ANDRÉ GİDE’İN JÜRİLİĞİ
Geçen gün kitaplarımın arasında daha önce hiç anımsamadığım kıyıda köşede kalmış ince bir kitaba rastladım, babamın kitaplarından kalmış olabileceğini de düşündüğüm kitap: “Cinayet Mahkemeleri Anıları”* adlı küçük boyutlu bir şeydi. Yazarı André Gide, dilimize çevireniyse Sami Selçuk.
Benim değilse, mesleği öğretmenlik olan babamın daha çok hukukçuları ilgilendirecek bir kitabı, cinayet mahkemelerini neden okuduğunu merak ettim önce. Sonra oturdum, göz gezdirmeye başladım.
Önce, André Gide’i tanımayanlar için kısaca anlatayım. Kilisenin tüm yapıtlarını yasak kitaplar listesine koyduğu, farklı bir kişilik olan Fransız yazar 1869’da doğmuş, 1947’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü almış, 1951’de de ölmüş.
Gide, yaşamı boyunca kimsenin söylemeye cesaret edemediği şeyleri söylemiş. “Herkes böyle yapıyor” denilen yerde “Neden böyle yapıyoruz?” diye sormuş. Toplumun doğru kabul ettiği her şeyi sorgulamış. Bunu yaparken de korkudan değil, meraktan yola çıkarak yapmış.
İşte böyle bir adam, artık babasının tanınmış bir hukuk profesörü olmasından mıdır bilinmez, bir gün kendisini cinayet mahkemesinde jüri üyesi olarak bulmuş. Sonra da gördüklerini yazmış. Hem de hiç çekinmeden.
Düşünün bir an. Hukuk eğitiminiz yok, herkes gibi bir yurttaşsınız. Mahkemeye çağrılıyorsunuz. Jüri üyesi olarak on iki gün boyunca cinayet davalarını dinleyeceksiniz. Bir insanın suçlu mu, masum mu olduğuna karar vereceksiniz...
Gide tam olarak bunu yaşamış. Ama 13-25 Mayıs 1912 tarihleri arasındaki Rouen Cinayet Mahkemesi jüri üyeliğinde her şeyi gözlemlemiş.
Mahkeme başkanının sanığa nasıl baktığını, koca hukuk insanlarının kürsüde nasıl tiyatro oynadıklarını, jüri arkadaşlarının kulaktan dolma bilgilerle nasıl karar verdiklerini, kürsüde savcının sesini nasıl yükseltip alçalttığını...
Ve bunların hepsini yazmış. Dürüstçe, açıkça, sakınmadan.
Şimdi şunu soracaksınız: “Bunları yazmak neye yarar, neyi değiştirir ki?”
Fransa’da çok şey değiştirmiş. Gide’in bu ince kitabı, yargı çevrelerinde büyük tartışmalara yol açmış. Kimileri adaletin yıpratıldığını kimileri de adaletin gerçek yüzünü gösterdiğini söylemiş. Sonunda bu tartışmalar ciddi hukuk reformlarına kapı aralamış.
André Gide’in kitabında beni en çok sarsan bölüm şu oldu:
-
"Öncelikle, eleştirileri biraz olsun yumuşatmak adına şunu belirtmek isterim. Bu oturumlar sırasında beni en çok etkileyen şey belki de herkesin -yargıç, savcı, avukatlar ve jüri üyeleri- görevlerini yerine getirirken gösterdiği vicdanlı tutumlarıydı. İtiraf etmeliyim ki, tüm bunlar beklentilerimin ötesindeydi; ancak sistemdeki bazı aksaklıkları daha da korkunç hale getirdi."
-
Bu son tümceye dikkat edin. Gide vicdanlı insanlar gördüğünü söylüyor ama tam da bu yüzden, sistemin hataları daha da ürpertici geliyor ona. Kötü niyetli insanlar kötülük yapıyor olsaydı, bunu anlamak daha kolay olurdu. Asıl korkunç olan iyi niyetli insanların haksızlığa nasıl alet olabildiklerini, haksızlıklara nasıl onay verdiklerini görmekte.
Ve Gide bu insanların adil sayılıp sayılmayacağını soruyor.
Bu soru rahatsız edici. Ama sorulması zorunlu...
Kitabı 45 yıl önce Türkçeye kazandıran hukuk insanı Prof. Dr. Sami Selçuk, Gide’in sözcüklerini değil, sesini, ruhunu, hatta soluğunu da Türkçeye taşımış. Bu kolay iş değildir.
Gide bir yerde yeni bir kente gittiğinde kendisini çeken dört şeyden birinin adalet sarayı olduğunu yazar. (Öteki üçü ise kentin parkları, kent çarşısı, kent mezarlığıymış)
Bu sözü ilk okuduğumda “ne tuhaf bir tercih” dedim. Çünkü ben yıllarca avukatlık yaptım ama en görmek istemediğim yerlerdendi adalet sarayları…
Acaba adalet sarayları Gide’in yaşadığı yıllarda bir toplumun hukuka verdiği değerin taş ve betonla ifade edilmesi midir, bilemedim. Yani bina ne denli özenli, ne denli yüksek, ne denli alımlıysa; o toplumun adalete bakışı da o denli güçlü mü sayılırdı? Buna katılmak olası değil. Biz nice görkemli adalet sarayları gördük de içlerinde hukuku mumla arayıp bulamadık.
Gide özetle ulusların ve insanların, suç ve adalet konusunda aşağı yukarı aynı kaygılardan hareket ettiğini söylüyor. Dil ayrı, kültür ayrı, yüzyıl ayrı. Ama insanın adaleti arama çabası hep aynı.
Bu çaba arada yanılıyor. Kimi zaman büyük haksızlıklar doğuruyor. Ama hep sürüp gidiyor...
Gide bunu bir cinayet mahkemesinin sert ışıkları altında görmüş. Ben de onu, yıllar sonra, Selçuk’un yetkin kalemiyle rastlantıyla buldum.
Kalın yasalardan çok daha fazlasını anlatan bu incecik kitabı adaletsizliğe, haksızlığa öfke duyan, vicdanlı herkese öneriyorum...
Cem Bayındır / 2026
*Andre Gide, Souvenirs de la cour d'assises, 1914, (Cinayet Mahkemeleri Anıları), Çeviren: Sami Selçuk, Kadıoğlu Matbaası, Ankara, 198
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|