir yataklarından kalkardı. Annelerin işi biter mi? tabii ki bitmez. Davarı varsa çobana kavuşturmak için, evden birine ya o görevi verir, ya da kendisi koştura koştura davarını sığırını köyün sürüsüne katardı.

Annelerimizin o bitmez tükenmez işleri sürüp giderken, her Anadolu annesi gibi bebeleri de vardı. Yokluklar içinde bazen her yıl, bazen iki veya üç yılda bir evlatlar dünyaya getirirdi. O zamanın anneleri şimdiki annelerimiz gibi aynı rahatlık içinde değillerdi. Şu anda ki annelerin bebeleri ya kucağında ya omuzun da, ya da nenesinin dedesinin gözetimi altında büyüyüp giderler. Fakat köy ortamında hele hele o yokluk yıllarında, doğan bebelerin öyle keyif yapacak ortam bulmaları imkansızdı maalesef. Annesi sıkı sıkıya kundağını yapar bırakırdı beşiğine. Çocuktur ağlamaz mı? tabii ki ağlayacak ama kimin umurunda. Annesi ağlayan bebeğine bakmaya niyet etse, hemen kaynanası veya efendisi müdahale eder. Bırak ağlasın gelin çocuk dediğin ağlar zırlar öyle büyür. Sende eskiden çocuktun hepimiz öyle büyüdük, bizim canımız yokmuydu diye, gözü yaşlı annenin ayaklarına prangalar vururlardı adeta. Maalesef bunların tamamı birer gerçekti dostlar. Haliyle büyüklerimizde haklıydı. Bir anne bebeğinin başında çok fazla zaman kaybederse eğer, evin diğer işleri bitmezdi çünkü. Bunun en büyük nedeni ise, o yıllarda sadece bir lokma ekmek için, çalışırdı insanlar hiç durmaksızın. Annelerimizin daha nice işleri uğraşları vardı. Anlatmaya kalksam öyle bir iki sayfa falan yetmez. Ben sevgili dostlarıma annelerimizin önemli işlerinden sadece bir tanesini az da olsa anlatmaya çalışayım.

Başlık olarak yazdığım kısa sözcüklerden yaşça büyüklerimiz üç aşağı beş yukarı, ne yazacağımı tahmin etmişlerdir kesin. Ben bu konuyu genç kuşaklarımıza aktarmak istiyorum aslında. Maksadım ninelerinin dedelerinin kısaca atalarının, fakirlik ve fukaralığın diz boyu olduğu o eski zaman dilimi içinde, nelerle uğraşıp bizleri bu günlere nasıl getirdikleridir.

Anadolu kadını annelerimiz asırlardan beri, dünyaya getirdiği bebelerinin altını şu anda ki gibi hazır bezlerle bağlamazlardı. Çünkü o yıllarda sırtına giyeceği bezi dahi zor bulurken, bebeğinin altını bezle bağlaması imkansızdan da öte bir şeydi. Yeni doğmuş bebekler kalın bir bezin içine, daha önceden hazırlanmış içi taştan çakıldan elenip temizlenmiş, bildiğimiz toprağın içine belden aşağısına gelecek kadar şekilde yatırılırdı. Sonra bu kalın bezin içindeki toprak dışarıya dökülmeyecek şekilde  bebeğin belden ayaklarına kadar olan bölüm sarılıp bağlanırdı. Nimri köyümüzde ismine ''Öllük'' dediğimiz fakat başka yörelerde ''Höllük'' denen bu toprak, bebeğin altına konup bağlanmadan önce, biraz ısıtılır ki bebek doğal bir ısıyla birlikte rahat etsin diyedir. Öllük ısıtmanın başka sebebi de var tabii ki. Bebek Öllük toprağının içinde çıplak olarak yatarken, haliyle çişini vs yapacak. Hal böyle olunca, toprak ısıtılarak kurutulur. Ayrıca bu toprak öyle sıradan bir cins değilmiş. Su değdiği zaman çamur olmayan ve suyu emen kumsal bir cinse sahipmiş. Ben çocukken Öllük toprağını komşu evlerde görmüştüm. Hatırımda kaldığı kadarıyla sanki kızıl renge benzer gibiydi. Nimri köyümüzün Yazıtarla yöresinin toprağı adeta kızıl olduğu için, sanmıştım ki bu Öllük toprağını oralardan alıyorlar. Bu yazıyı yazmaya başlayınca Mithat Dehmenin eşi Eşo ablaya sorduk, Öllük toprağını nereden alıyordunuz diye. Eşo abla mezarlık tarafına geçmeden, eski mektebin olduğu bölgeden alındığını söyledi. Ayrıca Kibriye ablama da bu konuyu sordum, ablam bizim evimizde topraktan bir petek olduğunu, peteğin ebatı anlattığına göre, ortalama 50 cm yükseklikte 40, 50 cm eninde. Annemiz daha önceden eleyip temizlediği Öllük toprağını, bu peteğin içinde muhafaza edermiş. Dile kolay sevgili annem Fidan, ölenler hariç 8 evlat büyütmüş. Haliyle evde Öllük deposu bulunması çok sıradan bir durum. Demek ki annemiz daha önceden zaman buldukça depo ettiği Öllük toprağını, dünyaya getirdiği bebekleri için, kar kış düşünmesin diye hazır etmiş.

Anadolu insanımızın varlığında en büyük emek sahibi annelerimize bin selam olsun. Hakka yürüyen annelerimize Allah'tan rahmet, hayatta olan annelerimize sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

Selahattin YALÇINER

 



Bu yazı 2060 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
6016 Okunma
4554 Okunma
3066 Okunma
758 Okunma
690 Okunma
644 Okunma
601 Okunma
587 Okunma
555 Okunma
543 Okunma
459 Okunma
458 Okunma
437 Okunma
411 Okunma
399 Okunma
358 Okunma
325 Okunma
300 Okunma
279 Okunma
279 Okunma
270 Okunma
264 Okunma
260 Okunma
241 Okunma
6016 Okunma
5087 Okunma
4847 Okunma
4833 Okunma
4674 Okunma
4554 Okunma
4525 Okunma
4345 Okunma
4240 Okunma
4237 Okunma
4196 Okunma
4115 Okunma
4081 Okunma
3965 Okunma
3862 Okunma
3801 Okunma
3651 Okunma
3392 Okunma
3254 Okunma
3130 Okunma
3112 Okunma
3066 Okunma
2215 Okunma
2018 Okunma
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
YUKARI